Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Sayın vekiller, vatandaş sizi tanımıyor!'' diye yazdı.
Dün Kanal Maraş ekibi sokağa çıktı. Kahramanmaraşlı vatandaşlara kısa ve açık bir soru yöneltti:
“Kahramanmaraş’ın AK Parti milletvekillerini sokakta görseniz ne sorarsınız?”
Soru kısa…
Ama cevapların üzerinde uzun uzun düşünmek gerekiyor.
Kimi depremzedeleri hatırlattı. Kimi küçük esnafın sırtındaki yükü anlattı. Kimi ise daha soru sorma aşamasına bile gelemedi:
“Herhangi birini tanımıyorum şahsen. Görsem hiçbirini tanımam.”
İşte ben, en çok bu cümleye takıldım.
Bir vatandaşın, kendisini temsil eden milletvekiline ne soracağını konuşmadan önce onu tanıyıp tanımadığını tartışıyorsak, burada durup düşünmek gerekir.
Çünkü ortada bir mesafe var.
Ankara ile Kahramanmaraş arasındaki kilometrelerden söz etmiyorum.
Seçenle seçilen arasındaki mesafeden söz ediyorum.
★
Şunu baştan söyleyelim:
Birkaç vatandaşın cevabından hareketle bütün Kahramanmaraş adına hüküm veremeyiz. Sokak röportajı, seçim anketi değildir.
Ancak bu durum, mikrofona konuşan insanların söylediklerini duymazdan gelmemizi de gerektirmez.
Bir vatandaş bile kendisini temsil eden milletvekilini tanımadığını söylüyorsa, o milletvekilinin kendisine soracağı sorular olmalıdır:
“Beni neden tanımıyor?”
“Yaptıklarımı anlatabiliyor muyum?”
“Derdini dinlemek için yanına gidiyor muyum?”
“Bana ihtiyaç duyduğunda ulaşabiliyor mu?”
Sayın vekiller…
Bunlar, danışmanlara havale edilip geçilecek sorular değildir.
Çünkü mesele, vatandaşın fotoğrafınızı görüp adınızı söylemesiyle bitmiyor.
Asıl mesele, başı sıkıştığında kimin kapısını çalacağını bilmesi.
O kapıyı çaldığında karşılık bulacağına inanması.
“Benim derdimi dinler, meselemle ilgilenir” diyebilmesi.
★
Bir başka vatandaşın sözleri daha sertti:
“Vatandaşın içinde değiller.”
Ardından şu sitem geldi:
“Seçim zamanı görüyoruz.”
Bu sözler, röportajda konuşan vatandaşın değerlendirmesi.
Katılırsınız, katılmazsınız…
Fakat o cümlenin arkasındaki kırgınlığı anlamaya çalışmanız gerekir.
Çünkü vatandaş, seçim döneminde gördüğü ilgiyi unutmuyor. Verilen sözleri de hatırlıyor.
Sonrasında aynı yakınlığı hissedemeyince sitem ediyor.
Bazen öfkeleniyor.
Bazen de “Tanımak da istemem” diyecek kadar uzaklaşıyor.
Ben bu sözlerde kızgınlık kadar, duyulmayı bekleyen bir ses de görüyorum.
Sanki vatandaş şöyle diyor:
“Bir de benim yanıma gel. Bir de beni dinle.”
Bu çağrıyı duymak için yeni bir seçim takviminin açıklanması mı gerekiyor?
★
Röportajda, depremzedeler için ne yapıldığını sormak isteyen bir vatandaş da vardı.
Bu soru geçiştirilebilir mi?
Kahramanmaraş’ta depremi konuşmak, insanların hayatını konuşmaktır.
Kaybettiklerini…
Yeniden kurmaya çalıştıkları düzeni…
Yarına ilişkin kaygılarını ve beklentilerini…
Dolayısıyla vatandaşın, kendisini temsil eden milletvekilinden açıklama beklemesi kadar doğal ne olabilir?
Hangi sorun için hangi girişimde bulundunuz?
Neleri sonuçlandırdınız?
Hangi meseleleri takip ediyorsunuz?
Çözülemeyen sorunların önündeki engeller neler?
Vatandaş bunları bilmek istiyor.
Her sorunun bir günde çözülemeyeceğini elbette insanlar da bilir. Ancak sorusuna cevap alamayan bir insan, derdinin takip edilip edilmediğini nasıl anlayacak?
Bir mesele çözülmediyse neden çözülmediğini anlatın.
