Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında "Belediyede iddialar çoğalıyor… Susmak yerine cevap vermek gerekmez mi?'' diye yazdı.

Birkaç gün önce Türkoğlu Belediyesi ile ilgili kaleme aldığım yazının ardından telefonum adeta susmadı.

Arayanlar, mesaj atanlar, bilgi paylaşanlar…

"Telefonum kilitlendi." desem, abartmış olmam.

Elbette her söylenene inanacak değiliz. Gazetecilik, dedikodu taşımak değil; kamu adına soru sormaktır. Ancak birbirinden bağımsız kişiler tarafından aynı konuların dile getirilmeye başlanması, bu iddiaların muhataplarına sorulmasını da zorunlu hâle getirir.

İşte bu nedenle şimdi, kamuoyu adına Türkoğlu Belediye Başkanı Mehmet Karaca'ya birkaç soru yöneltiyorum.

İlk iddia oldukça dikkat çekici…

Belediyede görev yapan "riyaset katı personelinin", diğer belediye personeline göre yaklaşık iki kat maaş aldığı ileri sürülüyor.

Eğer bu iddia doğruysa;

Bu maaş farkı hangi hukuki dayanağa göre ödenmektedir?

Ödemeler belediyenin muhasebe kayıtları üzerinden mi yapılmaktadır?

Yoksa farklı bir bütçe kalemi ya da farklı bir uygulama mı söz konusudur?

Bu soruların cevabı yalnızca benim değil, belediyede görev yapan yüzlerce personelin de merak ettiği bir konudur.

Çünkü aynı kurumda çalışan insanlar arasında adalet duygusunun zedelenmesi, çalışma barışını da doğrudan etkiler.

İkinci iddia ise belki de daha vahim…

Belediye binasında bir "korku tüneli" oluştuğu öne sürülüyor. (Başkanın kardeşleri ile ilgili)

Bu ifadeyi kullananların sayısı az değil.

Konuyu araştırdım…

Farklı kişilerle görüştüm…

Kulağıma birbirinden ilginç iddialar geldi.

İsminin açıklanmasını istemeyen bazı çalışanlar, düşüncelerini açıkça dile getirmekten çekindiklerini ifade etti.

Eğer bir kurumda insanlar konuşmaktan korkuyorsa…

Eleştiri yapmak yerine susmayı tercih ediyorsa…

O kurumun yöneticilerinin durup düşünmesi gerekir.

Çünkü korkunun olduğu yerde verim olmaz.

Şeffaflık olmaz.

Güven olmaz.

Hiç kimse kusura bakmasın…

Bir belediye içerisinde bu kadar ciddi iddialar yüksek sesle konuşulmaya başlanmışsa, yönetimin bunları yalnızca "dedikodu" diyerek geçiştirmesi doğru olmaz.

En sağlıklı yöntem; iddiaları belgelerle, verilerle ve kamuoyunu tatmin edecek açıklıkta cevaplamaktır.

Çünkü sessizlik, çoğu zaman iddiaların büyümesine neden olur.

Bugün cevap verilmeyen her soru, yarın daha büyük tartışmaların fitilini ateşleyebilir.

Buradan bir kez daha ifade ediyorum…

Önceki yazıma cevap verileceği yönünde duyum aldım.

Ben de o cevabı bekliyorum.

Kapımız da açık…

Sütunlarımız da açık…

Gönderilecek her açıklamayı, tek bir kelimesine dahi dokunmadan yayımlamaya hazırım.

Çünkü gazetecilik; tek taraflı konuşmak değil, kamuoyunun doğru ve eksiksiz bilgiye ulaşmasını sağlamaktır.

Bizim amacımız yargısız infaz yapmak değil; kamu adına soru sormak ve cevabını yine kamuoyuyla paylaşmaktır.

Son olarak küçük ama önemli bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Seçimler yalnızca sandıkta kaybedilmez.

Seçimler önce kurumların koridorlarında kaybedilir.

Çalışanların umudunu yitirdiği…

Vatandaşın güvenini sorgulamaya başladığı…

İddiaların, cevaplardan daha hızlı yayıldığı dönemlerde seçim süreci de aslında sessizce başlamış olur.

Bu nedenle bu yazıyı bir eleştiriden ziyade, iyi niyetli bir uyarı olarak görmek gerekir.

Şeffaf yönetim, hesap verebilirlik ve çalışan memnuniyeti; hangi partiden olursa olsun her belediye başkanının en büyük gücüdür.

Aksi hâlde konuşulanlar büyür, sessizlik derinleşir ve bunun siyasi faturası er ya da geç sandıkta ortaya çıkar.

Ezcümle:

Biz sormaya devam edeceğiz.

Kamuoyu da cevapları beklemeye devam edecek.

Çünkü cevap verilmemiş her soru, yeni soruları beraberinde getirir.

Karar elbette kamuoyunundur.