Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Et kokarsa tuzlanır, ya tuz kokarsa ne yapılır?'' diye yazdı.

Başlıktaki söz aslında çok şey anlatıyor: Bozulmuş bir şeyi düzeltmenin bir yolu vardır; ancak onu düzeltecek, koruyacak unsurun kendisi bozulursa işte o zaman çare bulmak zorlaşır.

Bugün bana göre birileri AK Parti içerisinde tuzu kokutmaya çalışıyor.

Ben Millî Görüş ve Millî Selamet Partisi yıllarını yaşayarak bilenlerden değilim. Ancak okuyup araştırdığım kadarıyla merhum Necmettin Erbakan’ın siyaset anlayışında emaneti ehline vermek; ehliyet, liyakat ve temsil kabiliyeti büyük önem taşıyordu.

Bana göre AK Parti’nin bugün en büyük eksiklerinden biri de yanlış yapıldığında çıkıp uyarabilecek, tavsiyede bulunabilecek insanların giderek azalmasıdır. Erdoğan’ın çevresinde ve parti içerisinde gerektiğinde “Burada yanlış yapılıyor” diyebilecek güçlü seslere ihtiyaç var.

Şimdi, başta kamuoyunda tartışılan fon soruşturması olmak üzere, bana göre partiye zarar veren bazı konulara değinmeye çalışacağım.

Şöyle ki:

AK Parti’nin önünde zor bir imtihan var.

Bu imtihan ne yalnızca seçim sandığıdır ne de muhalefetin söyleyeceği birkaç sert sözden ibarettir.

Asıl imtihan, kendi içerisindeki iddialarla nasıl yüzleşeceğidir.

Çünkü bunca emeğin üzerine gölge düşmemeli, düşürülmemelidir…

★

Son günlerde kamuoyunun gündeminde yer alan fon soruşturması, AK Parti açısından ciddi bir siyasi ve ahlaki sınava dönüşmüş durumda.

Soruşturmanın hukuki süreci devam ediyor. Bu nedenle ortaya atılan iddialarla yargı kararıyla kesinleşen gerçekleri birbirinden ayırmak gerekiyor.

Ancak siyasetin de kendine özgü bir sorumluluğu vardır.

Çünkü mesele yalnızca para değildir.

Mesele güvendir.

AK Parti, çeyrek asra yaklaşan siyasi iktidarı boyunca Türkiye’nin dönüşümünde önemli işler yaptığını savunan bir siyasi hareket. Savunma sanayisindeki gelişmeler, ulaşım ve altyapı yatırımları, sağlık projeleri, enerji hamleleri ve özellikle deprem bölgesindeki yeniden inşa çalışmaları, iktidarın kamuoyunda öne çıkardığı başlıklar arasında yer alıyor.

Bütün bunlar elbette tartışılabilir.

Eksikler de konuşulur, başarılar da...

Ancak bana göre değişmeyen bir gerçek var:

Bir siyasi hareketin yıllar içerisinde ortaya koyduğu bütün emek, birkaç kişinin şahsi hataları veya haklarında ortaya atılan ciddi iddialar nedeniyle tartışılır hâle gelmemeli.

Tam da bu nedenle bu meselelerin üzeri örtülmemeli, aksine bütün yönleriyle aydınlatılmalıdır.

Fon olayı “bizimkiler” diyerek geçiştirilecek bir mesele değildir…

★

AK Parti’nin kuruluş döneminde öne çıkardığı iddiaların başında temiz siyaset, milletin emaneti, kul hakkı, adalet ve hesap verebilirlik geliyordu.

Eğer bu kavramlar yalnızca siyasi rakipler söz konusu olduğunda hatırlanacaksa bunun adı adalet olmaz.

Yanlış yapan kim olursa olsun, yaptığı yanlış üzerinden değerlendirilmelidir.

AK Parti yönetiminden soruşturmaya ilişkin yapılan açıklamalarda da sorumluluğu bulunan kişiler hakkında gerekenin yapılacağı yönünde mesajlar verildi.

İşte şimdi toplumun görmek istediği şey, bu sözlerin uygulamaya nasıl yansıyacağıdır.

Çünkü vatandaş artık yalnızca açıklama değil, sonuç görmek istiyor.

★

Burada özellikle üzerinde durulması gereken bir başka nokta daha var.

Muhafazakâr ve İslami referansları güçlü bir siyasi hareketin mensupları, para ve menfaat ilişkilerine yönelik ciddi iddialarla karşı karşıya kaldığında bunun toplumdaki karşılığı sıradan bir siyasi tartışmadan daha ağır olabilir.

Çünkü muhafazakâr seçmen siyasete yalnızca hizmet üzerinden bakmaz.

Ahlak da ister.

“Biz diğerlerinden farklıyız” iddiasıyla siyaset yapan bir hareketin mensupları, bu iddianın gerektirdiği sorumluluğu da taşımak zorundadır.

