Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında "Bir fotoğrafın anlattığı ekonomik gerçek'' diye yazdı.
Refikimiz Mustafa Şirin dün bir mesaj gönderdi.
Altı yıl önce Facebook'ta paylaştığı bir fotoğrafı yeniden göndermişti.

Bir kasabın camındaki fiyat listesi...
Altına da şu notu düşmüştü:
"Vay be... O gün bu fiyatları görünce şaşırmıştık. Meğer o günlerin kıymetini bilememişiz. Şimdi koyun eti 1.100 lira. Allah yardımcımız olsun."
Fotoğrafa uzun uzun baktım.
Sonra düşündüm.
Aslında bugünkü yazının tamamı o fotoğrafın içindeydi.
★★★
Eskiden ekonomi denince akla profesörler gelirdi.
Ekonomi sayfaları...
Televizyon ekranları...
Borsa yorumları...
Merkez Bankası...
Bugün öyle değil.
Bugün pazara çıkan herkes ekonomist.
Markete giren herkes ekonomist.
Kasabın önünde duran herkes ekonomist.
Çünkü ekonomi artık kitaplarda değil...
Cüzdanlarda yazıyor.
★★★
Takvimler 2020 yılını gösteriyordu.
Kasabın camındaki fiyatlar hepimizi şaşırtmıştı.
Kuzu kuşbaşı...
103 lira 50 kuruş.
Dana kıyma...
63 lira 90 kuruş.
O gün sosyal medya ayağa kalkmıştı.
"Et alınmıyor."
"Hayat çok pahalı."
"Geçinemiyoruz."
"Kahramanmaraş'ta et ilk kez üç haneli rakamlara ulaştı."
Üç haneli fiyatlar...
Bize felaket gibi gelmişti.
Meğer fragmanmış.
★★★
Bugün aynı kasabın önünden geçin.
Koyun etinin kilosu...
1.100 lira.
Dört haneli rakamlar artık hayatın sıradan gerçeği oldu.
Kimse şaşırmıyor.
Daha doğrusu...
Şaşırmamız istenmiyor.
Sanki normalmiş gibi...
Sanki olması gereken buymuş gibi...
Sanki hayat hep böyleymiş gibi...
★★★
Bir yanda ekranlar...
"Ekonomi büyüyor."
"Türkiye güçleniyor."
"Rekor üstüne rekor kırıyoruz."
İyi de...
Madem büyüyoruz...
Vatandaş neden küçülüyor?
Madem ekonomi uçuyor...
Markette file neden inmiyor?
Madem her şey yolunda...
Kasapta et neden gramla alınıyor?
Neden alışveriş arabaları eskisi kadar dolmuyor?
Neden insanlar ihtiyaç listesi değil, vazgeçilecekler listesi hazırlıyor?
Bu soruların cevabı TÜİK tablolarında değil...
Market kasasında duruyor.
★★★
Bugün yükselen sadece fiyatlar değil.
Sessizlik de büyüyor.
Çaresizlik de büyüyor.
Umutsuzluk da büyüyor.
Çünkü mesele artık yalnızca et değil.
Bir evde et ayda bir kez pişiyorsa...
Bir çocuk istediği ayakkabıya vitrinden bakıp geçiyorsa...
Bir emekli pazara çıkmadan önce cebindeki parayı üç kez sayıyorsa...
Ortada anlatılan şey ekonomik başarı hikâyesi değildir.
Adı konulmamış bir geçim mücadelesidir.
★★★
Rakamların ilginç bir huyu vardır.
Onlar siyaset yapmaz.
Taraf tutmaz.
Alkışlamaz.
Yalan söylemez.
Sadece gerçeği gösterir.
2020 yılında kuzu kuşbaşının kilosu...
103 lira 50 kuruştu.
Bugün...
Yaklaşık 1.100 lira.
2021 yılında 220 liraya alınabilen bir spor ayakkabısı...
Bugün yaklaşık 2.400 lira.
İsteyen buna enflasyon der.
İsteyen hayat pahalılığı.
İsteyen ekonomik dönüşüm.
İsim değişebilir.
Ama rakam değişmez.
★★★
Şimdi herkesin kendisine sorması gereken tek bir soru var.
Gerçekten ilerleyen fiyatlar mı?
Yoksa her geçen gün biraz daha gerileyen alım gücümüz mü?
Bu sorunun cevabını ne siyasetçiler verir...
Ne televizyon ekranları...
Ne de uzun ekonomi raporları...
Cevabı mutfak verir.
Çünkü mutfakta matematik hata yapmaz.
Ve boş tencere...
Hiçbir propagandaya inanmaz.
Yazıyı, Türk siyasetinin unutulmaz isimlerinden merhum Süleyman Demirel'in hafızalara kazınan sözüyle bitirelim:
"Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur."
Demirel bu sözüyle, ekonomik sıkıntının eninde sonunda mutfağa, sofraya ve vatandaşın gündelik hayatına yansıyacağını anlatıyordu.
Çünkü sandığın dili bazen meydanlardan daha gür çıkar.
Ve o dili en iyi konuşan yer...
Vatandaşın mutfağıdır.