Güney Avrupa hattında yaz sıcaklıklarıyla birlikte tırmanışa geçen Batı Nil Virüsü vakaları, komşu ülkelerden gelen acı haberlerle birlikte kamuoyunun en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Özellikle Yunanistan'daki can kayıpları, Türkiye'deki vatandaşların kafasında soru işaretleri uyandırırken, sivrisinek ısırmaları yoluyla yayılan bu salgının ülkemizdeki boyutu merak konusu oldu. Sağlık otoriteleri ve uzmanlar, halk sağlığını tehdit eden bu duruma karşı bilgilendirme çalışmalarını hızlandırdı.
YUNANİSTAN SİVRİSİNEK VİRÜSÜ TÜRKİYE'DE VAR MI, ÖLDÜRÜCÜ MÜ?
Türkiye, Batı Nil Virüsü ile ilk kez karşılaşmıyor. Sağlık Bakanlığının paylaştığı resmi verilere göre, ülkemizde 2010 yılından bu yana özellikle yaz dönemlerinde ve erken sonbahar aylarında sınırlı sayıda vaka kayıtlara geçiyor.
Türkiye'nin göçmen kuşların ana göç yolları üzerinde yer alması, sulak alanların varlığı ve sivrisinek popülasyonunun yoğun olduğu Marmara, Ege ve Akdeniz gibi bölgeler virüsün aralıklı olarak görülmesine zemin hazırlıyor. Uzmanlar, virüsün insanlar arasında doğrudan temas ya da solunum yoluyla bulaşmadığını, yalnızca enfekte "Culex" cinsi sivrisineklerin sokmasıyla yayıldığını özellikle vurguluyor.
BATI NİL VİRÜSÜNÜN BELİRTİLERİ NELERDİR VE KİMLER RİSK ALTINDA?
Virüsü bünyesine alan bireylerin yaklaşık yüzde 80'i hiçbir semptom göstermeden hastalığı fark etmeden atlatıyor. Enfekte kişilerin yüzde 20'lik kesiminde ise yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, kas ve eklem ağrısı, halsizlik, bulantı ve ciltte döküntü gibi grip benzeri klinik bulgular ortaya çıkıyor. Vakaların küçük bir oranında ise hastalık ağır nörolojik tablolara dönüşebiliyor ve bu durumdaki hastaların yaklaşık yüzde 10'unda hayati tehlike riski bulunuyor. Uzmanlar, özellikle açık alanda vakit geçiren vatandaşların sivrisinek kovucu spreyler ve koruyucu kıyafetler kullanarak önlem almasını tavsiye ediyor.





