Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Ahırdağı'na betonla tırmanmayı bırakın!'' diye yazdı.

Sevgili Kahramanmaraşlılar…

Bazı şehirler vardır hatalarından ders çıkarır.

Bazı şehirler ise hatayı görür, bilir, konuşur…

Sonra gider aynı hatanın daha büyüğünü yapar.

Kahramanmaraş’ta bugün yaşadığımız olay tam olarak budur.

Akademisyenler ve hocalardan öğrendiğim kadarıyla, şehir planlaması konusunda olmazsa olmaz şöyle konuşurlar:

“Dağa doğru çıktıkça yapı yoğunluğu azaltılmalı.”

“Eğimli bölgelerde yüksek katlı yapılaşmaya dikkat edilmeli.”

“Şehrin silueti, ulaşımı, altyapısı ve güvenliği birlikte düşünülmeli.”

Peki, biz Kahramanmaraş’ta ne yapıyoruz?

Tam tersini!

Ahırdağı’na doğru çıktıkça beton yükseltiyoruz.

Sanki şehir planlamıyoruz da “Kim daha yükseğe bina dikecek?” yarışması yapıyoruz.

Bakın daha kış gelmedi.

Buz yok.

Kar yok.

Tipi yok.

Yollar donmuş değil.

Şu anda yaz mevsimindeyiz.

Buna rağmen Ahırdağı istikametindeki bazı dik yollardan aşağı inerken sürücüler direksiyona iki eliyle değil, adeta dualarla sarılıyor.

Freni düşünüyorsunuz.

Eğimi düşünüyorsunuz.

Önünüzde araç varsa inmekten çekinip bekliyorsunuz.

Arkanızda araç varsa gel gelleri yakıp iniyorsunuz.

Bir de bunun kışını düşünün!

Kar yağdığında ne olacak?

Yol buz tuttuğunda ne olacak?

Araçlar kaymaya başladığında ne olacak?

Bir gün ciddi bir facia yaşandığında yine klasik cümleyi mi kuracağız?

“Gerekli inceleme başlatıldı…”

Hayır!

İnceleme, kaza olduktan sonra değil;

Bina ruhsatı verilirken yapılmalı.

Tedbir, araç uçuruma gitmeden önce alınmalı.

Şehircilik, insanlar öldükten sonra masaya yatırılmamalı.

Soruyorum:

Ahırdağı’na doğru çıktıkça neden yapı yoğunluğu artıyor?

Neden yüksek katlara izin veriliyor?

Bu bölgelerin trafik yükü hesaplandı mı?

Yol eğimleri dikkate alındı mı?

Otopark kapasitesi hesaplandı mı?

Kış şartlarında ulaşım senaryosu hazırlandı mı?

İtfaiyenin, ambulansın, kurtarma ekiplerinin erişimi düşünüldü mü?

Su ve kanalizasyon altyapısı bu yoğunluğu kaldırabilecek mi?

Yoksa yine önce binaları dikip, sonra altyapıyı mı düşüneceğiz?

Şunu artık anlamamız gerekiyor:

Her boş arazi imara açılmak zorunda değildir.

İmara açılan her araziye de yüksek bina dikilmek zorunda değildir.

Bir arsanın ekonomik değeri olabilir.

Ama bir şehrin can güvenliği, ekonomik değerden daha kıymetlidir.

Manzara uğruna şehircilik yapılmaz.

Rant uğruna şehir planlanmaz.

Emsal hesabıyla kent geleceği kurulmaz.

Deprem yaşamış bu şehirden bahsediyoruz.

Binlerce acının yaşandığı bu şehirden…

Böyle bir şehirde şehircilik anlayışının artık milim milim hesap yapılması gerekirken biz hâlâ “Buraya kaç kat daha çıkarız?” hesabıyla hareket ediyorsak ortada çok ciddi bir sorun var demektir.

Geçmişten ders çıkarmadıysak ne zaman çıkaracağız?

Ahırdağı, Kahramanmaraş’ın arka bahçesi değildir.

Önüne gelenin bina dikeceği bir beton rezerv alanı hiç değildir.

Bu dağ şehrin siluetidir.

