Kanal Maraş köşe Yazarı Ali Akkurt, bugünkü yazısında "Çocuklarımız ant içerim kelimesi ile derslere başlasın artık" diye yazdı.
Bir çocuğun okula giderken korkması, hiçbirimizin kabul edebileceği bir durum değildir.
Son dönemde yaşanan acı olaylar, okul güvenliğini ve akran zorbalığını yeniden gündemimizin merkezine taşımamız gerektiğini gösteriyor.
Çünkü akran zorbalığı sadece bir öğrencinin diğerine vurmasından ibaret değildir.
Alay etmek, dışlamak, tehdit etmek, küçük düşürmek, eşyalarına zarar vermek, sosyal medyada hedef göstermek, gruplardan dışlamak ve psikolojik baskı kurmak da zorbalığın farklı biçimleridir.
Daha da önemlisi, bazen bütün bunlar gözümüzün önünde gerçekleşir ve biz yetişkinler çocuğun sessizliğini “sorun yok” şeklinde yorumlarız.
Oysa bazı çocuklar yaşadıklarını anlatmaya korkar.
İşte asıl mücadele burada başlamalıdır.
Çocuğu yalnız bırakmamak…
Öğretmeni zamanında bilgilendirmek…
Aileyi sürecin içine almak…
Rehberlik mekanizmalarını güçlendirmek…
Gerekli durumlarda disiplin ve güvenlik tedbirlerini gecikmeden uygulamak…
Ve bütün bunların yanında çocuklara saygıyı, empatiyi, sorumluluğu ve birlikte yaşama kültürünü öğretmek.
ANDIMIZ TARTIŞMASINA DAHA GENİŞ BAKMALIYIZ
Tam bu noktada, geçmişte okullarda her sabah okutulan Öğrenci Andı konusunda da yeniden düşünmenin faydalı olabileceğini düşünüyorum.
Ancak burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir:
Bugün yaşanan akran zorbalığının Andımız'ın kaldırılması nedeniyle arttığını söylemek için yeterli bilimsel kanıtımız yoktur.
Çocukların davranışlarını etkileyen aile ortamı, okul iklimi, sosyal çevre, dijital medya, ekonomik ve psikolojik koşullar, arkadaş grupları ve eğitim sistemi gibi çok sayıda faktör bulunmaktadır.
Fakat Andımız'ın içinde yer alan çalışkanlık, sorumluluk, saygı, birlik ve toplumsal aidiyet gibi değerlerin çocuklarımıza nasıl kazandırıldığı konusunda hepimizin yeniden düşünmesi gerektiğine inanıyorum.
Mesele sadece bir metni her sabah okutmak ya da okutmayıp kaldırmak değildir.
Asıl mesele şudur:
Çocuklarımız bu değerleri gerçekten öğreniyor mu ve günlük hayatlarında uyguluyor mu?
Eğer bir öğrenci arkadaşına zorbalık yapıyorsa, haksızlığa uğrayan arkadaşının yanında durmuyorsa, farklı olanı dışlıyorsa; bizim eğitim anlayışımızı da sorgulamamız gerekir.
Çünkü değerler yalnızca ezberletilmemeli, yaşatılmalıdır.
Belki bunu yeniden değerlendirmek için farklı yöntemler kullanılabilir.
Değerler eğitimi…
Akran dayanışması programları…
Empati çalışmaları…
Dijital zorbalıkla mücadele eğitimleri…
Okul-aile iş birliği…
Ve çocukların birbirini dışlamak yerine birbirine destek olduğu okul kültürü…
Bunların tamamı birlikte ele alınmalıdır.
ÇOCUKLARIMIZIN OKULU GÜVENLİ BİR ALAN OLMALI
Millî Eğitim Bakanlığı'na ve İçişleri Bakanlığı'na burada önemli sorumluluklar düşüyor.
Okul çevrelerinde güvenlik tedbirleri artırılmalı.
Akran zorbalığı erken tespit edilmeli.
Rehberlik servisleri güçlendirilmeli.
Dijital zorbalık konusunda hem öğrenciler hem veliler bilinçlendirilmeli.
Şiddet olaylarının ardından sadece sonuçla değil, olayın nedenleriyle de ilgilenilmeli.
Çünkü bir çocuğu korumak, yalnızca olay meydana geldikten sonra müdahale etmek değildir.
Asıl başarı, olay meydana gelmeden önce tehlikeyi fark edebilmektir.
Manisa'da yaşanan ve öğrencilerimizin yaralanmasına neden olan acı olay hepimizi derinden üzmüştür.
Yaralanan öğrencilerimize acil şifalar diliyor, ailelerine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Artık çocuklarımızın okulda kendisini güvende hissettiği bir eğitim ortamını hep birlikte oluşturmak zorundayız.
Andımız konusunda farklı görüşler olabilir.
Okutulmasını savunan da olabilir, farklı bir değerler eğitimi yöntemini savunan da.
Ama hepimizin üzerinde birleşebileceği bir nokta var:
Çocuklarımız birbirine zarar vermeyi değil, birbirine sahip çıkmayı öğrenmelidir.
Çocuklarımızın gözlerinde korku değil umut,
Ellerinde şiddet değil kalem,
Arkadaşlıklarında rekabet değil dayanışma görmek istiyoruz.
Çünkü okul yalnızca ders öğrenilen yer değildir.
Okul, karakterin, sorumluluğun ve birlikte yaşama kültürünün de öğrenildiği yerdir.
Çocuklarımız bizim geleceğimizdir.
Onları korumak hepimizin görevidir.