Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''FRC’ye cevabım: İşçinin parasını konuşmak tetikçilik değildir!'' diye yazdı.

Normalde yorum yapan ve ismini saklayan herhangi birine cevap vermek gibi bir huyum yoktur.

Ancak iki gün önce yayımladığım “Puro dumanı işçinin alın terini örter mi?” başlıklı yazıma, “FRC” rumuzuyla bir kişi internet sitemiz üzerinden peş peşe yorumlar yazdı.

Ben de bu yorumların noktasına, virgülüne dokunmadan yayımladım.

Yorumların sahibi, adını ve soyadını yazmak yerine kendisini “FRC” olarak tanıtmayı tercih etmiş.

Olabilir.

İnsan ismini gizleyebilir, rumuz kullanabilir. Buna bir itirazım yok.

Ancak kendi ismini gizleyerek gazetecilik dersi vermeye ve beni “tetikçilikle” suçlamaya kalkınca, ben de birkaç kelam etmek zorunda kalıyorum.

FRC diyor ki:

“Finansal açıdan buhranlı dönemden geçen ve buna bağlı problemlerle boğuşan bir firmayı böyle mesnetsiz söylemlerle itibarsızlaştırmaya çalışmak gazetecilik değildir. Tam manasıyla tetikçiliktir.”

Devam ediyor:

“Madem sosyal medyadaki paylaşımın ekran görüntüsünü alıp burada delilmiş gibi sunuyorsunuz, gönderinin paylaşılma tarihini neden gizlediniz?”

Bir başka yorumunda ise şunu soruyor:

“Amacınız zamanında ödeme alamayan işçilerin sorunlarını mı anlatmak, ülkemizde ve global bazda tekstil sektörünün lokomotifi olmuş bir şirketi karalama çabası mı?”

ŞİMDİ SIRA BENDE...

Bak FRC…

Her şeyden önce sen burada kendi adını dahi açıkça yazmadan yorum yapabiliyorsun.

Üstelik beni ve yaptığım gazeteciliği açıkça eleştiren, hatta “tetikçilik” gibi oldukça ağır bir ifadeyle suçlayan yorumlarını da yayımlıyorum.

İstesem yayımlamam.

İstesem yorumunu onaylamam.

Ama bunu yapmıyorum.

Neden?

Çünkü yalnızca beni alkışlayanların sesinin duyulduğu bir yayıncılık anlayışına sahip değilim.

Beni eleştiren kişinin yorumunu da yayımlarım.

Şirikçioğlu Grubu’nu savunan kişinin görüşünü de yayımlarım.

İşçinin feryadını da yayımlarım.

Şirketin açıklamasını da yayımlarım.

Gazeteciliğin gereği budur.

Bak, sen bana “tetikçi” diyorsun; ben ise bana “tetikçi” dediğin yorumu bile kendi internet sitemde yayımlıyorum.

Bundan daha açık bir cevap ve şeffaflık olabilir mi?

ŞİMDİ GELELİM ASIL MESELEYE…

Benim meselem Şirikçioğlu Grubu’nun büyüklüğü değil.

Kaç ülkeye ihracat yaptığı değil.

Kaç fabrikasının bulunduğu değil.

Türkiye tekstil sektöründe hangi sırada yer aldığı da değil.

Benim meselem şu:

İşçilerin gündeme gelen alacakları ödendi mi, ödenmedi mi?

Maaşlar, tazminatlar ve çalışanların alın terinin karşılığı zamanında verildi mi, verilmedi mi?

Sen bana bunun cevabını ver.

Gerisi laf kalabalığıdır.

Bak FRC…

Bir şirket yüz yıllık da olabilir, dünyanın en büyük tekstil üreticilerinden biri de olabilir.

Bunların hiçbiri çalışanına karşı olan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Tam tersine, büyük şirket olmanın büyük sorumluluğu vardır.

“Finansal açıdan buhranlı dönemden geçiyor” diyorsun.

Peki çalışan işçiler buhranlı dönemden geçmiyor mu?

Fabrikada çalışan insanın ev sahibi, “Şirketiniz ekonomik sıkıntıda, bu ay kirayı ödeme” mı diyor?

Market kasasında, “Patronunuz zor durumdaymış, bu alışveriş bizden olsun” mu deniliyor?

Elektrik faturası bekliyor mu?

Doğal gaz faturası bekliyor mu?

Kredi kartı borcu bekliyor mu?

Çocukların okul masrafı, mutfak gideri, ev kirası bekliyor mu?

Beklemiyor.

O hâlde neden sürekli çalışandan sabır bekleniyor?

Neden şirketin yaşadığı ekonomik sıkıntı gerekçe gösterilirken çalışanın yaşadığı ekonomik sıkıntı ikinci plana atılıyor?

İşçinin alın terini gündeme getirmek ne zamandan beri bir şirketi “karalamak” oldu?