Havasıdır.

Doğal sınırıdır.

Nefesidir.

Ve yanlış yapılaşmanın bedelini günün sonunda müteahhit değil, vatandaş öder.

Ahırdağı’nın yamaçlarına doğru yüksek kata izin verenler…

Yarın o dik yollarda yaşanacak trafik sorunlarının da hesabını düşünmek zorundadır.

Bugün o ruhsatlara imza atanlar…

Yarın kar yağdığında o yolların nasıl kullanılacağını da düşünmek zorundadır.

Bugün “Bir şey olmaz” diyenler…

Yarın bir şey olduğunda “Biz nerede hata yaptık?” deme lüksüne sahip değildir.

Çünkü hata şimdiden gözümüzün önünde duruyor.

Kahramanmaraş’ın ihtiyacı daha fazla beton değil.

Daha fazla akıl.

Daha fazla planlama.

Daha fazla bilim.

Ve biraz da vicdan.

Ahırdağı’na doğru çıktıkça binaları değil, kat sınırlarını küçültmek gerekir.

Yapı yoğunluğunu artırmak değil, azaltmak gerekir.

Yolları ve altyapıyı hazırlamadan yeni nüfus yükü bindirmekten vazgeçmek gerekir.

Yetkililere açık çağrımdır:

Ahırdağı eteklerindeki yapılaşmayı yeniden masaya yatırın.

Yüksek kat izinlerini yeniden değerlendirin.

Eğim, ulaşım, deprem, altyapı ve kış şartlarını tek tek hesaplayın.

Bugünün kazancını değil, 30 yıl sonrasının Kahramanmaraş’ını düşünün.

Çünkü şehircilikte yapılan yanlışın silgisi yoktur.

Bir bina dikildi mi kalır.

Bir yol kilitlendi mi yıllarca çekilir.

Bir can kaybedildi mi ise hiçbir imar değişikliği onu geri getirmez.

Sonra kimse çıkıp;

“Bunu öngöremedik” demesin.

Biz görüp söylüyoruz.

Ve ne olacağını da öngörüyoruz.

Biz demiştik, hatta koca koca cümlelerle yazmıştık dememek için bugünden uyarıyoruz.

Ahırdağı’na betonla tırmanmayı bırakın!

Yoksa yarın bu şehrin yalnızca manzarasını değil, yaşanabilirliğini de kaybedeceğiz.

★★★

DİP NOT: Dün yazmış olduğum ‘’benim deliliğimi sakın ele aldırmayın!’’ köşe yazımdan sonra onlarca vatandaşımızdan telefon ile arandım ve mesajlar aldım. Aranmamda ve mesajlarda; ''önemli bir konuya parmak bastığımı, kuzey çevre yolunda tespit edilen 5-6 binanın yan taraflarına profil ile işyeri yapıldığını, bu konuda gerekli şikayetleri yaptıklarını, ancak yetkili kurumların hiçbir şekilde işlem yaparak yıkmadıklarını, bu süreç böyle devam ederse herkesin kendi binasının yan tarafında boşluk var ise aynı işlemi yaparak rant sağlamaya çalışacaklarını, sürücü kurslarının bu yolda bir facia olmadan kaldırılmasını, tırların yol kenarına park etmelerine müsaade edilmemesini, galeri adı altında küçük işyerleri önünde onlarca aracın bulundurulmasının doğru olmadığını, bu şehirde galericiler sitesi diye bir sitenin olduğunu, işyerlerinin kaldırımlara kadar işgal edildiğini, çıkma yaparak işyerlerini büyüttüklerini, bazı binaların kırmızı kodunun doğru verilmediğini, bu yüzden işyerlerinin havada kaldığını'' dediler de dediler.

Demek ki kanayan bir yaraya parmak basmışım. Bakın saygıdeğer yetkililer; bu gidişatınız gidişat değil, bu şehrin Valisi, Jandarma komutanı, Emniyet Müdürü, Belediye Başkanları bir araya gelip bu sorunu çözmek için masaya yatırmalıdırlar. Yarın inanın çok geç olur. BENDEN SÖYLEMESİ.