Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Kahramanmaraş neden artık siyasetçi yetiştiremiyor?'' diye yazdı.

BUGÜN hafta sonu…

Biraz sert ve uzun yazacağım.

Hatta bazıları okuyunca rahatsız olacak.

Bazıları, “Bunu da yazmasaydın” diyecek.

Bazıları telefonlara sarılacak.

Bazıları da kendi üzerine alınacak.

Üzerine alınan varsa, önce aynaya baksın.

Çünkü Kahramanmaraş siyasetinin bugün geldiği noktayı artık yuvarlak cümlelerle anlatmanın anlamı yok.

Bu şehirde siyasetçi yetişmiyor.

Daha kötüsü var:

Yetişmeye çalışan da daha filizken budanıyor!

Ve bunun adı artık siyaset değil.

Bunun adı pirana siyaseti!

Birinin biraz güçlendiğini görünce etrafına üşüşenlerin, birbirinin ayağını kemirenlerin, “O giderse ben gelirim” hesabı yapanların siyaseti...

Kahramanmaraş yıllardır işte bu anlayışın bedelini ödüyor.

Bir zamanlar bu şehirden Mahir Ünal çıktı.

Veysi Kaynak çıktı.

Mehmet Sağlam çıktı.

Hanefi Mahçiçek çıktı.

Ali Doğan çıktı.

Bu isimlerin siyasi görüşünü beğenirsiniz, beğenmezsiniz.

Yaptıklarını eleştirirsiniz.

Eksiklerini söylersiniz.

Ama bir gerçeği inkâr edemezsiniz:

Bu isimlerin siyasi bir ağırlığı vardı.

Ankara'da isimleri biliniyordu.

Bürokraside karşılıkları vardı.

Siyasette yalnızca kartvizit taşımıyorlardı.

Bazıları genel merkezde, bazıları hükümette, bazıları yerel siyasette kendi alanını oluşturmuştu.

Peki bugün?

Bugün Kahramanmaraş siyasetinde kaç kişiyi yan yana koyup;

“Bu isim Ankara’da Kahramanmaraş adına masaya yumruğunu vurabilir” diyebiliyoruz?

Kaç kişi için;

“Partisinin oyuyla değil, kendi siyasi ağırlığıyla burada duruyor” diyebiliyoruz?

Kaç kişi partisinin rozetini çıkardığında sokakta aynı ilgiyi görebilir?

Asıl mesele burada.

Yıllardır teşkilatlarda aynı hikâyeleri dinliyoruz:

“Ben yıllarca çalıştım, listeye başkası girdi.”

“Biz emek verdik, makamı başkası aldı.”

“Birileri genel merkeze dosya taşıdı.”

“Birileri onun önünü kesti.”

“Bu isim fazla güçleniyor dediler.”

“Beni tehdit olarak gördüler.”

“Bir gecede kapının önüne koydular.”

Şimdi soruyorum:

Bu kadar insan aynı şeyi söylüyorsa ortada gerçekten bir sorun yok mu?

Siyaset, insan yetiştirme sanatı olmaktan çıkıp adam eleme yarışına dönmüşse ne bekliyorsunuz?

Bir insan teşkilata girerken memlekete hizmet etmeyi değil de; “Acaba beni hangi grup yiyecek?” diye düşünüyorsa orada siyaset kurumunun aynaya bakması gerekmez mi?

Çünkü kaliteli insan kavganın içine girmez.

Başarılı iş insanı girmez.

Akademisyen girmez.

Mesleğinde itibarlı insan girmez.

Genç girmez.

Şehrine bir şey katabilecek insan girmez.

Kim girer derseniz?

Cevabını kendi kendinize verirsiniz!

Bakın, Kahramanmaraş siyasetinin en büyük hastalıklarından biri şudur:

“BEN YOKSAM O DA OLMASIN!”

İşte şehri bitiren zihniyet budur.

Bir isim sivrilmeye başladığında sevineceğimize tedirgin oluyoruz.

“Çok güçleniyor.”

“Ankara'yla arası iyi.”

“Genel merkezde karşılığı oluştu.”

“Teşkilatta seviliyor.”

“Yarın bizim önümüze geçer.”

İyi de kardeşim...

