Beslenme diyet uzmanı çok sert konuştu!

Dokuz günlük uzun bayram tatilinde yedik içtik,bolca gezdik. Sonra da “Kilo mu aldık,çok mu abarttık?” diye söylenmeye başladık. “O halde işi uzmanına soralım” diyerek Saraç’ın kapısını çaldık. Öyle sözler söyledi ki yiyeni de yemeyeni de düşündürecek

Beslenme diyet uzmanı çok sert konuştu!

Bayramda etler yendi, kavurmalar, pilavlar, sarmalar da cabası... Şimdi ne olacak?

Tüm yıl dikkat ediyorsanız bayramlarda biraz baklava, börek yemenin ziyanı yok. İki baklava yemekle, iki bardak limonata içmekle kimse mahvolmaz. “Sakın elini baklavaya sürme. Karpuz yeme” demek yanlış. Türk toplumu üzerinde psikolojik baskı kuruldu. “Onu yeme, buna dokunma” derken mutsuz, agresif insanlar olduk. Obezite daha da arttı. Yıllar önce beyaz şeker ve undan uzak durulması gerektiğini ilk söyleyen bendim. 

Çok kuralcı olmak da yanlış değil mi?

Elbette. Bir kere aşırı kural daha çok stres yaratarak metabolizmada daha çok insülin direnci ve stres hormonu salgılanmasına yol açar. Mis gibi bayram kahvaltısındaki kekikli zeytinyağına ceviz mi banacaksınız? Tabii ki ekmek banacaksınız! Ama beyaz ekmek değil. 

"EKMEK YİYİN AMA EKMEĞİ SEÇİN"

Canan Karatay bizi ekmek konusunda epey korkuttu.

Ekmek zehir mi? Biz zehir mi yiyoruz?

Canan Karatay, “Buğdayın genetiği değişti” diyor. Hızlı mayayla yapıldığını söylüyor. Bu katkı maddelerinden dolayı öyle diyor. Katılıyorum; fakat kendimi bildim bileli ekmek yerim. Ne kilo aldım ne şekerim oldu ne de şiştim. 59 yaşındayım. 30 yıldır aynı kilodayım. Önemli olan hangi ekmeği yediğiniz. Organik tam çavdar ekmeği, siyez buğdayı ekmeği, nadiren ve eğer hakikiyse mısır unu ekmeği veya ekşi mayayla yapılmış katkısız ekmek yiyorum. Çünkü bu bana mutluluk ve keyif veriyor. 

Hocam, bir doktorun “Yap” dediğini diğeri “Yapma” diyor. Kafamız karışıyor...

İşte gerçek sorun bu! Doktor ve diyetisyenler para verip televizyona çıkıyorlar. Hem de para için. Kişi tanınmıyor ama söylediği şey popüler oluyor. Kendi unutulup gidiyor ama sözü kalıyor. Size “Şunu bunu yemeyin” diyen doktora iyi bakın.

Bu kişi uzun yıllardır var mı? Kırışıkları var mı? Göbeği var mı?

İyi elektrik vermeyen biriyse atın kenara. 30 yıldır var olan, göbeklenmeyen, kırışmayan, kas kaybetmeyen, zekası, performansı olan kişinin dedikleri doğrudur. 

Japonların beslenme tarzı da son dönemde moda oldu.

Tek öğün yememizi söyleyen Dr. Yoshinori Nagumo’ya ne diyorsunuz?

Peygamber efendimiz iki öğün önermiş. Ben iki öğünü daha doğru buluyorum. Kyoto’daki kiraz bahçelerinde değiliz. Ankara’dayız, İzmir’deyiz, Bursa’dayız. Erken kalkıp koşturuyoruz. Bir öğün bize yetmez. Ben iki öğün yiyorum. 

"YAZIN BROKOLİ VE BRÜKSEL LAHANASI YEMEYİN, ZEHİRLER"

Bayramda bol kırmızı et yendi.

Ne yapacağız?

Öğlen yemeğini kaldırıyoruz. Saat 14.30 civarı 3-4 ceviz, fındık ya da antep fıstığı yiyoruz. Bunun yanında şekerlenmemiş, sert meyveler yenmeli. Kütür kayısı, şeftali, nektarin, vişne, çilek, kivi, yeşil elma, mürdüm eriği olabilir. Küçük bir kasede de doğal yoğurt yenmeli. Bu bir ara öğün olmalı. Hafif tarçın serpebilirsiniz.

