Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Hani bizim imamın ezan sesi?'' diye yazdı.

Bir vatandaşımız, çektiği fotoğrafla birlikte telefonuma mesaj göndermiş…

Demiş ki:

“Abi, şu an tevafuken İmran Kılıç Köprüsü’nden batı köylerine doğru gidiyorum. Köprü üzerinde Türk Telekom fiber altyapı çalışması yapıyor. Bu yol açılalı daha kaç gün oldu ki asfalt yeniden kesiliyor?”

Hani Bizim Ezanlar Ses

Bir fotoğrafa baktım…

Bir de gelen mesajı okudum…

Hem tebessüm ettim hem de vatandaşımızın duyarlılığına saygı duydum.

Çünkü önceki adı Önsen Köprüsü olan ve depremden önce defalarca haberini yaptığım ve bu yolun açılmasında katkısı olan bir basın mensubu olarak bu köprünün güzergâhında yürütülen çalışmayı görünce insan ister istemez sorma ihtiyacı hissediyor:

Bu şehirde yapılan yolların altında ne olacağına, yol yapıldıktan sonra mı karar veriliyor?

Asfalt dökülür, çizgiler çekilir, yol hizmete açılır. Vatandaş daha “Hayırlı olsun.” demeye fırsat bulamadan ekipler gelir; asfaltı keser, yolu kazar, boruyu döşer, kabloyu geçirir…

Sonra ARMADAŞ, AKEDAŞ ve KASKİ gibi başka kurumlar gelir, onlar da yolun başka bir noktasını kazar.

Ardından asfalt yeniden yamalanır.

Birkaç ay sonra yol çukurlara bürünür, araçlar düşe kalka zıplayarak yol alır, böbrek taşı olan taş düşürür. Doksan dokuz defa kulaklar çınlatılır. Araç içinde yol alanlar birbirine bakarak aynı soruyu sorarlar:

“Bu yol daha yeni yapılmamış mıydı?”

Yapılmıştı elbette…

Fakat anlaşılan o ki yolu yapanın altyapıdan, altyapıyı yapanın da yoldan haberi yok!

Oysa dünyanın birçok yerinde adına “kurumlar arası koordinasyon” denilen bir sistem var. Yol yapılmadan önce ilgili kurumlar bir araya gelir; elektrik, su, kanalizasyon, doğal gaz, internet ve haberleşme hatları birlikte planlanır. Daha sonra asfalt dökülür ve yol uzun yıllar kullanılmaya devam eder.

Bizdeki sistem ise biraz daha farklı çalışıyor:

Önce yol yapılıyor, sonra altyapı akla geliyor!

Milyonlarca lira harcanarak yapılan asfaltın birkaç gün sonra kesilmesi, yalnızca kötü bir görüntü değildir. Aynı zamanda kamu kaynağının, vatandaşın vergisinin ve emeğinin plansızlık yüzünden yeniden harcanmasıdır.

İşin bir de iletişim tarafı var…

Fiber altyapı çalışması yapılıyor, eyvallah.

Teknoloji gelişsin, internet hızlansın, şehir dijitalleşsin. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak Kahramanmaraş’ta insanlar, şehir merkezinde telefonla konuşabilmek için bir odadan diğerine geçiyor, pencereye yaklaşıyor, hatta balkona çıkıyor.

Ali Kayası’na doğru gittiğinizde ise telefonun çekmesi, neredeyse bir piyango meselesine dönüşüyor.

Ekranda bir çizgi gördüğünüz anda, sevinçten “Şebeke geldi!” diye bağıracak hâle geliyorsunuz.

Peki, nerede bu operatörler?

Türk Telekom nerede?

Turkcell nerede?

Vodafone nerede?

Hani herkesin bildiği bir tekerleme var ya…

Komşu komşu huu! Oğlun geldi mi? Geldi.

Ne getirdi? İnci boncuk.

Kime kime? Sana bana.

Başka kime? Kara kediye.

Kara kedi nerde? Ağaca çıktı.

Ağaç nerde? Balta kesti.

Balta nerde? Suya düştü.

Su nerde? İnek içti.

İnek nerde? Dağa kaçtı.

Dağ nerde? Yandı bitti kül oldu!

Bu tekerleme misali vatandaşlara telefon firmalarının müşteri hizmetleri eziyet çektirip tatlı dil dökerek uyuturken, depremde yıkılan veya binalardan sökülen baz istasyonlarının yerine yeterli ve kalıcı sistemler neden hâlâ kurulamadı?

Vatandaş faturasını günü gününe ödüyor mu?

Ödüyor...

İnternet paketi, konuşma paketi satın alıyor mu?

Alıyor…

Ancak telefonu çekmediğinde muhatap bulamıyor.

Reklamlara bakarsanız dağda, ovada, hatta denizin ortasında bile kesintisiz iletişim var.

Gerçek hayatta ise vatandaş, evinin salonunda konuşmaya başlayıp cümlesini tamamlayabilmek için balkona koşuyor!

Sonra çıkıp büyük büyük teknoloji hedeflerinden söz ediyoruz:

“Uzaya astronot gönderdik.”

Gönderdik, elbette gurur da duyduk.

Ama uzaya insan gönderebilen bir ülkenin şehir merkezinde kesintisiz telefon görüşmesi yaptıramaması da üzerinde düşünülmesi gereken ayrı bir başarı hikâyesidir!

Uzayla bağlantı kuruyoruz ama Ali Kayası istikametine gidildiğinde bağlantı kuramıyoruz.

Fiber döşüyoruz ama belirtilen hızda internet alamıyoruz, telefonla da doğru dürüst konuşamıyoruz.

Yeni asfalt yapıyoruz ama birkaç gün sonra yeniden kesiyoruz.

Sonra da çıkıp “Şehrimiz gelişiyor.” diyoruz.

Hani eski bir hikâye vardır…

Köyün imamına, “Ezanı neden okumadın?” diye sorarlar. İmam da “On tane sebebi var; birincisi, minare yok.” diye cevap verir.

Karşısındaki ahali de şöyle der:

“Gerisini saymana gerek yok!”

Bizim iletişim meselesi de biraz buna benziyor.

Fiber var deniliyor ama belirlenen hızda internet yok.

Baz istasyonu var deniliyor ama sinyal yok.

Teknoloji var deniliyor ama koordinasyon yok.

Yol var deniliyor ama asfaltın ömrü yok.

Şimdi vatandaşın sorması hakkı değil mi?

Bu yol yapılırken Türk Telekom’un çalışması neden planlanmadı?

Kurumlar neden aynı masaya oturmadı?

Yeni dökülen asfaltın yeniden kesilmesinin maliyetini kim karşılayacak?

Şehir merkezindeki çekim sorununu kim çözecek?

Depremde kaybedilen haberleşme altyapısının yerine kalıcı sistemler ne zaman kurulacak?

Yoksa biz yine reklamlardaki hızlı internetle avunup, telefon çektiğinde şükretmeye devam mı edeceğiz?

Velhasıl…

Uzaya astronot gönderdik, tamam…

PEKİ, HANİ BİZİM İMAMIN EZAN SESİ?