Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Köşe Yazarı Yıldırım Üzümcüoğlu bugünkü yazısında ''Egemenlik kadının eseridir'' diye yazdı.
Bu yazıyı ön yargılarınızı bir kenara bırakarak; isterseniz ön yargılarınıza kısa mola vererek, isterseniz ön yargınızı zorunlu ve süresiz izne göndererek okuyunuz.
Hoşgörünüz fikirlerinizin izin verdiğinden daha yumuşak olsun ki; tavrınız olgun olsun…
Günümüzde güçlü bir egemenlikten bahsetmek ne kadar mümkün?
Egemenliği zayıflatmaya, güçsüzlüğe götüren yol; öncelikle fiziki (Türkiye için Kurtuluş Savaşı) mücadelenin kazanılmasının ardından, elde edilmiş olan toplumsal kaynaşmanın uzun vadeli olarak korunmasından vazgeçilmesidir. Eğitim, sanayi yatırımlarının ardından üretim, fiziki mücadele sırasında oluşan bağların korunmaması ve daha da güçlenmesini sağlayacak etkenlerin kasten zayıflatılması, mevcut olanın da muhafaza edilmemesidir.
Ekonomik özgürlüklerin tesis edilmesi ile birlikte; devletleri devlet yapan üç ana faktörden uzaklaşmaktır.
Adaletin aşındırılması, adıyla var ama uygulamasında mağdurlar olması,
Güven hissinin yok olması ya da çok zayıflaması,
Milli duygu ve düşüncelerin birliğini sağlayan; milliyet meselesinin aşındırılması.
Vergi adaletsizliği.
Egemenlik; milli duygular ile beslenen milli güç, yere basıldığında toz kaldıran, masaya vurulduğunda çakalları dağıtan gücün zirve halidir.
Milli kelimesi ve anayasada tanımlanan Türk milletinin ayarları, bilinçli olarak kurcalanarak, “tu kaka” ilan edilerek, tartışmaya açarak ya da içi boşaltıldığı sürece eriyecek, aşınacaktır.
Devletin ana unsuru olan birey, aile, millet adım adım özünü kaybedecektir. Devletin kendini koruyan kanunları zayıflatılarak, egemenliğin ilk ve son kalesi olan Türk milletinin ruhsuz bedenlere dönüştürülmesi sağlanacaktır.
Egemenliği korumak pek çok şartların korunmasına bağlıdır.
Beyin göçü
Milletin güçlü hale gelmesini sağlayacak kişisel başarıları destekleyecek ortamlar tesis edilerek; son yıllarda yaşanan beyin göçüne fırsat verilmemelidir. Cazip hayat ve mesleki şartlar sağlanarak; tersine beyin göçü operasyonları yapılmalıdır.
Egemenlik; milleti millet yapan niteliklerin belli bir kıvamda nabız sağlanarak, dengeli bir tansiyonla, sürdürülebilir politikaların üretilmesi ile güçlendirilmelidir. Milletin devletini ve egemenliğini koruma gücünü tekrar tam güvenle hissetmesi sağlanmalıdır. Bu güç savaşmadan, vatanın fiziki sınırlarını Mustafa Kemal Atatürk’ün hedeflediği sınırlara genişletir.
Devletin büyümesi, sınırları içerisine hiçbir kayıt ve bilgisine sahip olunmayan yabancı insanların, demografik yapıyı bozacak şekilde yığılması değildir
Egemenlik; adaletiniz, zenginliğiniz, sayısal ve öz güveni yüksek bireylerinizle; oluşturduğunuz bir güçlülük duygusu yaratır. Bu güç cazibe merkezi olmanızı sağlayacaktır. Sizinle savaşmaktansa gücünüzle güçlenmek isteği ile başka ülkelerin, uluslararası ortamlarda yanınızda yer almasını sağlayacaktır.
Egemenliğin var ya da yok olması
Egemenliği yok etmek; güçlü toplum mühendisleri kadronuz var ise; çok da güç değildir.
Belli bir planla; milletin temel yapısı olan bireylerin ahlaki yapısıyla ve aile yapısı ile gelenek, görenek ve kültürel değerlerle oynarsınız. Aileyi yok ettiğinizde; yok olacak bir milletin egemenliği de kalmayacaktır.
Öncelikle egemenliği güçlendirmek için yapılması gerekenleri tersine çevirirsiniz. Egemenlikte ilk temel taş birey ve aile iken; önce onu yok edemeyeceğinize göre; tersten sırası ile ekonomiyi dalgalı hale getirirsiniz. Ekonomik sarsıntıya giren bireyler tekrar eski standartlarını kazanmak için kirliliği göze alabilirler. Hatta kirlendikçe daha fazlasını hırsla kazanmaya çalışırken; risklerini arttırıp daha da pisliğe batarlar. Çok kaybedenler ve çok kazananlar, bazen ahlaki ve milli değerlerden vaz geçerek maddiyat peşinde, önlerine çıkan her şeyleri yok edebilirler.
