Bugün ülkenin yoğun ve karmaşık gündemi arasında yine fırsat buldukça şehrimizin kronikleşen sorunlarını, vatandaşlarımızın yaşadığı derin mağduriyetleri ve hak kayıplarını tüm çıplaklığıyla gündeme getirmeye devam ediyoruz.

EBRAR SİTELERİ HAK SAHİPLERİ MAĞDURİYETİ KRONOLOJİSİ
Bugün tam olarak depremin merkez üssünde, acının ve hak arayışının simgesi haline gelen Ebrar Siteleri bölgesindeyiz. Neden buradayız. Çünkü burada depremzede vatandaşlarımıza devlet kademelerince verilen açık sözler tutulmamış, binbir güçlükle ayakta kalan hak sahiplerinin mağduriyetleri maalesef giderilmemiştir.

Dün İstanbul’da düzenlenen “UNESCO Edebiyat Şehri Kahramanmaraş” lansmanında, tüm Türkiye genelinde şehrimizin kültürel mirası ve edebi değerlerinin gururla konuşulmasını bekliyorduk. Kahramanmaraş’ın UNESCO tarafından kabul edilen uluslararası tescilli bir edebiyat şehri olmasının haklı kıvancını hep birlikte yaşayacaktık. Ancak lansman kürsüsüne çıkan AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Vahit Kirişci yaptığı resmi konuşmada aynen şu iddialı ifadeyi kullandı: “Bir tek hak sahibi yoktur ki Kahramanmaraş’ta ben hakkımı alamadım desin.”

VAHİT KİRİŞCİ VE AHMET ŞAHİN'İN VERDİĞİ RESMİ SÖZLER NEREDE
Bugün buradan, Ebrar Siteleri’nin tam ortasından kendisine açıkça sesleniyorum: Var Sayın Bakan, var! Bu şehirde mülkiyet hakkını alamayan, bürokrasi labirentlerinde mağdur edilen ve devletin zirvesince verilen sözlerin tutulmasını çaresizce bekleyen yüzlerce insan var. Hatırlayın; 3 Şubat 2025 tarihinde, Ebrar Siteleri sakinleri çekilen TOKİ konut kurasında kendilerine yerinde daire çıkmadığı için haklı tepki gösterdiğinde apar topar bu bölgeye geldiniz.

Dönemin yetkilileriyle birlikte meydanda toplanan acılı vatandaşlara şu net sözü verdiniz: “Ebrar Siteleri sakinleri hiçbir hak kaybına uğrayan kesim olmayacak. Aynı bölgede, tamamen aynı şartlarda, deprem öncesi ara katta oturan yine ara katta, üst katta oturan üst katta olmak üzere herkes kendi öz dairesine kavuşacak.” Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Sayın Ahmet Şahin sen bu sözü kameralar önünde verdin mi Verdin. Ve peş peşe yapılan sakinleştirici toplantılarla vatandaşların yükselen haklı tepkilerini geçici olarak yatıştırdınız, insanlara kamu güvencesi verdiniz.

3-614

GENÇLİK MERKEZİ YIKILMADI KAĞIT ÜZERİNDEKİ DAİRELERİN KARŞILIĞI YOK!
Ancak o büyük sözlerin üzerinden tam bir yıl geçti. 21 Ocak 2026’da çekilen kurada 360 hak sahibinin bir kısmına iradeleri dışında, şehrin tamamen farklı ve alakasız bölgelerinden daireler reva görüldü. Yüzün üzerindeki mülkiyet hakkı sahibi vatandaşa ise şu an arkamızda duran gençlik merkezinin en kısa sürede yıkılacağı, yerine aceleyle yapılacak 3-4 bloktan daire tahsis edileceği resmen söylendi.

Bugün resmi takvimler yaprakları 20 Haziran 2026 tarihini gösteriyor. Bahsi geçen gençlik merkezi tüm ihtişamıyla hâlâ sapasağlam yerinde duruyor. Ortada ne yıkılan hukuki bir bina var ne de temeli atılıp yükselen bloklar mevcut. Kâğıt üzerinde bilgisayar ekranlarından vatandaşlara verilen dairelerin gerçek sahada hiçbir karşılığı yok. Depremzede vatandaşlara vaat edilen bloklar yok. Katlar yok. Planlanan daireler yok. Peki, o zaman kameralar karşısında verilen namus sözleri nerede.

YEREL VE ULUSAL VİCDANA ÇAĞRI: "MESELE SİYASET DEĞİL ADALETTİR"
Sayın Vahit Kirişci, bir zahmet bakanlık yetkililerinize ve il müdürlüğünüze bizzat sorun: Ebrar Siteleri’nde gerçekten mülkiyet hakkı çiğnenen, hak kaybına uğrayan insanlar var mı, yok mu. Aslında gerçeği görmek için çok uzağa, Ankara'ya ya da lüks lansman salonlarına gitmeye de gerek yok. Ben kendi yaşadığım somut ve hukuki mağduriyeti tüm kamuoyuna anlateyim: Benim evim 6 Şubat depreminde tamamen yıkıldı. Şehrin ticari ve gayrimenkul olarak en değerli noktalarından birinde, eski Milli Eğitim Müdürlüğü ile tarihi Arıkan Oteli’nin hemen yanında, ana cadde üzerinde bulunan tescilli, tapulu mülkümdü.

Bugün benim rızam olmadan, öz arsama başka idari yapılar inşa ediliyor. Bana ise şehrin mülkiyet değeriyle bağdaşmayan bambaşka bir ücra noktasında alelade bir daire gösteriliyor ve “hakkınız budur, buna razı olun” deniliyor. Buradan mülkiyet hukukunu bilen herkese soruyorum: Ana cadde üzerindeki paha biçilemez bir mülk ile kentsel çeperdeki başka bir bölgede verilen bir daire aynı ekonomik ve sosyal değerde midir. Benim mülkiyet hakkımın, anayasal güvencemin bulunduğu bir metrekareye bana sorulmadan, rızam alınmadan nasıl fütursuzca tasarrufta bulunabilirsiniz. Bu adaletsizlik hangi vicdana sığar, Hangi hukuka sığar, Hangi ahlaka sığar, Hangi evrensel adalet anlayışına sığar.

Bakın Sayın Vahit Kirişci; Hak kaybına uğrayan canlı birini görmek istiyorsanız çok uzağa bakmanıza gerek yok. Ben tam olarak buradayım, meydandayım! Ebrar Siteleri’nde mağdur edilen yüzün üzerinde anayasal hak sahibi vatandaş tam şu an burada yanımda. Ve hep birlikte devletimizden, sizlerden açık, net, şeffaf ve samimi bir kurumsal açıklama bekliyoruz. Verilen resmi sözlerin tutulmasını, vatandaşlarımızın gasp edilen haklarının şartsız teslim edilmesini ve bu kitlesel mağduriyetlerin bir an önce hukuken giderilmesini talep ediyoruz. Çünkü bu hayati mesele siyaset üstüdür; mesele doğrudan kul hakkıdır, mesele vatandaşın helal alın teriyle edindiği mülküdür. Mesele mutlak adalettir ve adalet, devletin vatandaşına verdiği namus sözlerinin tutulmasıyla başlar.