Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Tuba Hanım, Hayret-tinleşmeyin!'' diye yazdı.

İki gündür kamuoyunda Fatma Betül Sayan Kaya ile ilgili “FONZİ” konusunda yaşanan ve toplumun tüm kesimlerinden büyük tepki gören olayla ilgili, kendi sosyal medya hesabımdan birkaç kelam ederek paylaşım yaptım.

Fatma Betül Sayan Kaya’nın yıllardır yakınında olan ve her defasında onu Maraş’a getiren isimlerden biri olarak Kahramanmaraş Milletvekili Tuba Köksal’ın adını da yazıda zikrettim.

Sayan Kaya’nın “AK Parti Sosyal Politikalar Başkanı, Kahramanmaraş Milletvekili Tuba Köksal’ın ise Sosyal Politikalar Başkan Yardımcılarından biri olduğunu” ifade ettim.

Bunu yazmamdaki dayanak da AK Parti’nin resmî internet sitesinde yer alan öz geçmiş bilgisiydi.

Sitede Tuba Köksal hakkında şu bilgi yer alıyordu:

“…2021 yılındaki Genel Merkez Büyük Kongresi ile MKYK yedek üyesi ve Genel Merkez Sosyal Politikalar Başkan Yardımcısı olarak görevlendirilmiş, halen bu alanda çalışmalarına devam etmektedir…”

Dolayısıyla ben Tuba Köksal’ı hiçbir şekilde “FONZİ” tartışmasıyla ilgili suçlamadım.

★

Yazıyı Facebook’ta yayımlar yayımlamaz, aman Allah’ım, telefonlarım susmak bilmedi.

“Acaba yanlış bir şey mi yazdım?” diye metni tekrar tekrar okudum.

Bir yanlışlık göremedim.

Tuba Köksal ile ne oturmuşluğum vardı ne de bugüne kadar doğru dürüst bir görüşmüşlüğüm.

Ancak birçok konuda halkın ve bazı siyasetçilerin kapalı kapılar arkasında Tuba Köksal hakkında eleştiri dozu yüksek ifadeler kullandıklarına şahit oluyordum.

Hepsi bu.

★

Şimdi iki gündür kendi kendime sorduğum ve merak ettiğim bir husus var:

Tuba Köksal Hanımefendi, yazıda Fatma Betül Sayan Kaya ile birlikte çekilmiş fotoğrafın yayımlanmasından mı rahatsız oldu, yoksa adının “Sosyal Politikalar Başkan Yardımcısı” olarak zikredilmesinden mi?

Bunu açıkçası anlayamadım.

Yazdığım yazı ortada…

“FONZİ” tartışmalarıyla gündeme gelen Fatma Betül Sayan Kaya’ya yöneltilmesi gerektiğini düşündüğüm, Kahramanmaraş ziyaretleriyle ilgili sorular sordum.

Depremden sonra sık sık şehrimize gelmesinden dolayı:

Kahramanmaraş bağlantısının perde arkasında ne var?

Kim, kiminle, nerede buluştu?

Bağ evlerinde ne konuşuldu?

Siyasi kadro hesabı yapıldı mı?

diye sordum.

Ve pazartesi günü bu konuyu biraz daha “gıdıklayacağımı” söyledim.

İnanın, bu paylaşımın bu kadar etkileşim alacağını bilseydim birkaç cümle, birkaç satır daha eklerdim.

★

Bir hususun özellikle altını çizmek istiyorum:

Kahramanmaraş siyasetçileri koltuğa oturduktan sonra sanki başka bir ruh hâline bürünüyorlar.

Çünkü kendileri hakkında bir yazı kaleme alındığında sağa telefon, sola telefon…

Herkesi adeta devreye sokarak gösterilen bu telaş, bana göre manidar olduğu kadar düşündürücü de…

Beğenirsiniz, beğenmezsiniz…

Eskiden bir Mahir Ünal vardı.

Mahir Ünal’la her konuda aynı düşünmek zorunda değildik. Ama telefon açtığımızda müsaitse cevap verir, değilse geri dönerdi.Maraş'a geldiğinde veya Ankara’ya gittiğimizde oturur, Maraş’ın meselelerini konuşurduk.

Eleştiriyle iletişimin birbirinin düşmanı olmadığını o dönemde yaşayarak gördük.

İnanın, Mahir Ünal’dan sonra Kahramanmaraş siyasetçilerinin koltuğa oturunca bir daha o koltuktan kalkmayacaklarmış gibi bir görüntü vermeleri ve insanlarla aralarına mesafe koymaları, AK Parti açısından gidişatın pek de hoş olmadığını düşündürüyor.

“Mahir Ünal’ı mumla arıyoruz.” desem herhâlde abartmış olmam.

Çünkü bugün geldiğimiz nokta maalesef bu.

Her geçen gün Kahramanmaraş’ta “siyasetçi kalmadı” söylemi biraz daha yaygınlaşıyor.

★

Tekrar Tuba Hanım’a dönecek olursam…

“Bu ne hiddet, bu ne celal?” diyeceğim de kendisine biraz sakinleşmesini öneriyorum.

Çünkü kendisini eleştirmedim.

Hakkında herhangi bir suçlama veya “FONZİ” konusunda herhangi bir imada bulunmadım.

Ama sosyal medyada yazdığım yazının ardından, sevdiğim ve değer verdiğim bazı insanların gece vakti beni aramak zorunda kalmasını açıkçası hoş karşılamadım.

Benim telefon numaram kendisinde yoksa bile danışmanında vardır.

Hem bahane olurdu tanışmak için.

Hem de cezaevinden çıkmış ve depremde eşini kaybetmiş birine “geçmiş olsun” demek kendisini küçültmez, bilakis büyütürdü.

Ama yapmadı.

Bundan sonra da yapmasını istemem.

★

Bu şehrin sevdalısı bir isim olarak yalnızca şunu söyleyebilirim:

Tuba Hanım, hayret-tinleşmeyin!

Bir bakmışsınız, önümüzdeki günlerde daha çok yazıyla birbirimizin hâlini hatırını sorarız.

Çünkü bizim kalemimizin huyu böyledir; gördüğünü yazar, merak ettiğini sorar.

Küçük bir ayrıntı verecek olursam da şunu söyleyeyim:

Yazılarım, psikolojik tedavi görür niteliğinde olup sizden önceki bir Milletvekili tarafından tescillenmiştir!

★

Yani anlayacağınız Tuba Hanım:

Ben sizin düşmanınız değilim.

Ama gazetecinin işi de kimseyi memnun etmek değil; sormak, sorgulamak ve kamuoyunun merak ettiği konuları gündeme taşımaktır.