Geçsin!

Daha başarılıysa geçsin.

Daha çalışkansa geçsin.

Halkta daha fazla karşılığı varsa geçsin.

Ankara'da daha fazla kapı açabiliyorsa geçsin.

Mesele senin koltuğun mu, Kahramanmaraş'ın geleceği mi?

Bir siyasetçi Ankara’da güçleniyorsa normal bir şehirde insanlar; “Bizim şehrimizin eli güçleniyor” diye sevinir.

Bizde ne oluyor?

“Bunun önünü nasıl keseriz?” toplantısı başlıyor.

İşte pirana siyaseti dediğim tam olarak budur.

Birbirini büyüten değil, birbirini yiyen siyaset.

Sonra da çıkıp;

“Niye artık Mahir Ünal gibi ulusal ölçekte ağırlık oluşturmuş isimler çıkmıyor?”

“Niye Veysi Kaynak gibi devlet yönetiminin üst kademelerine ulaşan siyasetçiler yetişmiyor?”

“Niye Hanefi Mahçiçek gibi arkasından yeni isimler siyasete kazandıran siyaset anlayışı göremiyoruz?” diye soruyoruz.

Nasıl çıksın?

Daha adam yürümeye başlamadan ayağına çelme takıyorsunuz!

Adamın Ankara'da karşılığı oluşuyor, rahatsız oluyorsunuz.

Halkta karşılığı oluşuyor, rahatsız oluyorsunuz.

Gençlerin ilgisini çekiyor, rahatsız oluyorsunuz.

Teşkilatta seviliyor, rahatsız oluyorsunuz.

E ne olsun?

Kimse yükselmesin.

Kimse büyümesin.

Kimse senden daha fazla konuşulmasın.

Sen küçük mahallende “başkan” diye dolaş.

Ama sonuçta...

Kahramanmaraş Ankara'da küçülsün!

Bugün geldiğimiz noktanın özeti budur.

Bir dönem AK Parti’nin Kahramanmaraş'taki oy gücü o kadar yüksekti ki birçok siyasetçi için ciddi bir konfor alanı oluştu.

Listeye gir.

Partinin rüzgârını arkana al.

Seçil.

Sonra kendi siyasi ağırlığınla partinin siyasi ağırlığını birbirine karıştır.

İşte en büyük yanılgı da burada başladı.

Çünkü bir partinin güçlü olması, o partide görev yapan herkesin güçlü siyasetçi olduğu anlamına gelmez.

Bunun testi çok basit.

Rozeti çıkaralım.

Makamı çıkaralım.

Kartviziti çıkaralım.

Genel merkez desteğini çıkaralım.

Geriye ne kalıyor?

Vatandaş seni tanıyor mu?

Esnaf seni görünce kapısını açıyor mu?

Gençler seni dinliyor mu?

Bir mahalleye tek başına gidebiliyor musun?

Şehrin bir meselesinde Ankara’da sonuç alabiliyor musun?

Bir bakanın yanına fotoğraf çektirmeye mi gidiyorsun, yoksa önüne dosya koyup netice almaya mı?

Genel merkezin koridorlarında görünmek başka şeydir.

Genel merkezde ağırlık sahibi olmak başka şey!

*

Bakanla fotoğraf vermek başka şeydir.

Bakandan Kahramanmaraş adına sonuç almak başka şey!

*

Siyasette unvan sahibi olmak kolaydır.

Siyasi ağırlık sahibi olmak zordur.

*

Daha vahimi ise teşkilat siyasetinin bazı dönemlerde bir insan yetiştirme mekanizması olmaktan çıkıp bir eleme mekanizmasına dönüşmesidir.

İl yönetiminden ilçe yönetimine...

Belediye meclisinden milletvekilliği listesine...

Kadın kollarından gençlik kollarına...

Kimin kimin adamı olduğu konuşuluyor.

“Kim başarılı?” sorusundan önce;

“Kim kimin ekibinde?” sorusu soruluyorsa geçmiş olsun.

Liyakat ikinci sıradaysa...

Emek ikinci sıradaysa...

Sahadaki karşılık ikinci sıradaysa...

Önce hizip dengelerine bakılıyorsa...

Oradan büyük siyasetçi çıkmaz.

