Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Türkiye de Fon, Maraş'ta şantaj! Gazetecilik nereye gidiyor?'' diye yazdı.

Sevgili okurlarım...

Eskiden insanın itibarı; karakterinden, sözüne sadakatinden, alnının terinden gelirdi. Bir insanın adı anıldığında önce dürüstlüğü, sonra yaptığı iş konuşulurdu.

Şimdi devir değişti!

Türkiye’de fon skandalları konuşuluyor, Kahramanmaraş’ta ise bir gazetecinin adının karıştığı şantaj olayları!

Vallahi yakında iş ilanları şöyle çıkarsa hiç şaşırmayacağım:

“Kurumsal itibarımızı yükseltecek, fon işlerinden anlayan, şantaj konusunda deneyimli, çevresi geniş, gerektiğinde susmasını ve susturmasını bilen arkadaşlar aranıyor!”

Şaka gibi değil mi?

Keşke sadece şaka olsa!

Eskiden bir insanın adı şaibeye karışınca toplum içine çıkmaya yüzü olmazdı. Şimdi bakıyoruz, bazıları için şaibe neredeyse kariyer basamağına dönüşmüş!

Daha da vahimi, toplumun bu tür olayları kanıksamaya başlaması!

Bir zamanlar insanların yüzünü kızartan meseleler, bugün sıradan bir sohbet konusu hâline geliyorsa ortada ciddi bir ahlaki aşınma var demektir.

★

Bir düşünün...

Bir insanın elindeki bilgi, belge, görüntü ya da özel hayata ilişkin bir ayrıntı, başka bir insanı susturmak veya ondan para koparmak için kullanılabilir mi?

Bir kişinin itibarı, ailesi, mesleği veya geleceği tehdit unsuru hâline getirilebilir mi?

Bir insanın mahremiyeti, başka birinin kazanç kapısı olabilir mi?

Bugün bir kişinin kapısını çalan bu tehdit, yarın başka birinin hayatını karartabilir.

Unutmayalım, şantajın mağduru yalnızca tehdit edilen kişi değildir. Böyle olaylar toplumun güven duygusunu da derinden yaralar.

★

Kahramanmaraş, herkesin birbirini bir şekilde tanıdığı bir şehir.

Kimin kiminle görüştüğü, kimin hangi çevreyle yakın olduğu, kimin hakkında ne konuşulduğu kulaktan kulağa yayılıyor.

Şimdi bu şehirde, bir gazetecinin adının karıştığı şantaj olayları konuşuluyor.

Burada asıl sorgulanması gereken, bir gazetecinin adının böyle bir olayla anılmasının ötesinde, gazetecilik mesleğinin sağladığı imkânların kişisel çıkar için kullanılıp kullanılmadığıdır.

Çünkü gazetecilik, insanların özel hayatını tehdit aracı hâline getirmek, elde edilen bilgileri pazarlık konusu yapmak ya da birilerini korkutarak menfaat sağlamak değildir.

Gazetecilik, kamu adına soru sormaktır; insanların korkularını kazanca dönüştürmek değil!

Elbette bir kişinin gazeteci olması, onu hukukun üstüne çıkarmaz.

Ancak ortada yaşanmış bir şantaj olayı veya olayları bulunuyorsa bunun bütün yönleriyle ortaya çıkarılması gerekmektedir.

★

Buradan Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığına ve ilgili kolluk birimlerine açıkça sesleniyorum:

Şantaj, görmezden gelinecek, kulaktan kulağa konuşulup unutulacak bir mesele değildir!

Özellikle bir gazetecinin adının geçtiği böylesine ciddi bir olayda, kamuoyunun aklındaki soru işaretlerinin giderilmesi büyük önem taşımaktadır.

Şikâyetler titizlikle değerlendirilmeli, deliller incelenmeli ve olayın bütün yönleri aydınlatılmalıdır.

Varsa kamu kurumları içindeki bağlantıları özellikle adliye ve kolluk kuvvetlerindeki ikili ilişkileri ortaya çıkarılmalıdır.

Çünkü kamu kurumlarının kapıları, görevini dürüstçe yapan gazetecilere açık olmalı; ancak basın mensubu kimliği, hiç kimseye kamu görevlileri üzerinde baskı kurma veya ayrıcalık elde etme imkânı sağlamamalıdır.