Akşam yemeğini erken yemek lazım. Yaz aylarında denizdi, plajdı derken akşam yemekleri geç yeniyor. Hafif ve erken yenmeli. Hayvansal protein alınmalı. Ekmeksiz az yağlı ızgara köfte, et, hindi, serbest gezen tavuk, balık... Bunlar yenebilir. Yazın semizotu, taze fasulye, bamya, kabak, patlıcan yenmeli. 

Peki ne yenmemeli?

Yazın brokoli ve brüksel lahanası yenmemelidir. Bunlar kış sebzesidir ve yazın çok yenirse sizi zehirler. Akşamları karbonhidrat yemeyin. Çok canınız çekerse bir parça siyez bulguru olabilir. 

"BİR LATTE’Yİ YAKMAN İÇİN BİR SAAT KOŞMAN LAZIM"

Kiloyu en çok hangi besinden alıyoruz?

Kiloyu en çok içeceklerden alıyoruz. Orta boy latte’de 270 kalori var. Normal, şekerli bir meşrubatta 150 kalori var. Gençler bir şey yemediği halde kilo aldığını söylüyor. Çünkü bir şey yemiyor ama günde üç kahve içiyor. 810 kalori eder. Zaten 1500 kaloridir almamız gereken. 

Böyle hesap yaparak yaşam geçer mi?

Bal gibi de geçer! Yapacaksın. Şeker ve mısır şurubu yakılmazsa karaciğerde yağa dönüşüyor. Bir latte, bir kola ve şekerli çayı yakman için bir saat koşman lazım. Koşuyorsan iç! Spor yapmıyorsan löp löp yiyip içiyorsan, “Tüp bebek tedavisine gidiyorum, çocuğum olmuyor, kıllandım, adetim gecikti, kilo aldım, şekerim çıktı, halsizliğim var” diye şikayet etme. Çünkü kendi kendine yaptın. 

Toplum olarak beslenme alışkanlığımız biraz bozuk sanırım. Biraz mı?

Alev Hanım çok iyimsersiniz. Obezitede dünyada ilk beşe girdik. Göbek ve bel civarında yağlanıp obez olan, stresle baş edemeyen şimdiden tedavi olacağı kanser merkezini ve kalbine stent taktıracağı yeri, karaciğer nakil yerini seçsin. Büyük babaanneniz kaç çocuk doğurmuş?

Eskiden ortalama yaşam süresi 55-60’mış. 60-65 yaşında ölürsen büyük kızın bakmazsa ortanca oğlan, o da bakmasa küçük kızın sana bakar. Türkiye İstatistik Kurumu ortalama yaşam süresini açıkladı. Kadınlarda 83,5 sene, erkeklerde 78 sene. Kadınlar erkekleri 5,5 yıl önceden gönderiyor. O yüzden erkekler ayağını denk alsın.

Kadınlar sağlıklı yaşam konusunda daha akıllı. 20 yıl sonra ortalama yaşam süresi erkeklerde 90’a kadınlarda 100’e dayanacak. Ama hemen ölemeyecekler, 20 dakikada bir acil servise yetiştirilecekler. Babaannenin sekiz çocuğu vardı, 65 yaşında ölüyordu. Senin bir çocuğun var ve 90 yaşına kadar yaşayacaksın. Kendine iyi bakmazsan sadece çocuğunun değil, torunun da başına bela olacaksın. 

Acı bir tablo çizdiniz...

Acı ama gerçek. Bana çok sayıda kanserli, Alzheimer’lı, şekeri olan hasta geliyor. Kızları ya da oğulları bir şey demiyor ama gelin ve damatlar “Geberemedi bu. Onun yüzünden tatilimiz zehir oldu” diyor. Yürüyüş yapmayacaksın, sağlıklı beslenmeyeceksin, hasta olacaksın.

Çocuğun senin hizmetçin mi uşağın mı? Bir çocuk yapacaksın, sağlıklı beslenmeyeceksin ve çocuğun başına bela olacaksın. Buna kimsenin hakkı yok. Artık hemen ölünmüyor. Ortalıkta defolu mal olarak kalıyorsun. İstenmeyerek bakılacaksın. Çoğu kişi huzur evinde defolu mal olarak ölecek.

"DOMATES YEMEYİN"

Siz nasıl besleniyorsunuz?