Oradan ancak küçük grupların büyük başkanları çıkar.

Kahramanmaraş’ın problemi de bu zaten.

Başkan çok, lider yok!

Unvan çok, ağırlık yok!

Fotoğraf çok, sonuç yok!

Kulis çok, proje yok!

Hesap çok, şehir yok!

Hanefi Mahçiçek’in yıllar önce Fatih Mehmet Erkoç’u ilçe yönetimine yazması bugün neden önemli bir örnek?

Çünkü siyaset biraz da kendinden sonrakine alan açma işidir.

Senin yanındaki adam büyüyünce paniğe kapılıyorsan lider değilsin.

Kendinden sonra gelecek ismi rakip değil tehdit olarak görüyorsan siyasetçi yetiştiremezsin.

Liderlik;

“Ben gittikten sonra burası çöksün” demek değildir.

Liderlik;

“Benden sonra daha iyisi gelsin” diyebilmektir.

Biz ise ne yaptık?

Siyasi fidanlığı büyütmek yerine budama makinesini çalıştırdık.

Sonra da ağaç niye yetişmiyor diye şaşırdık.

Şimdi gelelim meselenin en hassas yerine.

Kahramanmaraş seçmeni değişti.

Bunu hâlâ anlamayan siyasetçinin işi zor.

Bir zamanlar;

“Altı milletvekili kesin.”

“Yediyi zorlarız.”

“Sekiz vekilin altısı zaten bizim.”

“Listeye kimi koyarsak seçilir.”

“Burası kale.” deniliyordu.

O dönem geride kaldı.

Bitti.

Deprem bu şehri değiştirdi.

Ekonomik şartlar değiştirdi.

Gençlerin dünyası değişti.

Seçmenin siyasetçiye bakışı değişti.

İnsanların belediyeden beklentisi değişti.

Milletvekilinden beklentisi değişti.

Devletten beklentisi değişti.

Artık seçmen parti logosuna bakıp otomatik oy vermek istemiyor.

Adaya da bakıyor.

Geçmişine de bakıyor.

Sokakta olup olmadığına da bakıyor.

Kimin adamı olduğuna değil, şehrin adamı olup olmadığına bakıyor.

O nedenle önümüzdeki herhangi bir seçimde hiç kimse cebinde garanti sonuç varmış gibi dolaşmasın.

Kahramanmaraş'ta artık tapulu seçmen yok.

Favori parti yok.

Garantili milletvekili sayısı yok.

“Nasıl olsa verirler” rahatlığı yok.

Olmamalı da.

Bundan sonraki seçimlerde vatandaş siyasetçinin karşısına tek bir soru koyacak:

“SEN KİMSİN?”

Arkasından ikinci soru gelecek:

“BU ŞEHİR İÇİN NE YAPTIN?”

İşte asıl sınav burada başlayacak.

“Genel Başkanımız...”

“Cumhurbaşkanımız...”

“Partimiz...”

“Bakanımız...” demek kolay.

Sen ne yaptın?

Kahramanmaraş için hangi kapıyı açtın?

Hangi yatırımın takipçisi oldun?

Hangi haksızlıkta sesini yükselttin?

Hangi meselede siyasi risk aldın?

Kaç gencin elinden tuttun?

Kaç yeni siyasetçinin önünü açtın?

Yoksa bütün siyasi hikâyen; birkaç protokol fotoğrafı, birkaç sosyal medya paylaşımı ve bir kartvizitten mi ibaret?

Vatandaşın artık bakacağı yer burası.

Kahramanmaraş’ın yeniden güçlü siyasetçiler çıkarması gerekiyor.

AK Partili olur.

CHP'li olur.

MHP'li olur.

İYİ partili olur.

Yeni partili olur.

Başka partiden olur.

Hiç fark etmez.

Bu şehrin Ankara’da Kahramanmaraş diyebilecek insanlara ihtiyacı var.

Kendi koltuğunu değil şehrini büyütecek insanlara ihtiyacı var.

Yanındaki başarılı insanı boğmayacak siyasetçilere ihtiyacı var.

Kendinden güçlü bir isim görünce paniğe kapılmayacak yöneticilere ihtiyacı var.