Bu nedenle AK Parti içerisinde ortaya çıkan her ciddi usulsüzlük iddiası yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi ve ahlaki bir tartışmaya dönüşüyor.

CHP’yi, İYİ Parti’yi, DEM Parti’yi veya başka bir siyasi yapıyı eleştirirken kullanılan ölçünün aynısı kendi mahallende de uygulanmalıdır.

Hatta insan önce kendi kapısının önüne bakmalıdır.

Çünkü adalet, karşı tarafa sallanan bir sopa değil; herkes için geçerli olması gereken bir ilkedir.

★

Siyasette boşluk bırakılırsa o boşluğu muhalefet doldurur.

Bugün muhalefet, fon soruşturması üzerinden iktidara yönelik sert eleştiriler yöneltiyor. Bu da siyasetin doğasında var.

Muhalefet sorgulayacak, eleştirecek ve kamuoyuna sorular yöneltecektir.

İktidarın görevi ise bundan şikâyet etmek değil, iddiaların açık ve şeffaf bir şekilde araştırılmasını sağlamaktır.

Eğer ortada suç yoksa hukuk bunu ortaya çıkarır.

Eğer bir usulsüzlük varsa yine hukuk gereken kararı verir. Verirken de şeffaf bir şekilde kamuoyuna yansıtmalıdır.

Siyasi sorumluluk gerektiren bir durum bulunması hâlinde ise bunun değerlendirmesini de ilgili siyasi kurumlar yapar.

Böylelikle hem suçsuz insanların itibarı korunur hem de gerçekten yanlış yapanlar varsa bunların sistem içerisinden ayıklanmasının önü açılır.

En kötü ihtimal ise iddiaların cevapsız bırakılması ve kamuoyunda üzerlerinin örtüldüğüne ilişkin bir algı oluşmasıdır.

★

Bu nedenle;

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasetinde yıllardır öne çıkardığı hesap verebilirlik söylemi bugün yeniden sınanıyor.

Fon tartışmalarıyla birlikte bazı siyasi isimlerin görevlerinden ayrılması, siyasi sorumluluk açısından kamuoyunda dikkat çeken gelişmeler arasında yer aldı.

Ancak siyasi bir görevden ayrılmak ile hukuki sorumluluk birbirinden tamamen farklı konulardır.

Bir kişinin görevinden ayrılması, hakkındaki herhangi bir iddianın doğru olduğu anlamına gelmez.

Şimdi asıl mesele bundan sonrası:

Kim suçlu, kim suçsuz?

Kim ne yaptı?

Hangi işlem hukuka uygun, hangisi değil?

Varsa yatırımcı veya kamu zararı nasıl ortaya çıktı?

Bütün bunların açık, şeffaf ve hukuk çerçevesinde ortaya çıkarılması gerekiyor.

Çünkü Erdoğan’ın önündeki mesele yalnızca birkaç ismin siyasi geleceği değildir.

Mesele aynı zamanda AK Parti’nin kuruluşunda ortaya koyduğu siyasi ve ahlaki ilkeleri ne ölçüde koruyabileceğidir.

★

Bir çürük elma bütün bahçeyi zehirlememelidir.

Fon konusunda milletin beklentisi aslında çok basit:

Kim suçsuzsa aklansın.

Kim yanlış yaptıysa hesabını versin.

Kim milletin hakkına el uzattıysa hukuk gereğini yapsın.

Ve hiç kimse makamı, geçmişi, yakınlığı veya siyasi kimliği nedeniyle ayrıcalıklı hâle gelmesin.

Çünkü adalet bir gün herkese lazım olur.

★

SON SÖZ...

AK Parti’nin önünde bugün ciddi bir sınav var.

Bu sınavı muhalefet vermeyecek.

Bu sınavı medya vermeyecek.

Bu sınavı sosyal medya da vermeyecek.

Bu sınavı AK Parti’nin kendisi verecek.

Sorumluluğu bulunan kim varsa hukuk ve siyasi etik çerçevesinde gereken yapılırsa, mesele yalnızca bir fon soruşturmasının sonuçlanmasından ibaret kalmaz.

Aynı zamanda siyasete çok önemli bir mesaj verilmiş olur:

Bu partide makam, hiç kimseye dokunulmazlık sağlamamalıdır.

Böyle bir adım atıldığı takdirde…

AK Parti’nin bugüne kadar yaptığı hizmetlerin, milyonlarca insanın emeğinin ve yıllar boyunca oluşan siyasi birikimin birkaç kişinin olası yanlışları altında ezilmesine izin verilmemiş olur.

Çünkü mesele artık yalnızca AK Parti’nin meselesi değildir.

Mesele, siyasette ahlakın, adaletin ve güvenin korunması meselesidir.

Ve başlıktaki soruya yeniden dönersek:

Et kokarsa tuzlanır...

Peki ya tuz kokarsa?

İşte asıl mesele, tuz kokmadan önce gereğini yapabilmektir.