Sonra da ekonomik gücü kazanmak, korumak, sürdürmek için fuhuş, hırsızlık, kaçakçılık, rüşvet, uyuşturucu vs. ile tanışırlar.
Kanunlar kişilere göre çalışmaya başlar ve adalet sarsılıp, aşınabilir.
Sistem üretkenlikten uzaklaştıkça; egemenliğin damarı olan gelirlerini korumak için vergileri sürekli artırır.
Küçük işletmelerin ve sanayinin ardından tüm üretenler zincirleme olarak yok olurlar ve ekonomik depremle aile yok olmaya başlar…
Atom Parçalandı
Türkiye için düşünürsek, dünya; egemen Türk devletlerini istememektedir. 2001 yılına kadar Türkiye’de pek çok ekonomik kriz yaratan dış güçler anladılar ki; Türkiye egemenliğini ekonomik krizlerle yitirmez.
Çünkü her krizde küçük aileler, yani yeni nesil; kendi köylerine göç etmeyi bile göze alarak, ebeveynlerine dönerek daha güçlü bir hale dönüşebilmektedir. Başı dara düşen her Türk vatandaşı ailelerinin korumasına sığınabilmektedir.
Küresel oyunların senaristleri ve stratejistleri bunu geç fark etmiştir. O halde taktik değiştirmek gerekmektedir. Türk milletinin esas yapı taşı olan ailenin atomu denilebilecek kadını yeniden şekillendirmeye karar verdiler. Kadınların kendisini güçlü hissedeceği kanunlar yine geleneksel tavrımızla, “derle topla”, ”kopyala yapıştır” yöntemiyle hukuka eklendi. Belki bilerek ve planlı, belki de gaflet ile…
2005 yılından itibaren kurulan aile mahkemeleri sayısal olarak çoğalmak zorunda kaldı. Çünkü TV’ler, diziler, sinema filmleri, belden aşağı komiklik yapanlar ve sosyal medya kadının saygınlığını eritmeye, törpüleyip öğütmeye başladı.
Ve atom parçalandı…
Milletimizin yoğun hissi; “BİZ” iken “BEN” duygusu dönüşümü sağlanarak; kardeş ve ebeveyn bağları kopartıldı.
Aile yok edilme yolunda büyük hızla ilerliyor. Egemenliği sağlayan ve en önemli olan temeli kaybetmek üzereyseniz; diğer maddeleri saymaya gerek kalmamıştır.
Aile; milletin en küçük modeli ve kaynağıdır. “Yuvayı dişi kuş yapar” sözünün anlamını çözen dış güçler; dişi kuş üzerine oynamış ve büyük kazanç elde etmiştir. Aynı adımın devamında gençler güçlü devlet için; güçlü millet anlayışından, uyuşturucu kurbanı, amaçsız, ilkesiz, ruhsuz bedenlere dönüştürülmüştür. Dönüştürülmeye devam edilmektedir.
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözündeki egemenliği kişilere özgü düşünürseniz, yani kişilerin egemenliğini yaratırsanız; demokratik, laik temel taşlarını çekip almış olursunuz.
Yolunuz demokrasi otobanı olmaktan monarşik bir patikaya dönüşür.
Türk tarihinde Türk aile yapısının güçlülüğü ve EGEMENLİĞİN kaynağı daima kadın olmuştur. Parçalanan atom egemenliğin en temel yapı taşıydı. Geleceğin sahibi insanların ilk öğretmeni olan, kültürünü bebesine aşılayan anne yoksa; aile ve millet yoktur.
Güce ulaşmak egemenliği nasıl sağlamışsa; akış tersine dönerek egemenliği yok etmiş olacaktır.
O halde egemenlik, Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabe'sinden ilham alarak yaşayacak vatan evlatlarını yetiştirecek ilk öğretmenlere; ANA olacak Hatunlara, HAN’lara emanettir.
Egemenlik Türk kadınının eseridir
Türk kadını; EGEMENLİKTİR…
Türk kadını; HAN’dır.
Türk kadını; Ece’dir.
Türk kadını; istikbal ve İstiklalin mimarı, savaşçısı, Asena’sı, Tomris’idir.
Türk kadını yoksa; Türk milleti ve Türk devleti yoktur.
Kadınlarımız ve erkeklerimiz; son yıllardaki yırtılmış yıpranmış Türk kadını kimliğine sahip çıkmazsa; yeni nesiller ruhsuz ve bilinçsiz et yığınları olacaktır.
Et yığınları savaşmaz.
Et yığınları hiçbir şeyi başaramaz.
Çünkü o bedenlerin ruhuna kadınlar, anneler millet bilincini üflememiştir.
Bir anne; millet, devlet, egemenlik bilincine sahip olmadıkça evladı da bu bilinçten mahrum kalacaktır.
Türk ailesi Türk kadınının eseridir.
Türk milleti ailenin eseridir.
Devlet ve Egemenlik, Milletin eseridir.
Kısaca EGEMENLİK; Türk kadınının eseridir.