Gençleri teşkilatın sandalye taşıyan elemanı değil, geleceğin siyasetçisi olarak görecek anlayışa ihtiyacı var.

Çünkü şehir siyasetçisi yetiştirmek yerine siyasetçisini yiyorsa sonuç kaçınılmazdır.

Piranalar havuzu ele geçirir.

Ama unutmayın:

Piranaların yaşadığı havuzdan balina çıkmaz!

Bugün Kahramanmaraş siyasetinin geldiği yerde sorun yalnızca isimler değildir.

Sorun düzendir.

Sorun;

Adam yetiştirmeyen teşkilat anlayışıdır.

Sorun;

Kendisinden güçlü olanı tehdit gören zihniyettir.

Sorun;

Liyakat yerine ekip hesabıdır.

Sorun;

Hizmet yerine koltuk hesabıdır.

Sorun;

Şehir için güç biriktirmek yerine birbirini tüketen siyasi gruplardır.

Bu yüzden yıllardır aynı soruyu soruyoruz:

Kahramanmaraş neden artık büyük siyasetçi çıkaramıyor?

Cevabı çok uzakta aramayın.

Çünkü bu şehirde siyasetçi yetişmeden önce rakip ilan ediliyor.

Yükselmeden önce ayağı çekiliyor.

Güçlenmeden önce önü kesiliyor.

Ve sonunda herkes birbirini yiyip bitiriyor.

Sonra sahneye dönüp bakıyoruz...

Kimse kalmamış!

Bugün asıl mesele AK Parti değildir.

CHP değildir.

MHP değildir.

Şu isim ya da bu isim de değildir.

Asıl mesele Kahramanmaraş siyasetinin kültürüdür.

Bu kültür değişmezse yarın başka isimler gelir, sonuç yine değişmez.

Aynı hizipçilik...

Aynı tasfiye...

Aynı koltuk kavgası...

Aynı “o giderse ben gelirim” hesabı...

Ve yine kaybeden Kahramanmaraş olur.

Artık birilerinin çıkıp şu cümleyi yüksek sesle söylemesi gerekiyor:

YETER!

Bu şehir sizin kişisel siyasi kariyer planınızdan daha büyüktür.

Bu şehir sizin teşkilat içi hesabınızdan daha büyüktür.

Bu şehir sizin yönetim kurulu koltuğunuzdan daha büyüktür.

Bu şehir sizin “Ben olmazsam o da olmasın” kavganızdan daha büyüktür.

Kahramanmaraş sizin değil!

Teşkilatlar sizin değil!

Partiler sizin değil!

Ve en önemlisi...

SEÇMEN HİÇ KİMSENİN TAPULU MALI DEĞİL!

Altı milletvekili garanti dönemi bitti.

Yedi milletvekili hesabı bitti.

“Listeye kimi koyarsak seçilir” dönemi bitti.

“Nasıl olsa bize oy verirler” rehaveti bitti.

Hem de çoktan bitti.

Şimdi önümüzde tek soru var:

Pirana siyaseti kendi kendini yemeye devam mı edecek?

Yoksa Kahramanmaraş siyaseti nihayet aklını başına alıp yeni Mahir Ünal'ların, yeni Veysi Kaynak'ların, yeni Mehmet Sağlam'ların, yeni Hanefi Mahçiçek'lerin, yeni Ali Doğan'ların yetişmesine alan mı açacak?

Bunu siyasetçiler anlamazsa...

Sandık anlatır.

Hem de öyle bir anlatır ki; bugün kendisini vazgeçilmez sananların yarın tabelası bile hatırlanmaz.

Çünkü siyasetçinin en büyük yanılgısı şudur:

Partinin oyunu kendi oyu sanmak.

Ve Kahramanmaraş’ta artık o hesabın defteri kapanıyor.

Pirana siyaseti bu şehri yeterince tüketti.

Şimdi ya siyaset değişecek...

Ya da seçmen siyasetçiyi değiştirecek!

★★★

DİPNOT: Böyle bir yazıyı yazmam için işadamından, siyasetçisine, halktan, gazetecisine kadar bir çok insanın talepte bulunması nedeniyle kaleme aldım. Bu yazım tüm Kahramanmaraş sevdalılarına gelsin.