★

Buradan kamu kurumlarının yöneticilerine ve yetkililerine de bir çift sözüm var!

Adı ciddi bir şantaj olayına karışmış bir gazeteciye randevu verirken bir kez değil, on kez düşünmelisiniz!

Elbette herkesin kamu kurumlarından bilgi alma ve görüşme talep etme hakkı vardır. Ancak bu hak, yöneticilerin tedbirsiz davranmasını gerektirmez.

Telefon, akıllı gözlük, ses kayıt cihazı veya görüntü alabilen benzeri elektronik eşyaların gizli kayıt amacıyla kullanılabilme ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Gerekli görülen durumlarda, hukuka uygun ve herkes için geçerli kurallar çerçevesinde bu cihazların görüşme alanı dışında bırakılması sağlanmalıdır.

Çünkü bugün sıradan bir sohbet sırasında söylenen sözlerin veya izinsiz kaydedilen görüntülerin yarın hangi amaçla kullanılacağını bilemezsiniz.

Önemli olan herkesten şüphelenmek değil, kamu görevinin gerektirdiği dikkati ve kurumsal ciddiyeti göstermektir.

Kamu makamlarında yapılan görüşmelerin güvenliği, kişisel yakınlıklara veya iyi niyete bırakılamayacak kadar önemlidir.

★

Şantajın en büyük silahı korkudur.

Ancak korkunun karşısına hukuk, suskunluğun karşısına adalet konulmadığı sürece bu tür suçlarla mücadele etmek kolay değildir.

Devletin gücü, yalnızca suçluyu yakalamakta değil, mağdura güven verebilmekte de kendisini göstermelidir.

★

Kahramanmaraş, depremin yaralarını sarmaya çalışan, yeniden ayağa kalkmak için mücadele eden bir şehir.

Esnafı ayakta kalmaya, sanayicisi üretmeye, gençleri geleceğini kurmaya çalışıyor.

Böyle bir şehirde insanların enerjisini tehdit, baskı ve şantaj olaylarıyla tüketmeye kimsenin hakkı yok.

Hele ki toplumun haber alma hakkını temsil etmesi gereken gazetecilik mesleğinin adının böyle olaylarla yan yana anılması, ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.

Gazetecilik mesleğinin itibarı, mesleği kötüye kullananların arkasına saklanabileceği bir kalkan değildir.

Basın kartı, mikrofon ya da kamera hiç kimseye insanları tehdit etme ayrıcalığı vermez!

Suç işleyen kim olursa olsun hukuk önünde hesap vermelidir.

★

Demem odur ki;

Türkiye’de fon skandalları, Kahramanmaraş’ta şantaj olayları...

Bir tarafta para, diğer tarafta korku üzerinden yürüdüğü öne sürülen ilişkiler...

Peki, bu hikâyenin neresinde kaldı ahlak, dürüstlük, vicdan?

Ne ara insanların emeği yerine ellerindeki kozlar, karakterleri yerine kurdukları bağlantılar konuşulur oldu?

Ne ara birinin açığını yakalamak, dürüstçe çalışmaktan daha değerli görülmeye başlandı?

Ne ara insanların mahremiyetini korumak yerine onu bir tehdit aracına dönüştürmekten utanmaz hâle geldik?

Ve en önemlisi...

Biz ne ara bu hâle geldik yahu?

★

Buradan yetkililere çağrımı bir kez daha yineliyorum:

Şantaj olayının veya olaylarının bütün yönleri aydınlatılmalı, varsa diğer mağdurlara ulaşılmalı, suça karışan herkes hukuk önünde hesap vermelidir.

Hiç kimse sahip olduğu unvanın, tanıdığı insanların veya kurduğu ilişkilerin kendisine dokunulmazlık sağlayacağını düşünmemelidir.

Kamu kurumlarının yöneticileri de kiminle, hangi şartlarda ve ne amaçla görüştükleri konusunda gerekli hassasiyeti göstermelidir.

Çünkü mesele yalnızca bir şantaj olayı değil, insanların adalete duyduğu güven meselesidir.

Unutmayalım...

Bir şehirde insanlar hukuka güvenmek yerine birilerinden korkmaya başlıyorsa, asıl tehlike işte o zaman başlar!