Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Bu şehirde bir de konuşulanlar var…'' diye yazdı.
Bu şehir depremde çok şey kaybetti.
Canlarını kaybetti.
Evlerini kaybetti.
İş yerlerini, hatıralarını, yılların birikimini kaybetti.
Nice aileler dağıldı.
Nice ocaklar söndü.
Nice umutlar enkaz altında kaldı.
Ama nedense…
Bu şehirde binlerce insan her şeyini kaybederken, bazılarının nasıl olup da servetine servet kattığına ilişkin söylentiler de hiç eksik olmadı!
★
Evet, yanlış okumadınız!
Bu şehirde konuşulanlar var.
Hem de öyle böyle değil!
Sigorta şirketlerinden gerçek zararın çok üzerinde tazminat alındığı iddiaları…
Bir gecede ortaya çıktığı öne sürülen servetler…
Saklanan altınlar…
Alçıpan duvarların arkasına gizlendiği anlatılan külçe külçe altınlar…
Bazı kuyumculara emanet edildiği iddia edilen yüklü miktarda paralar…
Hatta çantalar dolusu parayla kuyumcuların kapısından girip ellerinde yalnızca bir kartvizitle çıktıkları konuşulan koca koca adamlar!
★
Neler anlatılıyor neler…
İnsanın duydukça aklı almıyor!
İlk anda, "Hadi canım sen de! Bu kadarı da olmaz!" diyesi geliyor.
Fakat anlatılanlar çoğaldıkça, iddialara yeni ayrıntılar eklendikçe, birtakım isimler telaffuz edildikçe insan ister istemez durup düşünüyor.
Acaba gerçekten böyle şeyler yaşanmış olabilir mi?
İşte asıl mesele burada başlıyor!
Hangisi gerçek, hangisi iftira?
Sahiden…
Anlatılanların hangisi doğru?
Hangisi şehir efsanesi?
Hangisi kıskançlığın ürünü?
Hangisi düpedüz iftira?
Hangisinin altında gerçekten araştırılması gereken bir usulsüzlük yatıyor?
★
Açık konuşayım…
Bilmiyorum!
Bilmediğim bir konuda ahkâm kesecek değilim.
Elimde somut bir belge, doğrulanmış bir bilgi veya güvenilir bir delil olmadan hiç kimseye suçlu damgası vuracak da değilim.
Çünkü gazetecilik, sokakta duyulan her söylentiyi gerçek kabul edip insanları kamuoyu önünde mahkûm etmek değildir.
Gazetecilik; kuşkulanmak, araştırmak, sorgulamak, belgeye ulaşmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır!
Ama…
Bu şehirde konuşulanları da bütünüyle yok sayamayız!
Hele ki söz konusu olan, on binlerce insanın hayatını altüst eden 6 Şubat depremleriyse…
Hele ki birileri gerçekten bu büyük felaketi haksız kazanç kapısına çevirmişse…
İşte orada durmak gerekir!
İşte orada sormak gerekir!
Bu şehir enkaz altında can çekişirken, gerçekten birileri haksız kazanç peşinde miydi?
★
Kimsenin servetinde gözümüz yok!
Kimsenin malında mülkünde gözümüz yok.
Kimsenin altınıyla, parasıyla, servetiyle derdimiz yok.
Çalışmış, kazanmış, biriktirmiş…
Helali hoş olsun!
İster kasasında saklasın, ister duvarının arkasında…
Yasal yollarla kazanılmış, vergisi verilmiş, hesabı kitabı belli bir servet bizi ilgilendirmez.
Çünkü bizim derdimiz zenginlikle değil, varsa haksız kazançladır!
Ama…
Eğer birileri gerçekte uğramadığı zararı uğramış gibi gösterdiyse…
Eğer birileri sahte beyanlarla hakkı olmayan tazminatları aldıysa…
Eğer birileri başkalarının acısını kendi çıkarına dönüştürdüyse…
Eğer birileri deprem felaketini fırsat bilip hukuk dışı yollarla servet edindiyse…
İşte o zaman mesele değişir!
Çünkü mesele kimin ne kadar zengin olduğu değildir.
Mesele, o zenginliğin nasıl elde edildiğidir!
Bunu birbirinden ayırmak zorundayız.
Depremden sonra para kazanmak başka şeydir, depremin acısından haksız kazanç sağlamak bambaşka şeydir!
Aradaki farkı herkes iyi bilmeli.
★
Bugün şehirde fısıltıyla konuşulanların yarın somut belgelerle ortaya çıkıp çıkmayacağını kim bilebilir.
Belki anlatılanların tamamı asılsız çıkacak.
Belki bir kısmı şehir efsanesinden ibaret kalacak.
Belki de devletin ilgili kurumlarının yapacağı ciddi bir inceleme, hiç tahmin edilmeyen gerçekleri gün yüzüne çıkaracak.
Bunu zaman gösterecek.
★
Ancak ortada gerçekten bir usulsüzlük varsa bunun üzeri örtülmemeli!
Kim yapmışsa araştırılmalı.
Kimin adı geçerse geçsin, somut deliller hukuk önünde değerlendirilmeli.
Ne paranın gücü…
Ne makamın gölgesi…
Ne de çevrenin genişliği kimseye ayrıcalık sağlamalı!