Sabah 10 buçuk gibi gecikmiş ve protein ağırlıklı bir kahvaltı yapıyorum. İki katı yumurta, 3-4 çorba kaşığı kadar az tuzlu az yağlı çökelek, suda mozzarella, beyaz peynir tüketiyorum. İki yumurtayla omlet de yapabilirsiniz. Kocaman bir tabak maydonoz, roka, tere, dereotu, taze kişniş, salatalık üzerine bol limon sıkılmalı. Metabolizma hızlansın diye 2-3 adet acı biber yenmeli. Tatlı ihtiyacı için iyi kalite bal veya kuşburnu marmelatı yenebilir. Bir adet de normal tost ekmeği büyüklüğünde kızarmış çavdar ekmeği... Bol protein, az karbonhidratlı müthiş bir kahvaltı oldu. Arzu edenler iki dilim söğüş et ilave edebilir. Ama sakın domates yemeyin. 

Domates neden yok?

Uzun bir konu ama vücuda ağır gelebiliyor. Çoğu kişide ciddi ödem ve şişkinliğe sebep oluyor. 

Peki ya yumurta?

Ben hiçbir zaman yumurtayı yasaklamadım. Bu ülkede zencefili, organik tavuğu, kuşburnunu, yeşil çayı, zerdeçalı, kinoayı ilk söyleyen insan bendim. Arkasındayım.

KADINLAR BİR ZAHMET MUTFAĞA GİRSİN BİR TAS ÇORBA YAPSIN

Veganlarla aranız nasıl? 

İyidir. 22 yıl katı vejetaryen beslendim. Ölü olan hiçbir şey yemedim. Sonra spor yapınca demir, çinko, protein ve bazı vitamin eksikliklerine karşı vejetaryenliği bıraktım. Ama onlara çok saygım var. Biz bir kebap ülkesiyiz. Söyleyeceklerim kimseye kaba gelmesin ama çocuğuna fast food’, patates kızartması, hazır sanayi ve glikoz şuruplu yiyecek veren ana baba, anneanne, dede haindir. Kötüdür. Tüp bebek tedavileri, kolit, sık hastalanmalar bu yüzden arttı.

Çocuğa ne kadar sentetik şey varsa yediriyorlar sonra çocuğum neden hasta oldu diyorlar. Kadınlar artık bir zahmet mutfağa girsin. Evde salçasını, pestilini yapsın. Tarhanasını bir günde yapabilir. Hazır alınır. Haftada bir hamburger, kebap yenir ama çocuğu akşama kadar karbonhidratlarla beslersen iyi anne baba olmazsınız.

Hamileler dikkatli beslenmezse defolu çocuk doğurur. Obez çocuk olur. Biraz sert olmuş olabilir ama kusura bakmayın toplum olarak sağlığımız elden gidiyor. Bir de çocuğuna bir tas sağlıklı çorba yapmaktan kaçınan zalimler var.

"YEDİĞİNİZ İÇTİĞİNİZİ MAHREMİNİZİ PAYLAŞMAYIN NAZAR DENEN BİR ENERJİ VAR"

Sosyal medyada yeme içme paylaşımları konusunde ne diyorsunuz?

Artık şu yediğiniz içtiğiniz, şeyleri paylaşma çılgınlığından vaz-ge-çin... Ayrıca Amerikan Psikiyatristler Birliği, sosyal medyada aşırı vakit geçirmek ve kendi özelini sürekli paylaşmak, özellikle güzelliğini ve fiziğini vurgulamanın ciddi bir psikiyatrik bozukluk olduğunu ve bu kişilerde ciddi kompleks yarattığını açıkladı.

Ben sosyal medyayı çok aktif kullanıyorum. 100 binlerce takipçim var. Mahrem hayatınızı paylaşmayın. Nazar denen bir enerji var. Bu virüs gibidir. O kadar zengin olmayan, güzel olmayan biri içinden enerji çıkarır. Boyut ötesidir. Auranızı deler.

Çok güzelim derken sivilcen çıkar. Paranızı, güzelliğinizi, yediğinizi toplum yararına olmayacaksa paylaşmayın. Çok ciddiyim, sosyal medyadaki kötü göz ve enerji hayatınızı alt üst eder. Darmadağın olursunuz.

Kaynak: POSTA

YORUM EKLE

Adblock Tespit Edildi

Reklamların web sitemize yüklenmesini devre dışı bırakmak için bir adblock tarayıcı eklentisi kullandığınızı tespit ettik.

×

Reklamlardan elde edilen gelir, bu web sitesinde ulaşmaya çalıştığınız kaliteli içeriği sunmamızı sağlar.

Bu sayfayı görüntülemek için, adblock eklenti ayarlarını devre dışı bırakmanızı rica ediyoruz.