Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Sen Muhtar mısın, yoksa Hızır Aleyhisselam mı?'' diye yazdı.

Bugün Tekke Mahallesi’ni yazacaktım.

Yolumu her çevirdiğinde, “Ne olacak oğlum bu mahallenin hâli?” diye soran Hatice teyzenin serzenişini kaleme alacaktım. Tekke’nin yıllardır değişmeyen kaderinden, gelip geçen başkanlardan, tutulmayan sözlerden bahsedecektim.

Bilgisayarın başına oturdum, sosyal medyada karşıma bir fotoğraf çıktı.

Ramazan Gürbak Muhtar

Fotoğrafta Serintepe Mahalle Muhtarı ve Onikişubat Muhtarlar Dernek Başkanı Ramazan Gürbak vardı. Şahinkaya Mahallesi’nde evi yanan Osman Şişman ve ailesini ziyaret etmişti.

Paylaşımındaki satırları okudum.

Evde biri çocuk iki engelli vatandaşın da bulunduğu toplam on kişinin yaşadığını, yangının elektrik kablosundan çıktığını, evin tamamen yandığını, ailenin şimdilik imam evine yerleştiğini, günlük ihtiyaçlarının mahalle halkı ve hayırseverler tarafından karşılandığını, bir hayırseverin iş makinesini gönderdiğini, yeni evin temel kazısının yapıldığını, mahalle muhtarı ve vatandaşların inşaata başlayacaklarını…

Ancak çimento, kum, demir ve briket gibi malzemelere ihtiyaç olduğunu yazmış.

Ramazan Gürbak da bu paylaşımla insanlara çağrıda bulunuyor:

“Yardım etmek isteyenler mahalle muhtarına veya bize ulaşabilir.”

Paylaşımı okuyunca içimden şu cümle geçti:

Yahu Ramazan Gürbak, sen muhtar mısın, Hızır Aleyhisselam mısın?

Bir bakıyorsunuz cenazede…

Bir bakıyorsunuz düğünde…

Bir gün hastanın yanında, ertesi gün evi yanan bir ailenin kapısında…

Bir mahallede acı varsa orada, bir vatandaşın derdi varsa yanında.

Üstelik sadece kendi mahallesinde değil.

Şahinkaya’da bir ev yanıyor, Serintepe’nin muhtarı yardıma koşuyor. “Benim görev alanım değil” demiyor. “Beni ilgilendirmez” diyerek kenara çekilmiyor. Fotoğraf çektirip iki cümlelik geçmiş olsun mesajıyla da yetinmiyor. İhtiyacı tespit ediyor, vatandaşlara duyuruyor, yardım için köprü olmaya çalışıyor.

Alt tarafı bir muhtar, değil mi?

Öyle demeyin!

Bazen “alt tarafı bir muhtar” dediğiniz insan, üst makamlarda oturanların yapamadığını yapar. Makamı küçüktür ama yüreği büyüktür. Yetkisi sınırlıdır ama gayreti sınırsızdır.

Hediye götürür, yakıt yakar, köy köy gezer…

İnanın, arabasına koyduğu yakıt aldığı muhtarlık maaşına yetişiyor mudur, ondan bile emin değilim.

Ama belli ki hesabını cebine göre değil, vicdanına göre yapıyor.

Bugün siyasette en fazla eksikliğini hissettiğimiz şey de tam olarak budur.

Vatandaşa dokunmak…

Acıya ortak olmak…

İnsanların yalnızca seçim zamanı değil, zor gününde de kapısını çalmak…

Çünkü siyaset; kürsülerde yüksek sesle konuşmak değildir. Siyaset, yangında evini kaybeden bir ailenin yanında sessizce durabilmektir.

Siyaset, sosyal medyada slogan paylaşmak değil; çimentoya, kuma, demire ihtiyaç duyan vatandaş için yardım çağrısı yapabilmektir.

Siyaset, makam aracının camından el sallamak değil; köy yollarında kendi aracının yakıtını yakmaktır.

Buradan açıkça yazıyorum:

Ramazan Gürbak’ı hangi parti olası bir seçimde belediye başkanlığına veya milletvekilliğine aday gösterirse yarışa 1-0 önde başlar.

Partisinin adının ne olduğuna da bakmam.

Çünkü benim için önemli olan rozet değil, insanın geride bıraktığı izdir.

Büyüklerimiz, “Marifet iltifata tabidir” demiş.

İyiyi görüp söylemezsek, çalışanla çalışmayanı aynı kefeye koyarsak, sonra neden düzgün insanlar siyasete girmiyor diye yakınmaya hakkımız olmaz.

Bu nedenle kimse kusura bakmasın.

Ramazan Gürbak, ismini buraya yazıyorum:

Hangi partiden aday olursan ol, oyum sanadır.

Nokta.