Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Gazetecilik tehditle değil, emekle yapılır'' diye yazdı.
Son günlerde yerel medyadan bazı arkadaşlar arayıp konuşuyorlar…
“Falanca ne almış, biliyor musun?”
— Bilmiyorum…
“Öhö! Senin dünyadan haberin yok abi!”
— Deme ya!
O cevap vermeden soruyu yapıştırıyorum:
— Elinde belge var mı?
Yok!
Ulan, bırakın şu dedikoduyu; işinize odaklanın, gazetecilik yapın yahu!
★
Gerçekten de bizim yerel medya bir âlem…
İşi gücü bırakmışlar…
Kim ne kadar para almış?
Hangi gazeteci hangi kuruma girip çıkmış?
Hangi medya kuruluşuna ne kadar ödeme yapılmış?
Mübarekler, sanırsınız ki “Biri Bizi Gözetliyor” programındalar.
★
Herkes birbirinin hesabını tutuyor.
Ama nedense kimse kendi hesabına bakmıyor.
Kaç kişiyi çalıştırmış?
Kaç muhabir yetiştirmiş?
Kaç kamera almış?
Kaç canlı yayın gerçekleştirmiş?
Kaç kilometre yol yapıp haber kovalamış?
Kaç gece uykusundan kalkıp olay yerine gitmiş?
Bunları soran yok.
Telefonu eline alan gazeteci, sosyal medyada birkaç tehditvari cümle kuran da medya patronu olmuş.
★
Konuşmalara ve paylaşımlara bakıyorsunuz, sanki mesaj açık:
“Beni de görün.”
“Bana da ödeme yapın.”
“Yoksa konuşurum.”
★
Kusura bakmayın beyler…
Bunun adı gazetecilik değildir.
Gazetecilik; aba altından sopa göstermek, kurumlara parmak sallamak, sosyal medyadan üstü kapalı mesajlar vermek değildir.
Gazetecilik emektir.
Yatırımdır.
Ekip işidir.
Teknolojidir.
Sorumluluktur.
★
Bir medya kuruluşu büyümek istiyorsa önce kadrosunu büyütür. Muhabir ve kameraman çalıştırır, editör istihdam eder, ekipman satın alır. Stüdyosunu kurar, aracını hazırlar, canlı yayın altyapısını oluşturur.
Bugün yalnızca profesyonel bir kablosuz mikrofonun fiyatı 80 bin liraya dayanmış.
Kamera ayrı…
Bilgisayar ayrı…
Canlı yayın sistemi ayrı…
İnternet altyapısı ayrı…
Personel maaşı, sigorta, kira, vergi, araç, yakıt ve bakım giderleri ayrı…
Bunların hiçbirine yatırım yapmayacaksınız.
İki telefon görüntüsünü yan yana koyup haber yaptığınızı sanacaksınız.
Başka sitelerin haberlerini kopyalayıp kelimelerin yerini değiştireceksiniz.
Sonra çıkıp gerçekten yatırım yapan, personel çalıştıran, ekipman alan medya kuruluşlarının aldığı hizmet bedellerini sorgulayacaksınız.
Olmaz beyler.
Bunun adı eleştiri değil, emeği değersizleştirmektir.
★
Elbette kamu kurumlarının ve siyasi partilerin medya harcamaları şeffaf olmalıdır. Harcanan her kuruşun hesabı sorulabilir. Gazetecinin görevi de zaten gerektiğinde bunu araştırmaktır.
Ancak araştırmak başka, ima etmek başkadır.
Belgeyle konuşmak başka, dedikoduyla insanları zan altında bırakmak başkadır.
Bir siyasi parti, belediye, kurum veya özel şirket tanıtım hizmeti almak istiyorsa bunun bedelini öder.
Çünkü medya hizmeti ücretsiz değildir.
Nasıl ki bir miting yapılırken sahneye, sese, ışığa ve organizasyona para ödeniyorsa; reklam, tanıtım, çekim, canlı yayın ve içerik üretimi için de para ödenir.
Bir siyasi kurum billboard kiraladığında kimse şaşırmıyor.
Televizyona reklam verdiğinde kimse “Bu para niye verildi?” demiyor.
Ulusal gazetelerde ilan yayımladığında kimse bunu garip karşılamıyor.
Ama yerel medya hizmet verdiğinde birden herkes hesap uzmanına dönüşüyor.
Neden?
Muhabirin maaşı yok mu?
Kameranın, mikrofonun, bilgisayarın ve canlı yayın aracının bedeli yok mu?
Yerel medya para kazanmasın mı?
Kazansın.
Ama emeğiyle kazansın.
