Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında "Milletvekillerine sert uyarı: Ya görevinizi yapın ya da gelmeyin!'' diye yazdı.
Her gün, Kahramanmaraş'ın dört bir yanından yüzlerce mesaj alıyorum.
Şikâyetlerin ortak noktası aynı...
"Telefon çekmiyor."
İster Turkcell, ister Vodafone, ister Türk Telekom abonesi olsun; vatandaşın isyanı değişmiyor. Şehrin birçok noktasında insanlar ya konuşamıyor ya da internet hizmetinden sağlıklı şekilde yararlanamıyor.
★
Aradan yıllar geçmesine rağmen bu sorun neden hâlâ çözülemiyor?
Bir yandan uzay teknolojileriyle övünüyoruz, uzaya insan gönderiyoruz, diğer yandan Kahramanmaraş'ın merkezinde ve kırsalında insanlar sağlıklı bir telefon görüşmesi bile yapamıyor.
Bu nasıl bir çelişkidir?
Teknoloji çağında, iletişimin en temel ihtiyaç olduğu bir dönemde vatandaşın "Telefonum çekmiyor." demek zorunda kalması kabul edilebilir değildir.
★
6 Şubat'ın acı gerçeğini unutmadık…
Bu şehir, 6 Şubat'ta yalnızca büyük bir deprem yaşamadı.
Aynı zamanda büyük bir iletişim felaketi yaşadı.
Depremin ilk saatlerinde binlerce insan telefonlarına sarıldı.
Kimisi annesine ulaşmaya çalıştı.
Kimisi babasına...
Kimisi enkaz altında bulunduğu yeri bildirmek istedi.
Kimisi de yardım ekiplerine tek bir mesaj gönderebilmek için dakikalarca mücadele etti.
Ama ne yazık ki birçok bölgede baz istasyonları devre dışı kaldı.
Şebekeler çöktü.
Hatlar sustu.
O sessizlik, bazı aileler için evlatlarının, anne, babalarının ve sevdiklerinin son sessizliği oldu.
★
Elbette hiçbir kimse, "Şu kişi yalnızca telefon çekmediği için hayatını kaybetti." diyemez. Ancak iletişim altyapısının çökmesinin arama ve kurtarma çalışmalarını zorlaştırdığı ve deprem sürecinde ciddi sorunlara yol açtığı da inkâr edilemez bir gerçektir.
Eğer baz istasyonları daha dayanıklı olsaydı...
Eğer enerji yedekleme sistemleri eksiksiz çalışsaydı...
Eğer jeneratörler anında devreye alınabilseydi...
Belki bazı yardım çağrıları daha erken ulaşacak, belki de daha fazla insanın hayata tutunmasına katkı sağlanacaktı.
★
Peki, bugün ne değişti?
Depremin üzerinden uzun zaman geçti.
Kahramanmaraş'ta iletişim altyapısı gerçekten güçlendirildi mi?
★
Vatandaşın anlattıkları bunun tam tersini gösteriyor.
Hâlâ telefon çekmeyen mahalleler...
Hâlâ internet erişiminin yetersiz olduğu bölgeler...
Hâlâ kesilen görüşmeler...
Hâlâ "Şebeke yok." uyarıları...
Böylesine ağır bir deprem yaşamış bir şehirde iletişim altyapısının Türkiye'nin en güçlü altyapılarından biri olması gerekmez miydi?
★
Milletvekilleri bu konuda nerede?
Kahramanmaraş'ın iktidar milletvekillerine açıkça soruyorum:
Bu şehir sizi yalnızca seçim dönemlerinde mi ilgilendiriyor?
Vatandaşın aylardır, hatta yıllardır dile getirdiği bu sorunu neden güçlü şekilde gündeme taşımıyorsunuz?
İletişim şirketlerini masaya çağırdınız mı?
Yatırım planlarını sordunuz mu?
Yeni baz istasyonlarının ne zaman kurulacağını takip ettiniz mi?
Yoksa vatandaş yine kaderine mi terk edildi?
Milletvekilliği yalnızca kürsüde konuşmak ve el kaldırıp indirmek yeri olmamalı.
Milletvekilliği, gerektiğinde vatandaş adına hesap sormalı hesap.
★
Buradan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Sayın Abdulkadir Uraloğlu'na sesleniyorum…
6 Şubat'ta yerle bir olmuş bu şehir, iletişim konusunda daha ne kadar bekleyecek?
Kahramanmaraş'ın tamamında kesintisiz haberleşme altyapısı ne zaman sağlanacak?
Yeni baz istasyonları ne zaman tamamlanacak?
Mevcut istasyonların deprem dayanıklılığı hangi seviyeye çıkarıldı?
Olası yeni bir afette aynı iletişim faciasını yaşamayacağımızın garantisini kim verebilir?
Bu soruların cevabını Kahramanmaraş halkı hak ediyor.
★
Bakın, günümüzde iletişim lüks değil, hayat meselesidir…
Cep telefonu artık yalnızca konuşma aracı değildir.
Afette yardım istemektir.
112'yi arayabilmektir.
Çocuğuna ulaşabilmektir.
Doktor çağırabilmektir.
Yangını haber verebilmektir.
Enkaz altında "Ben buradayım." diyebilmektir.
İşte bu yüzden iletişim altyapısı bir konfor değil, hayatın ta kendisidir.
Bugün yapılmayan her yatırım, yarın telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilir.
Kahramanmaraş artık vaat değil, icraat bekliyor.
Bu şehir, depremin en ağır bedelini ödedi.
Şimdi sıra, bu bedelin gereğini yerine getirmesi gerekenlerde.
Çünkü bu halkın tek istediği şey çok büyük değil...
Telefonunun çekmesi.
Ve gerektiğinde, bir canı kurtarabilecek o tek çağrının yerine ulaşabilmesi.
★
Sorular çok ; uzayıp gitmemesi için burada noktalıyorum.
Ancak bir hatırlatmada bulunmadan da yazıyı bitirmek istemiyorum…
Sözüm iktidar Milletvekillerine…
Ya adam gibi bu halkın vekilliğini yapar, bu şehrin sorunlarına sahip çıkarsınız…
Ya da bu şehre gelmez, Ankara’da yaşamaya devam edersiniz.
Bu halk size oy verdi.
Sizi Milletvekili yaptı.
Kimse sizin yüzünüze hasret değil…
Bu şehre getireceğiniz hizmete hasret…
Şunu unutmayın…
Bu halk, yaşanan ihmaller nedeniyle AK Parti’ye bir ders vermeye kalkarsa; belediye seçimlerinde son anda koruyabildiğiniz Büyükşehir, Onikişubat, Andırın ve Afşin örneklerinde olduğu gibi, yarın hem belediyeleri kaybedebilirsiniz hem de milletvekilliği seçimlerinde çok ağır bir sonuçla karşı karşıya kalabilirsiniz.
Çünkü bu halkı; kör, sağır, hiç bir şey bilmeyen, anlamayan ve nasıl olsa sandığa gidip size oy verecek bir kitle olarak görmeyin...
Bu millet günü geldiğinde sandıkta konuşmasını da çok iyi bilir.
Sonra demedi demeyin.