Bir girişimde bulunduysanız sonucunu paylaşın.
Bir engelle karşılaştıysanız onu da söyleyin.
Temsil sorumluluğu, yapılanı anlatmayı da yapılamayanın nedenini açıklamayı da gerektirir.
★
Gelelim küçük esnafın söylediklerine…
Bir vatandaş, milletvekillerine ilk olarak küçük esnafın hâlini soracağını belirtiyor.
Vergiyi, Bağ-Kur’u, personel giderlerini sıralıyor.
Ardından şu cümleyi kuruyor:
“Personel giderleri çok yüksek, personel çalıştıramıyoruz.”
Sayın vekiller, bu cümleyi dikkatle dinleyin.
O esnaf, dükkânını nasıl ayakta tutacağını düşünüyor.
Ödemelerini nasıl yetiştireceğini hesaplıyor.
Yanında bir kişi çalıştırmanın maliyetini, ertesi gün kepengini hangi şartlarda açacağını düşünüyor.
Ve bütün bunların ardından soruyor:
“Bununla ilgili bir çalışmaları var mı acaba?”
Ben, o sorudaki “acaba” kelimesine de takıldım.
Çünkü vatandaş, kendisi için bir çalışma yapılıp yapılmadığından emin değil.
Varsa öğrenmek istiyor.
Yoksa derdinin gündeme alınmasını bekliyor.
Öyleyse cevabınız da açık olsun.
Hangi talebi nereye taşıdınız?
Hangi adımın atılması için çalışıyorsunuz?
Neyin yapılması mümkün?
Esnaf, kendi hayatına dokunan bir cevap bekliyor.
Çünkü onun hesabı, her akşam kasanın başında önüne geliyor.
★
Sayın AK Parti milletvekilleri…
Bu röportajdaki sözleri dinlerken yalnızca eleştirildiğinizi düşünmeyin.
Bir de o sözleri, temsil ettiğiniz şehirden gelen görüşme talepleri olarak değerlendirin.
Sizi tanımadığını söyleyen vatandaşla tanışın.
Sizi yalnızca seçim zamanı gördüğünü söyleyen vatandaşın yanına, seçim beklemeden gidin.
Depremzedeler için ne yaptığınızı sorana çalışmalarınızı anlatın. Eksikleri de konuşun. Takip ettiğiniz meselelerin hangi aşamada olduğunu açıklayın.
Personel çalıştıramadığını söyleyen esnafın hesabını dinleyin.
Gerekirse oturun, birlikte hesaplayın.
O dükkânın içinde birkaç dakika durmakla, o dükkânı ayakta tutmanın güçlüğünü anlamak aynı şey değildir.
Bazen bir ziyaret bütün sorunları çözmez.
Ama samimiyetle dinlenen insan, en azından derdini anlatabildiğini hisseder.
Ardından o derdin takip edildiğini de görürse güven oluşur.
İnsan, anlattığının unutulmadığını bilmek ister.
★
Bir sözüm de bu röportajdan rahatsız olanlara…
Kanal Maraş’ın görevi, vatandaşın cevabını siyasetçinin hoşuna gidecek hâle getirmek değildir.
Biz soruyu sorarız.
Cevabı dinleriz.
Vatandaşın sesini kamuoyuna taşırız.
Söylenenler rahatsız ediyorsa, o rahatsızlığın nedenini de konuşuruz.
Çünkü bu şehirde esnafın sıkıntısı da depremzedenin sorusu da seçmenin sitemi de haber değerindedir.
Vatandaşın sözünü duyurmak, gazeteciliğin sorumluluğudur.
Mikrofonu uzatıp ardından duymak istemediğimiz cevaba sırtımızı dönemeyiz.
Dünkü röportajın bana düşündürdüğü tam olarak şu:
Vatandaşın milletvekiline soracağı çok şey var.
Fakat bazı vatandaşlar, daha o soruyu sorabilecekleri yakınlığı bile hissedemiyor.
Üzerinde durulması gereken mesele budur.
★
Ezcümle…
Sayın vekiller, Allah aşkına, kendinize şu soruyu sorun:
“Oyunu istediğim vatandaşın derdini dinlemek için kapısını ne sıklıkla çalıyorum?”
Cevabını da kendi vicdanınızla baş başa kalarak verin.
Çünkü o vatandaşın size söyleyecek sözü, soracak sorusu, anlatacak derdi var.
Ve “Görsem tanımam” diyen vatandaşa verilecek cevap, bir sonraki seçim ziyaretini bekleyemez.