Bir gazeteci çıkıp “Bu insanların alacakları ne olacak?” diye soramayacak mı?

Sorarsa tetikçi mi olacak?

O zaman gazetecilik yapmayalım.

Ha, ne dersin?

Şirketlerin gönderdiği basın bültenlerini alt alta dizelim.

Açılışları yazalım.

Ödülleri yazalım.

İhracat rakamlarını yazalım.

Patronların başarı hikâyelerini anlatalım.

Ama konu işçinin parasına geldiğinde susalım.

Bunu mu istiyorsun?

Böyle bir gazetecilik anlayışı bekliyorsanız yanlış adrestesiniz.

Kanal Maraş’ın görevi herhangi bir şirketin kurumsal imajını parlatmak değildir.

Bizim görevimiz soru sormaktır.

Bu sorulardan rahatsız olan varsa, iki gündür yapılan yorumlardan bunun rahatsızlık oluşturduğu zaten anlaşılıyor.

Yapacak bir şey yok.

BAK FRC…

Şirikçioğlu Grubu’na yakın mısın, uzak mısın bilemem.

Kim olduğunu da bilmiyorum AMA AZ BUÇUK TAHMİN EDEBİLİYORUM.

Ancak Atıf Şirikçi’nin sosyal medya paylaşımlarının tarihine kadar ayrıntılı bilgi sahibi olduğuna göre, belli ki konuyu yakından takip ediyorsun.

O hâlde Atıf Şirikçi’yi veya Şirikçioğlu Grubu’nu savunmak yerine, çalışanların gündeme gelen alacakları konusunda bir açıklık getirsen nasıl olur?

İşçilerin parası ödendiyse çıkıp söyleyin:

“Şu tarihte ödendi.”

“Hem de maaşların tamamı ödendi.”

“Tazminatlar kapatıldı.”

“İşçilerin şirketten herhangi bir alacağı kalmadı.”

Deyin ve varsa belgelerinizi de ortaya koyun.

Biz de yayımlayalım.

Hem de tek kelimesini değiştirmeden yayımlayalım.

Ama işçilerin alacakları tartışılırken sosyal medya paylaşımları üzerinden “Şirketi karalıyorsunuz” demek, asıl soruyu ortadan kaldırmaz.

BURADAN AÇIKÇA SÖYLÜYORUM...

Purolu paylaşımlar yapılabilir.

Lüks bir hayat da sergilenebilir.

Buna kimsenin karışmaya hakkı yok.

Ancak bir tarafta alacağını beklediğini söyleyen çalışanlar varsa, kamuoyunun da “Bu nasıl oluyor?” diye sormaya hakkı vardır.

Önce işçinin hakkını konuşalım.

Önce emeğin karşılığını konuşalım.

Sonra şirketin itibarı üzerine uzun uzun konuşuruz.

Çünkü itibar, bir gazetecinin yazdığı tek bir yazıyla kurulmaz ya da yıkılmaz.

İtibar; çalışanınıza, müşterinize, tedarikçinize ve kamuoyuna karşı ortaya koyduğunuz tavırla oluşur.

Bir de bana sosyal medya paylaşımının tarihini soruyorsun.

Sor FRC.

Eleştir.

Eğer kullanılan paylaşım eski tarihli de olsa o detayı bir yazar olarak mecazi anlamda alıp kullanmak hakkımdır diye düşünüyorum.

Ancak paylaşımın tarihi üzerinden tartışırken, işçilerin gündeme gelen alacaklarıyla ilgili asıl soruyu gözden kaçırmayalım.

Sorum açık ve net:

ÇALIŞANLARIN GÜNDEME GELEN ALACAKLARI ÖDENDİ Mİ, ÖDENMEDİ Mİ?

FRC Efendi…

Sen bunun cevabını ver.

Beni eleştirmeye devam edebilirsin.

Ben senin yorumlarını yayımlamaya devam ederim.

Sen Şirikçioğlu Grubu’nu savunabilirsin.

Ben de çalışanların hakkını sormaya devam ederim.

Ama bana “tetikçi” demeden önce dönüp şu soruyu bir kez de sen sor:

“Bu işçilerin gündeme gelen alacakları ne oldu?”

Belki o zaman kimin neyi savunduğu daha net anlaşılır.

Bak FRC…

Benim durduğum yer belli:

Emeğin hakkının sorulması gerektiğini savunuyorum.

Kamu yararına olan soruların sorulması gerektiğini savunuyorum.

Alın terinin karşılığını isteyen çalışanın sesinin duyulması gerektiğini savunuyorum.

Ama aynı zamanda Şirikçioğlu Grubu’nun da cevap hakkının sonuna kadar açık olduğunu söylüyorum.

Çünkü gazetecilik bir şirketin savunma makamı olmak değildir.

Gazetecilik, kamu adına soru sormaktır.

Ve o soru hâlâ masada:

İŞÇİNİN PARASI NE ZAMAN ÖDENECEK?