Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Çekirge emekli, Melih Bey hâlâ sıçrıyor!'' diye yazdı.
Bugün günlerden pazar…
Çayınızı, kahvenizi içerken okuyabileceğiniz, gündeme biraz da mizahla bakan bir yazı yazayım istedim…
Hem düşünüp hem gülelim, değil mi?
★
Atalarımız, “Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar…” demiş.
Demek ki Melih Gökçek’le tanışmamışlar.
Tanışsalardı atasözünün sonuna küçük bir not düşerlerdi:
“Bu hesap normal çekirgeler içindir.”
★
Melih Bey, savcılık ifadesinin ardından “Ben 500 defa sıçradım, bunların hepsinden takipsizlik aldım.” diyor.
Beş değil, elli değil, tam beş yüz!
İnsan bunu duyunca adliye önünde bir açıklama mı dinliyor, atletizm federasyonunun faaliyet raporunu mu, şaşırıyor.
Kesin çekirge duysa antenlerini indirir:
“Başkanım, ben iki sıçrayışla atasözü oldum. Siz beş yüzle hâlâ basın açıklaması yapıyorsunuz. Biz bu mesleği bilmiyormuşuz!”
★
Melih Bey’in bir de savcılığa giderken sakız çiğnediği görüntü var.
Çak, çak, çak…
Osman Gökçek, babasının şeker hastalığına bağlı ağız kuruluğu nedeniyle sakız çiğnediğini açıkladı. Sağlık meselesiyle alay edecek değiliz; geçmiş olsun. Ancak görüntü etrafında kopan tartışma öyle büyüdü ki neredeyse dosyanın kapağına “Naneli mi, damla sakızlı mı?” yazılacaktı.
İnanın, Türkiye’nin gündem değiştirme becerisine şapka çıkarıyorum.
Ortada şirketler, gayrimenkuller ve para transferleri hakkında sorular var; biz çene hareketlerini yorumluyoruz.
Tartışma biraz daha sürse ekonomi kanalları son dakika bandı geçecek:
“Euro yatay seyrediyor, sakız hareketli.”
★
Murat Ağırel’in gündeme taşıdığı dosyada, Gökçek ailesinin Almanya’daki şirketi ve gayrimenkul yatırımlarıyla bağlantılı kayıt dışı para aktarımı iddiaları bulunuyor. Ağırel, belgelerini savcılığa sunduğunu yazdı. İddialar, tek başına suçun kanıtı değildir. Gazetecinin işi ise iddiaları araştırmak, belgeyi incelemek ve kamuoyunun beklediği yanıtların peşine düşmektir.
Tam burada vatandaşın sorduğu sorular gayet sade:
Para nereden geldi, nasıl aktarıldı, gayrimenkuller hangi gelirle alındı?
Bu soruların cevabı belgelerde aranır.
“Beş yüz defa sıçradım.” denilince insan ister istemez hesabı bırakıp yüksek atlama çıtasına bakıyor.
Oysa sorulan, kişisel rekorunuz değil.
★
Şimdi gözünüzün önüne getirin.
Bir çekirge, elinde dilekçeyle atasözleri kuruluna başvuruyor:
“Sayın yetkililer, hakkımda kullanılan ‘Bir sıçrar, iki sıçrar’ ifadesi mesleki itibarımı zedelemektedir. Melih Bey’in açıklamasından sonra aile içinde kimsenin yüzüne bakamaz oldum. Ya sınırı beş yüze çıkarın ya da adımı bu sözden silin.”
Kurul soruyor:
“Sen kaç kere sıçradın?”
“İki.”
“Üçüncüde ne oldu?”
“Üçüncüyü denemedim. Ben atasözüne güvendim.”
★
Şakanın bir tarafı da şu: Gökçek’in kendi anlatımına göre geçmiş dosyalarda takipsizlik kararları var. Elbette bunları dile getirecek, kendisini savunacak.
Fakat bir siyasetçinin açıklaması neden “Şu iddia şu nedenle yanlıştır.” cümlesinden çıkıp “Ben kaç kere sıçradım, biliyor musunuz?” noktasına gelir?
İnsan, dosyadaki iddialara yanıt beklerken karşısında bir dayanıklılık gösterisi buluyor.
Vatandaş hesap soruyor.
Cevabın içinden sporcu çıkıyor.
Bu gidişle seçim afişlerine öz geçmiş yerine parkur derecesi yazılacak:
“Yirmi yıl hizmet, beş yüz başarılı sıçrayış, sıfır kas çekmesi.”
★
Benim asıl merak ettiğim, o atasözünü söyleyen dedenin bugün yaşasa ne diyeceği.
Muhtemelen gözlüğünü takar, televizyona yaklaşır, sesi biraz açardı.
“Kaç dedi, kaç dedi?”
“Beş yüz, dede.”
Sonra bastonunu yanına bırakıp usulca sorardı:
“Evladım, siz hiç ayaklarının altına baktınız mı? Belki oraya bir trambolin koymuşlardır!”