Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Eline telefon alan gazeteci olmaz!'' diye yazdı.
Serdar Bursalı, dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla hepimizin gözünün önünde büyüyen ciddi bir tehlikeye dikkat çekti:
Sosyal medya artık gerçekten çığrından çıktı!
Yasal düzenleme geldi denildi, denetimler artırıldı denildi, hakaretin ve iftiranın cezasız kalmayacağı söylendi.
Peki, sonuç ne oldu?
Ortada ne kurala uyan var ne de sınır tanıyan!
★
Bugün eline telefon alan, bir sosyal medya hesabı açan ve karşısına birkaç yüz takipçi toplayan kişi kendisini gazeteci ilan ediyor.
Araştırma yok!
Belge yok!
Teyit yok!
Karşı tarafa söz hakkı tanımak yok!
Basın meslek ilkeleri zaten hak getire…
Bir kişi hakkında önce hüküm veriliyor, ardından sanal bir mahkeme kuruluyor. Savcı da aynı kişi, hâkim de aynı kişi, cellat da aynı kişi!
Kafasını bozana “hırsız” diyor!
Sevmediğine “kansız” diyor!
İşine gelmeyeni suçlu ilan ediyor!
Sonra da bunun adına “habercilik” deniliyor.
Hayır, kardeşim!
Bunun adı gazetecilik değildir.
Bunun adı, sosyal medya gücünü kullanarak insanları hedef göstermektir.
★
Serdar Bursalı’nın şu sözleri meselenin vahametini açıkça ortaya koyuyor:
“Yazılanların bir kısmını ben yazsam şimdiye kadar ülkenin en uzak cezaevinde, hücrede yatıyor olurdum.”
Haksız mı?
Gazetecinin yazdığı her cümle denetleniyor. Başlığı, haberi, yorumu, hatta kullandığı tek bir kelime bile şikâyete konu olabiliyor. Savcılığa ifade veriyor, mahkemeye çıkıyor, tazminat davalarıyla karşılaşıyor.
Peki, sosyal medyada önüne gelene hakaret edenler ne yapıyor?
Çoğu zaman hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyorlar.
Bir paylaşım yapıyor, insanları zan altında bırakıyor, aileleri hedef hâline getiriyor, kişilik haklarını ayaklar altına alıyorlar. Tepki gelince de paylaşımı silip kenara çekiliyorlar.
Silince suç da siliniyor mu?
Yıkılan itibar geri geliyor mu?
Ailenin yaşadığı utanç, çocukların uğradığı psikolojik baskı ortadan kalkıyor mu?
Elbette hayır!
★
O hâlde sormak gerekiyor:
Basın İlan Kurumu neden var?
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı neden var?
Basın kartı neden var?
Gazeteciler cemiyetleri neden var?
Basın meslek ilkeleri neden var?
Eğer herkes hiçbir sorumluluk üstlenmeden, hiçbir belge sunmadan ve hiçbir etik sınır tanımadan insanları suçlayabilecekse kapatalım bütün kurumları!
Herkes sosyal medyada ettiği hakaret kadar büyüsün, attığı iftira kadar tanınsın!
Takipçisi çok olan haklı, sesi yüksek çıkan gazeteci sayılsın!
Böyle bir düzen olabilir mi?
★
Gazetecilik, eline telefon alıp canlı yayın açmak değildir.
Gazetecilik, duyduğunu hemen paylaşmak değildir.
Gazetecilik; araştırmaktır, sormaktır, doğrulamaktır, belgelemektir ve gerektiğinde yaptığı haberin hesabını verebilmektir.
En önemlisi de gazetecilik, sorumluluk taşımaktır.
Elbette sosyal medya kullanan herkes düşüncesini açıklayabilir. Eleştirebilir, itiraz edebilir ve yanlış gördüğü bir uygulamayı gündeme getirebilir.
Ancak ifade özgürlüğü, hiç kimseye hakaret etme hakkı vermez.
Eleştiri başka şeydir, küfür başka!
Haber başka şeydir, iftira başka!
Gazetecilik başka şeydir, sosyal medya zorbalığı başka!
Bu ayrımı yapamayanların kendilerini gazeteci olarak tanıtması, yıllarını bu mesleğe veren insanlara yapılmış büyük bir haksızlıktır.
★
Artık “Sosyal medyadır, olur böyle şeyler” denilerek geçiştirilecek noktayı çoktan aştık.
İnsanların şerefini, haysiyetini ve itibarını hedef alan paylaşımlar karşısında hukuk daha hızlı işletilmelidir. Meslek örgütleri de gazetecilikle ilgisi bulunmayan kişilerin bu unvanı hoyratça kullanmasına sessiz kalmamalıdır.
Çünkü sessizlik, bu sorumsuzluğun daha da büyümesine yol açıyor.
Bugün bir başkasına kurulan sosyal medya mahkemesi, yarın hepimizin kapısına dayanabilir.
Unutulmamalıdır ki gazetecilik bir takipçi yarışı değil, kamu adına üstlenilmiş ağır bir sorumluluktur.
Telefon satın alınabilir.
Sosyal medya hesabı birkaç dakikada açılabilir.
Takipçi bile parayla bulunabilir.
Ancak gazetecilik; parayla, telefonla veya yüksek sesle satın alınamaz!
Gazetecilik emek ister.
Bilgi ister.
Vicdan ister.
Ve her şeyden önce ahlak ister!