Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında "Gazetecilik bir karakter meselesidir, şöhret ise gönüllerde yaşar'' diye yazdı.

Bugün günlerden Pazar, yani hafta sonu...

Kahvenizi yudumlarken keyifle okuyabileceğiniz, hem gazetecilik mesleğine hem de son günlerde yaşanan bir tartışmaya dair birkaç satır paylaşmak istedim...

Şehrimizde son yıllarda "gazeteciyim" diyenlerin sayısı hızla arttı. Gazetecilik mesleğini hakkıyla yapanlarla, bu unvanı sadece bir kartvizit olarak kullananları ayırmak ise her geçen gün daha da zorlaşıyor...

Cemiyet adı altında dernekler kuruluyor, kurumlar üzerinde baskı oluşturulmaya çalışılıyor. "Ben şu cemiyetin başkanıyım, şu kadar üyem var", "Bize destek verilmezse karışmam" anlayışıyla hareket edenler çoğalıyor. Sosyal medya üzerinden PR çalışmasını gazetecilik sananlar ise mesleğin gerçek anlamını gölgede bırakıyor...

Oysa gazetecilik; kalem tutmayı, mikrofon uzatmayı ya da kamera karşısına geçmeyi bilen herkesin yapabileceği sıradan bir iş değildir.

Gazetecilik; toplum adına soru sorabilme cesaretidir. Gerçeğin peşinden yılmadan yürüyebilmek, gerektiğinde bedel ödemeyi göze alabilmektir.

Gerçek gazeteci önce kendisini sorgular. Başkalarını eleştirirken aynı ölçüde kendi eksiklerini de görebilmelidir. Özeleştiri yapmayan bir gazetecinin kamuoyuna güven vermesi mümkün değildir...

Dünya hızla değişiyor. Teknoloji her gün yenileniyor. Bu değişime ayak uyduramayan gazeteci de zamanla toplumun gerisinde kalır. Bu nedenle gazeteci; yerel, ulusal ve uluslararası gelişmeleri yakından takip etmeli, bilgi birikimini ve kullandığı ekipmanları sürekli yenilemelidir. Artık güçlü bir kalem kadar kaliteli görüntü, temiz ses ve hızlı yayıncılık da mesleğin vazgeçilmez unsurlarıdır...

Gazetecilik aynı zamanda temsil sorumluluğu taşır. Kılık kıyafetten konuşma üslubuna, oturup kalkmaktan beden diline kadar her davranış, mesleğin saygınlığını yansıtmalıdır...

Son yıllarda en çok eleştirdiğim yanlışlardan biri de insanların özel alanına gösterilmeyen özendir. Bir siyasetçinin ya da iş insanının yanına gidip hiçbir hazırlık yapmadan cep telefonunu yüzüne uzatarak "Şu an canlı yayındayız." demek gazetecilik refleksi değildir. Bu, iletişim hatası olduğu kadar mesleğin ciddiyetine de zarar verir...

Röportaj yapılacaksa önce izin istenir, uygun zaman belirlenir ve gerekli ekipmanla profesyonel bir şekilde gerçekleştirilir. Gazetecilik insanı zor durumda bırakmak değil; doğru zamanda, doğru yöntemle kamuoyunu bilgilendirmektir.

Gazeteci araştırır, soruşturur ve sorgular. Olayların görünen yüzüyle yetinmez; perde arkasındaki gerçeği ortaya çıkarmaya çalışır. Kamu yararını her türlü kişisel çıkarın önünde tutar.

Ve en önemlisi...

Gazetecilik hiçbir gücün karşısında eğilip bükülmemelidir. Kalemini, mikrofonunu ve vicdanını makamlar ya da çıkar ilişkileri doğrultusunda kullanan kişi gazetecilik yaptığını iddia edebilir; ancak gerçek gazetecilikten söz edemez.

Çünkü gazetecilik cesaret ister, emek ister, onur ister.

Gerçek gazeteci hakikatin peşinden yürürken yalnız kalmayı göze alır; ama doğrulardan asla vazgeçmez.

İşte bu yüzden gazetecilik sadece bir meslek değil, karakter meselesidir.

ŞÖHRET, TABELADA DEĞİL GÖNÜLLERDE YAŞAR

Gelelim son günlerde Kahramanmaraş'ta konuşulan Dereköy Karakucak ve Şalvar Güreş Festivali tartışmasına...

Dünya ve Avrupa şampiyonu, ülkemizin gururu Şeref Eroğlu'nun, festival duyurularında isminin yer almamasına içerlediği yönünde açıklamalar yapıldı.

Basın mensuplarının karşısına çıktı, yıllar içinde kazandığı ve hepimizin gurur duyduğu madalyalarını boynuna taktı.

Ne diyeyim sana Şampiyon...

Abin olarak birkaç söz söylemek isterim.

İki yıldır yapılamayan bu festivalin yeniden düzenleneceği sana mutlaka bildirilmiştir...

"Bize katkı verir misin?" diye de sorulmuştur...

Verdiğin cevabı bilmiyorum ama tahmin etmek zor değil...

Dulkadiroğlu Belediyesi, Geleneksel Güreş Federasyonu ile birlikte organizasyonu üstlenmiş durumda...

Hakemler federasyondan...

Sporcular federasyondan...

Lisans işlemleri federasyondan...

Belediye ise yalnızca Dereköy Güreş Festivali'nin organizasyonunu gerçekleştirmiştir.

Üstelik yöre halkı günler önce üzerinde ismin bulunan tabeladaki "Şeref" ifadesini silmişken, belediyenin daha sonra ismi yeniden yazdırıp yazdırmadığından haberin olup olmadığını da bilmiyoruz...

Bugün festival günü...

Ben olsam hiç düşünmeden o meydana giderdim.

Çünkü bazen bir isimden daha kıymetli olan şey, insanların gönlünde bıraktığınız izdir.

Kırgınlığı, gururu ve kibri bir kenara bırakıp hemşehrilerinin arasında yer almak, seni daha da büyütür…

Sen bu ülkenin yetiştirdiği önemli sporculardan birisin...

Her şeyden önce de Kahramanmaraş'ın evladısın...

Birkaç kişinin yönlendirmesiyle hareket edip halkın tepkisini üzerine çekmek yerine, halkın gönlünü kazanmayı tercih etmelisin...

Bir de şu soruyu sormadan geçemeyeceğim:

Türkiye Güreş Federasyonu Başkanlığı yaptığın dönemde Kahramanmaraş'a güreş adına hangi kalıcı yatırımı kazandırdın?

Yapılan çalışmalara baktığımızda öne çıkan iki projen var:

Mersinli Ahmet Kirişçi Kamp Merkezi'nin yenilenmesi ve Elmadağ Kamp Merkezi'nin modernizasyonu.

Peki, Kahramanmaraş nerede?

Bu şehrin adı neden bu yatırımların arasında yer almıyor?

İşte asıl konuşulması gereken mesele budur.

Festival afişinde isminizin yazılıp yazılmaması elbette önemlidir; ancak bundan daha önemli olan, insanların hafızasında ve gönlünde nasıl yer ettiğindir.

Bazı isimler tabelalarda yaşar...

Bazıları ise gönüllerde...

Benim temennim; Şeref Eroğlu'nun tabelalarda adı yazan bir isim olmaktan çok, Kahramanmaraş'ın yetiştirdiği dünya şampiyonu olarak gönüllerde yaşamaya devam etmesidir.

Çünkü gerçek şeref, ismin yazılmasıyla değil; ardında bırakılan eserler ve kazanılan gönüllerle büyür.