Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Al birini, vur ötekine! Bu şehirde denetim nerede?'' diye yazdı.

Dün yayımladığımız “Depremzedeye bir darbe de yüklenici firmadan: Azerbaycan Mahallesi TOKİ Konutlarında skandal rezalet!” başlıklı haberimizin ardından siyasetçi bir dostumdan dikkat çekici bir mesaj geldi.

Şöyle diyordu:

“Kahramanmaraş’ımızda devleti temsil niteliğine haiz bürokrat ve personel sorunu var. Kimse işini ciddiye almıyor, ahbap çavuş ilişkisiyle bir düzen sürüp gidiyor. Sorun firmanın değil bence; asıl sorun denetlemeyi ihmal eden kontrol ekibinde. Evine bir kilo domates alırken özenen adam, devletin 3-4 milyon TL ödediği evi teslim alırken aynı özeni göstermiyor. Bunları silkelemezsen bu düzen devam eder gider.”

Sert bir tespit.

Ama üzerinde düşünmeye değer.

Çünkü mesele birkaç kırık fayans, gider borularına harç doldurulması, eğri duvar veya kötü işçilikten ibaret değil.

Asıl mesele, o işi devlet adına kimin kontrol ettiği.

Bir firma düşünün; yaptığı işin karşılığında devletten milyonlarca lira alıyorsa bunun projesi, şartnamesi ve teslim kriterleri vardır.

Öyleyse soralım:

Bu konutları kim kontrol etti?

Kim gezdi?

Kim eksikleri gördü ya da görmedi?

Kim imza attı?

Kim “Bu iş tamamdır” dedi?

Eksik iş yapan firma elbette hesabını vermeli.

Ama onu denetlemekle görevli kamu görevlileri de sorumluluktan kaçmamalı.

Çünkü sağlam bir denetim varsa kötü iş teslim alınmaz.

Eksik iş tamamlanmadan ödeme yapılmaz.

Şartnameye uymayan imalatın altına imza atılmaz.

Empati yapalım;

Bir yapıyı teslim almakla görevli kendi evi olsa böyle teslim alır mıydı?

Tabi ki almazdı.

Dostumun mesajındaki en çarpıcı bölüm ise şu:

“Evine bir kilo domates alırken özenen adam, devletin 3-4 milyon TL ödediği evi teslim alırken aynı özeni göstermiyor.”

Gerçekten de mesele bu kadar açık.

İnsan pazarda domates seçerken çürüğüne bakıyor.

Araba alırken ekspertize götürüyor.

Kendi evini teslim alırken duvarındaki boyayı, kapısını, penceresini, yere döşenen parkenin rengini, banyonun, lavabonun musluğunu açarak giderine kadar kontrol ediyor.

Peki milletin milyonlarca lirasını temsil eden kamu görevlisi neden aynı hassasiyeti göstermiyor?

Üstelik söz konusu olan sıradan bir konut da değil.

O evlerde depremde yuvasını, düzenini, yakınlarını kaybetmiş insanlar yaşayacak.

Yani siz yalnızca beton, kapı, pencere teslim almıyorsunuz.

Bir depremzedenin yeni hayatını teslim alıyorsunuz.

Sorun sadece LEDA şirketi değil…

Aynı tabloyu şehrin başka yerlerinde de görüyoruz.

Vatandaş kaçak yapı yapıyor.

Peki belediyenin kaçak yapı ekipleri nerede?

Temel atılırken görülmüyor.

Birinci kat çıkarken görülmüyor.

İkinci kat yükselirken görülmüyor.

Sonra yapı tamamlanınca devlet ortaya çıkıyor.

Ceza, tutanak, mahkeme…

Vatandaş mağdur, şehir mağdur, kamu zararda.

Kurala uymayan ayrı sorun.

Görevini yapmayan ayrı sorun.

Görmezden gelen ayrı sorun.

Sonunda bedeli yine toplum ödüyor.

Devletin imzası hatır gönül işi değildir.

Kamuda “ahbap çavuş ilişkisi” konuşulmaya başlanmışsa orada ciddi bir güven sorunu vardır.

Elbette herkes görevini savsaklıyor diyemeyiz.

İşini namusuyla yapan memurun, bürokratın, mühendisin hakkını teslim etmek gerekir.

Ama görmesi gerekeni görmeyen, denetlemesi gerekeni denetlemeyen, imza attığı evrakın sorumluluğunu taşımayan kim varsa onun da hesabı sorulmalıdır.

Devlet adına atılan imza “hatır için”, “gönül için”, “idare etsin” diye atılmaz.

Çünkü o imzanın altında milletin parası vardır.

“Nasıl olsa devletin parası” diyemezsiniz.

Devletin parası denilen şey gökten inmiyor.

Senin vergin.

Benim vergim.

Esnafın kazancından kesilen.

Emeklinin alışverişinden ödediği.

Asgari ücretlinin ekmeğinde, suyunda, elektriğinde ödediği para.

Dolayısıyla milyonlarca liralık bir kamu yatırımını teslim alan kişi, kendi malına gösterdiğinden daha fazla özen göstermek zorundadır.

Çünkü o malın sahibi bir kişi değil, milletin tamamıdır.

Bu şehirde artık şu soruyu sormalıyız:

Kahramanmaraş büyük bir felaket yaşadı.

Şehir yeniden kuruluyor.

Konutlar, yollar, altyapılar ve kamu binaları için milyarlarca lira harcanıyor.

Tam da bu yüzden bu şehrin en çok ihtiyacı olan şey tavizsiz denetimdir.

Bundan sonra yalnızca;

“Bu işi hangi firma yaptı?” diye sormayalım.

Asıl soruyu da soralım:

“BU İŞİ DEVLET ADINA KİM DENETLEDİ?”

Yol çöktüyse…

Bina eksik teslim edildiyse…

Altyapı yanlış yapıldıysa…

Kaçak yapı göz göre göre yükseldiyse…

Soracağız:

Kim kontrol etti?

Kim imzaladı?

Kim teslim aldı?

Kim görmedi?

Kim hesap verecek?

Dostumun dediği gibi:

“Bunları silkelemezsen bu düzen devam eder gider.”

Doğru.

Çünkü denetimsizliğin olduğu yerde yanlış yapan cesaretlenir.

İşini yapmayanın koltuğu hiç sarsılmıyorsa sistem de kendine gelmez.

Bugün LEDA Şirketini konuşuruz…

Yarın TOKİ’yi…

Öbür gün gözümüzün önünde yapılan kaçak yapıyı.

Kahvede, mahallede, köyde bir araya gelindiğinde ise; yolu, altyapıyı, başka bir kamu yatırımını…

Firmalar değişir.

Kurumlar değişir.

İsimler değişir.

Ama zihniyet değişmez.

Sonuç yine aynı olur:

Vatandaş mağdur.

Devlet zararda.

Sorumlu ortada yok.

Diyeceğim odur ki;

Kahramanmaraş’ın artık bunlara tahammülü yok.

Bu şehirde önce işini yapmayanların koltuğu sarsılmalı ki, sistem kendine gelsin.

***

DİPNOT: Kuzey çevre yolunda anlı şanlı pastanenin ‘’MET’’ yazısından itibaren fazla çıkmasını görmeyenler, profillerle yasal olmayan boşlukları iş yerine çevirenler, dükkanların önünü çekme mesafesini içine alıp çıkma çıkarak büyütenler, konteyner koyarak işyeri açanlar, çevre görüntüsüyle güzelim yolu harabeye çevirenler şunu bilsinler ki, bu şehir sahipsiz değildir.