Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında "Başkanlar değişir... Değişmeyen tek şey, Kahramanmaraş futbolunun kaderidir!'' diye yazdı.
Son günlerde İstiklal Spor ile ilgili birçok paylaşım görüyorum.
Öncelikle kulübün yeni başkanı Sayın Ahmet Gülpak'a başarılar diliyorum. Temennim; Kahramanmaraş futboluna kalıcı eserler bırakmasıdır.
Ancak eski bir futbolcu olarak şunu açık yüreklilikle söylemek zorundayım:
Kahramanmaraş neden futbolda başarılı olamıyor?
Bu sorunun cevabı ne bütçede, ne statta, ne de teknik direktördedir.
Asıl sorun, yıllardır bu şehrin kendi çocuklarına hak ettikleri değerin verilmemesidir.
Bunu söylerken kulaktan dolma bilgilerle değil, bizzat yaşadığım bir hikâyeden söz ediyorum.
★
Yıl 1983...
Kahramanmaraşspor'un lisanslı futbolcusuydum.
Tümen takımından gelmiştim. Sarıkamış'ın sert ikliminde, disiplinli askerî antrenmanlarla yetişmiş, Erzurum'da Ordu Takımı'na karşı oynanan finalde uzatmalarda kaybedilen Zafer Kupası'nın acısını yaşamış bir futbolcu olarak memleketime dönmüştüm.
Kendime güvenim tamdı.
Formayı alıp mücadele edeceğime inanıyordum.
Ama beni bekleyen şey futbol değildi...
Beni bekleyen şey, masa başında verilmiş bir karardı.
Dönemin Kahramanmaraşspor Kulüp Müdürü Mesut Çanak, beni ne doğru dürüst izlemişti ne de gerçek performansımı değerlendirmişti.
Lisansım Tekkespor'a verilmişti.
Bir gün Murat Kapuçam ağabey evime geldi.
"Seni takasta kullanacaklar. Lisansını alacağım. Tekke Spor'da oynar mısın?" diye sordu.
Hiç düşünmeden...
"Al ağabey." dedim.
Sonra 12 Şubat Stadı'na çıktım.
İlk antrenman...
İlk maçlar...
Tribünde de, saha kenarında da aynı soru dolaşıyordu:
"Bu futbolcu kim?"
Çünkü gerçekten çok iyi oynuyordum.
Beni görmeden, izlemeden, değerlendirmeden gönderenler kısa sürede yaptıkları hatayı anlamışlardı.
Rahmetli Selahattin Maraşlıoğlu ile Ahmet Tanış ağabeyin dönemin Kulüp Başkanı Demir Emirmahmutoğlu'na giderek;
"Bizim elimizde böyle bir futbolcu varken bunu nasıl amatör takıma gönderirsiniz?" dedikleri kulağıma kadar geldi.
Ejder Orak hoca da bizzat uğraştı.
Beni geri almak istediler.
Ancak bu kez Tekke Spor haklı olarak transfer bedeli istedi.
O gün konuşulan rakam 600 bin liraydı.
Transfer gerçekleşmedi.
Kısmet olmadı.
★
Hayat bizi profesyonel futboldan para kazanmaya değil, ekmeğimizin peşinden koşmaya yönlendirdi.
Ama ben yine de futbolu bırakmadım.
Tekke Spor'da oynadım.
Sümer Spor'da oynadım.
Ferhuş Spor'da oynadım.
DSİ Spor’da oynadım.
Fidan Spor'da oynadım.
Yıllar geçti...
Ama bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki aslında benim hikâyem, bu şehrin yüzlerce yetenekli çocuğunun hikâyesidir.
★
Maalesef ki; Kahramanmaraş yıllardır kendi evlatlarını keşfetmek yerine dışarıdan kurtarıcı aradı.
Her gelen başkan umut oldu.
Her sezon yeni transferler yapıldı.
Her yıl aynı hayaller kuruldu.
Ve her yıl aynı hayal kırıklıkları yaşandı.
Çünkü başarı; sadece para harcamakla gelmez.
Başarı, aidiyetle gelir.
Başarı, altyapıyla gelir.
Başarı, kendi şehrinin formasını çocukluk hayali olarak gören futbolcularla gelir.
★
Bugün dönüp geçmişe baktığımızda, Babalık'ın Samsunspor'dan getirdiği Şifo Mehmet'i ve o dönemde kurulan güçlü kadroyu hatırlıyoruz.
Çünkü o takımın bir hedefi vardı.
Bir vizyonu vardı.
Bir futbol aklı vardı.
Sadece transfer yapmak için transfer yapılmıyordu.
Takım inşa ediliyordu.
İşte bugün de eksik olan tam olarak budur.
Başkan değiştirerek...
Teknik direktör değiştirerek...
Başarı gelmez.
Kahramanmaraş futbolunun en büyük transferi, dışarıdan gelecek yıldızlar değil; yıllardır ihmal edilen kendi öz evlatlarıdır.
★
İstiklal Spor gerçekten bir başarı hikâyesi yazmak istiyorsa işe önce Kahramanmaraşlı çocuklardan başlamalıdır.
Ve unutulmamalıdır...
Bir şehrin futbolu, kendi evlatlarını dışarıda bıraktığı gün kaybetmeye başlar.