Hizmet üreterek kazansın.
Birilerinin karşısında susarak değil, yaptığı işin karşılığını alarak kazansın.
★
Burada ince ama önemli bir çizgi var.
Hizmet bedeli başka şeydir.
Sus payı başka şeydir.
Hizmet bedelinin karşılığında reklam, çekim, yayın, tanıtım ve içerik vardır.
Sus payının karşılığında ise sessizlik vardır.
Gazetecinin namusu da tam burada ortaya çıkar.
Para aldığı için gerçekleri gizleyen kişi gazeteci değildir.
Ancak hizmet verdiği için fatura kesen, personel çalıştıran ve yaptığı işin karşılığını alan medya kuruluşunu da kimse peşinen suçlayamaz.
Önce ortaya belge koyacaksınız.
Usulsüzlük varsa açıklayacaksınız.
Kamu zararı varsa yazacaksınız.
Haksız ödeme varsa araştıracaksınız.
Ancak üç kişi bir araya gelip dedikodularla, sosyal medyada isim vermeden, belge göstermeden, tehdit kokan cümlelerle ortalığı bulandırmayacaksınız.
★
Gazetecilik, “Bana da vermezseniz yazarım.” mesleği değildir.
Gazetecilik, “Bana verseniz de vermeseniz de doğruyu yazarım.” diyebilme mesleğidir.
Asıl mesele budur.
★
Yerel medyanın birbirinin kazancına göz dikmesi değil, kendi kalitesini yükseltmesi gerekiyor.
Daha fazla muhabir…
Daha güçlü ekip…
Daha kaliteli görüntü…
Daha doğru haber…
Daha hızlı yayın…
Daha sağlam arşiv…
Daha güvenilir gazetecilik…
Sosyal medya geliri ile daha fazla kazanç…
Ve fiyatını yerel medyanın belirlediği reklam ve tanıtımın yayımlanması…
Rekabet böyle yapılır.
Başkasının aldığı parayı konuşarak değil, ortaya daha iyi bir iş koyarak yapılır.
★
Fotokopi gazeteciliğiyle büyüyemezsiniz.
Kopyala-yapıştır haberlerle itibar kazanamazsınız.
Sosyal medya tehditleriyle kurumları korkutmaya çalışarak saygınlık elde edemezsiniz.
İnsanlar artık kimin çalıştığını, kimin üretmeden konuştuğunu görüyor.
Kimin olay yerine gittiğini…
Kimin masasından ahkâm kestiğini…
Kimin yatırım yaptığını…
Kimin sadece başkalarının haberini beklediğini biliyor.
O nedenle birbirimize çamur atmayı bırakalım.
Kimin ne kadar para aldığına değil, o paranın karşılığında ne yaptığına bakalım.
Kaç kişiye ekmek kapısı açmış?
Hangi ekipmanı almış?
Şehre hangi hizmeti sunmuş?
Kaç olayı kamuoyuna duyurmuş?
Kaç sorunun çözülmesine katkı sağlamış?
Bunları konuşalım.
Çünkü gerçek gazeteci, başka gazetecinin kazancından rahatsız olmaz.
Haksızlıktan rahatsız olur.
Yolsuzluktan rahatsız olur.
Kamu zararından rahatsız olur.
Haberin üzerinin örtülmesinden rahatsız olur.
Ama bir meslektaşının ekip kurmasından, teknolojiye yatırım yapmasından ve yaptığı hizmetin karşılığını almasından rahatsız olmaz.
★
Son sözümüz açık olsun:
Gazetecilik tehdit değildir.
Gazetecilik dilencilik değildir.
Gazetecilik fotokopi hiç değildir.
Gazetecilik emektir, yatırımdır, cesarettir.
Ve en önemlisi…
Gazetecilik, kim para verirse onun düdüğünü çalmak değil; kimse para vermese de gerçeği söyleyebilmektir.
★★★
DİP NOT: Şehrimizde, zenginlerin sahibi olduğu iki kurum, geçen 15 Temmuz’la ilgili haber paylaşımı yapılmasını istemiş ve bunun karşılığında 3 bin TL vereceklerini söylemiş. Biz de “Haberinizi yayımlayalım, ödeyeceğiniz ücret bizden size hibe olsun.” demişiz…
Sanırsınız bize bağış yapıyorlar!
Biz basın kuruluşları, zenginlerin sahibi olduğu bu kurumlara gidip abonelik işlemleri için evraklarımızı verdiğimizde, abonelik ücretini biz belirlemiyorsak hiçbir kurumun da basının emeğinin karşılığını belirlemeye ne hakkı ne de salahiyeti vardır.
NOKTA…