Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Vurgun Mahallesi’nde hesap vakti'' diye yazdı.
Şamil Tayyar, fon olayıyla ilgili dün bir paylaşım yaptı.
Sözleri öyle geçiştirilecek türden değil.
Dedi ki:
“Her şey gözümüzün önünde oldu, vurgun mahallindekiler bizim çocuklardı. Sözüm ona finans dehasıydılar, yerli ve milliydiler. Yağma coşkusuyla kendi finansal iktidarlarını kuruyorlardı. Yozlaşa yozlaşa, göz göre göre, zehirli sarmaşık gibi mahalleyi kuşattılar. Oyunu bozan Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. Akın Gürlek Bakan sahaya indi…”
★
Bu cümleler, aslında yıllardır Türkiye’nin en büyük problemlerinden birine parmak basıyor:
“Bizden olan yapar, bizim mahalleden olana dokunulmaz” anlayışına.
İşte asıl çürüme burada başlıyor.
Çünkü bir ülkede yolsuzluğun, usulsüzlüğün, vurgunun rengi olmaz.
Partisi olmaz.
Mahallesi olmaz.
“Bizim çocuk” diye korunan her isim, devlete olan güvenin duvarından bir tuğla söker.
Bugün Şamil Tayyar çıkıp açık açık “Vurgun mahallindekiler bizim çocuklardı” diyorsa, bu sözün üzerinde durmak gerekir.
Kim bu çocuklar?
Kim korudu?
Kim göz yumdu?
Kim görüp sustu?
Kim “bize zarar gelmesin” diyerek dosyaların üzerine oturdu?
Asıl cevap verilmesi gereken sorular bunlar.
★
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oyunu bozduğu söyleniyor.
Eğer gerçekten öyleyse, şimdi geri dönüş olmamalı.
Çünkü bu saatten sonra yarım kalan her operasyon, kapatılan her dosya, korunan her isim çok daha büyük bir siyasi ve vicdani yük doğurur.
Ve Akın Gürlek sahaya indirildiyse, saha temizlenmeli.
Ama sadece kenardaki taşlar toplanarak değil.
Merkeze kadar gidilerek.
Çünkü vatandaş artık birkaç küçük ismin öne sürülüp büyük isimlerin arka kapıdan çıkarıldığı tabloları görmek istemiyor.
★
Milletin beklentisi çok açık:
Ucu kime dayanıyorsa dayansın, gidilsin.
İş insanına mı?
Gidilsin.
Bürokrata mı?
Gidilsin.
Belediye başkanına mı?
Gidilsin.
Milletvekiline mi?
Gidilsin.
Eski bakana mı?
Gidilsin.
Bugünün güçlü isimlerine mi?
Yine gidilsin.
Çünkü hukuk güçlüye çarptığında duruyorsa, orada adaletten söz edilemez.
Vatandaş küçük bir borcunda devletin nefesini ensesinde hissederken, milyonların ve milyarların konuşulduğu dosyalarda “ama”, “fakat”, “bizden”, “onlardan” hesabı yapılamaz.
Yapılırsa çürüme büyür.
Çürüme büyürse yalnızca siyaset zarar görmez.
Devlet zarar görür.
Toplum zarar görür.
Adalet duygusu çöker.
Şamil Tayyar’ın “çürük yapıları yıkıp dönüştürmek” benzetmesi bu yüzden önemlidir.
★
Evet, çürük yapılar yıkılmalı.
Ama binanın sadece dış cephesi boyanarak dönüşüm olmaz.
Kolon çürükse kolon değişecek.
Temel bozuksa temele inilecek.
Kim o yapıyı yıllarca ayakta tuttuysa, onun da hesabı sorulacak.
Yoksa yapılanın adı temizlik değil, makyaj olur.
Bugün önümüzde çok net bir eşik var.
Ya gerçekten “bizim çocuklar” dönemi kapanacak…
Ya da birkaç yüksek perdeden yapılan açıklamanın ardından her şey yeniden eski sessizliğine gömülecek.
★
Fakat bu kez mesele birkaç isimden ibaret değil.
Mesele bir zihniyet meselesi.
Mesele, “bizdense sorun yok” anlayışının kökünden sökülüp sökülmeyeceği meselesi.
Çünkü “bizim çocuklar” düzeni yalnızca birkaç kişiyi koruyan bir sistem değildir.
O düzen, liyakati öldürür.
Adaleti çürütür.
Devleti içeriden kemirir.
Milletin güvenini tüketir.
Ve en tehlikelisi, suçu yapanı değil, suça karşı çıkanları yalnızlaştırır.
★
Bu yüzden eğer gerçekten bir hesaplaşma başladıysa, yarım bırakılmamalı.
Çünkü yarım kalan temizlik, pisliği gizler ama ortadan kaldırmaz.
Bugün bazı kapılar çalınıyorsa, yarın daha büyük kapılar da çalınabilmeli.
Bugün bazı isimler sorgulanıyorsa, yarın dokunulmaz sanılan isimler de sorgulanabilmeli.
İşte o zaman vatandaş “adalet var” der.
İşte o zaman “kimse devletin üstünde değil” sözü anlam kazanır.
Aksi hâlde yine aynı filmi izleriz:
Birkaç kişi gider.
Birkaç dosya kapanır.
Birkaç manşet atılır.
Ve düzen kaldığı yerden devam eder.
★
Ama artık mesele birkaç kişinin gitmesi değil.
Asıl mesele, o düzenin yıkılmasıdır.
Çünkü bu ülkenin ihtiyacı yeni “bizim çocuklar” değil.
Bu ülkenin ihtiyacı, kim olursa olsun hesap vereceğini bilen insanlardır.
★
Ve en sonunda söylenecek söz şudur:
Bizim çocuklar dönemi bitecekse, gerçekten bitsin.
Yoksa birkaç kişiyi gönderip aynı düzeni ayakta tutmanın adı temizlik değil, NÖBET DEĞİŞİMİDİR.