Çünkü hukuk karşısında herkes eşittir.
Öyle de olmak zorundadır!
★
Elbette suç isnadı dedikoduyla değil, delille yapılır.
Bir insanın suçlu olduğuna da ancak bağımsız ve tarafsız yargı karar verir.
Fakat bir gün o deliller ortaya çıkar, gerçekler bütün çıplaklığıyla gün yüzüne serilirse…
Kimse kendisini dokunulmaz sanmasın!
Kimse parasına güvenmesin!
Kimse makamına, çevresine veya kurduğu ilişkilere sığınmasın!
Çünkü bu şehirde insanlar enkaz altında yakınlarını ararken, gerçekten birileri enkazın üzerinden haksız servet biriktirdiyse bunun hesabı mutlaka sorulmalıdır.
Ve o gün geldiğinde… Bugün servetine güvenenlerin yarın ağlama duvarına koşması da kimseyi şaşırtmasın!
★
Şimdi vicdan sahiplerine sesleniyorum!
Buradan açıkça çağrıda bulunuyorum!
Bu şehirde yaşanan felaketin ardından, hukuka aykırı yollarla haksız kazanç elde edildiğine ilişkin somut bilgi veya belgesi bulunan herkese sesleniyorum.
Eğer bildiğiniz bir usulsüzlük varsa, susmayın!
Elinizde belge mi var?
Fotoğraf mı var?
Hukuka uygun yollarla elde edilmiş bir ses kaydı mı var?
Resmî yazışma mı var?
Gerçeği ortaya çıkarabilecek başka bir delil mi var?
Bana ulaşın!
★
Ancak özellikle altını çiziyorum:
Dedikodu değil, belge istiyorum!
İftira değil, gerçek istiyorum!
Kişisel husumet değil, kamu yararına hizmet edecek somut bilgi istiyorum!
Bana ulaşan her bilgi gazetecilik ilkeleri çerçevesinde titizlikle incelenecek.
Belgelerin doğruluğu araştırılacak.
İddiaların muhataplarına cevap hakkı tanınacak.
Yayımlanması hukuken mümkün olan ve kamu yararı taşıyan gerçekler, gerektiğinde ilgili kurumların da bilgisine sunularak kamuoyuyla paylaşılacak.
Kaynakların kimlikleri, gazetecilik etiği ve hukukun izin verdiği sınırlar içinde özenle korunacaktır.
★
Burada kimsenin kişisel hesaplaşmasına aracılık etmeyeceğiz.
Kimsenin iftirasına kalemimizi kullandırmayacağız.
Ama gerçek bir usulsüzlüğün üzerinin örtülmesine de göz yummayacağız!
Çünkü bizim görevimiz güçlüden yana olmak değil, gerçeğin peşinden gitmektir!
Şayet iddialar somut delillerle doğrulanırsa…
Şayet gerçekten kamu kaynakları, sigorta ödemeleri veya deprem mağduriyetleri üzerinden hukuka aykırı kazanç sağlandığı ortaya çıkarsa…
Ve bu bilgiler hukuken yayımlanabilecek nitelikteyse…
O zaman o isimleri kamu yararı gerektirdiğinde büyük puntolarla yazmaktan da geri durmayız!
Ancak kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesine de izin vermeyiz.
Çünkü bizim meselemiz insanları hedef göstermek değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır.
★
Unutmayın…
Depremin enkazı kaldırılır.
Yıkılan binalar yeniden yapılır.
Yollar açılır.
İş yerleri yeniden kurulur.
Şehirler bir şekilde ayağa kalkar.
Ama…
İnsanların acısı üzerinden elde edilmiş haksız kazancın toplum vicdanında açtığı yara kolay kolay kapanmaz!
★
O nedenle soruyorum:
Birileri gerçekten bu felaketten haksız kazanç sağladı mı?
Sağladıysa nasıl?
Kimlerin yardımıyla?
Hangi yöntemlerle?
Ve bütün bunlar yaşanırken denetim mekanizmaları neredeydi?
Bunlar cevabı aranması gereken sorulardır.
Ama cevapları dedikodularla değil, belgelerle ortaya konulmalıdır.
Biz kimsenin servetinin değil, varsa haksız kazancının hesabını soruyoruz!
Çünkü depremde evini kaybeden insanın hakkı da…
İş yerini kaybeden esnafın hakkı da…
Yılların emeğini enkaz altında bırakan vatandaşın hakkı da…
Her türlü kişisel çıkarın üzerindedir!
★
Ve son sözüm şudur:
Bu şehirde enkazın altında kalan yalnızca binalar değildi!
Vicdanlar da sınandı!
Kimi insanlar can kurtarmak için enkaza koştu…
Kimisi de fabrikası için sigortadan nasıl vurgun vururum sevdasına koştu…
Eğer birileri cidden işletmesinde hasar yokken haksız kazanç elde etmek adına alavere çevirdiyse…
Ki iddialar bu yönde, onların da hukuk önünde hesap vermesi gerekir!
Çünkü gerçekler bazen gecikir…
Ama gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır!
Aynen FON olayının ortaya çıkması gibi!
★
İşte bu yüzden gerçeğin peşinde olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz!
Ben buradayım!
Sesimi duyacak olan mutlaka onurlu birileri vardır ve çıkacaktır.