ÖNCEKİ gün bir mektup aldım...

Yazan kişi Kahramanmaraş’ın tanınmış bir ismi!..

30 yıl önce yaptığı bir binanın, 6 şubat depremi yüzünden yıkılması sonucunda, aylardır tutuklu olduğunu belirtiyor...

Mektubun içeriğini okudukça yayınlamaya karar verdim...

Noktasına ve virgülüne dokunmadan işte o mektup;

“Sayın Karaaslan yazılarınızı her daim okuyan bir okurunuzum…

Sizinle tanışma fırsatım olmadı ama bir takipçiniz olarak hayranınız olduğumu bilmenizi isterim...

Yaşadığımız bu zulmü sizinle paylaşmak, sesimizi duyurmanız ümidiyle bu dört duvar arasında size ulaşmak ancak böyle bir mektupla gerçekleşeceğini düşünerek size yazmaya karar verdim...

Hani bir deyim var ya!

Altın ateşle sınanır, insan zorlukla…

Bizim zorluğumuz, 6 şubat depremini öngöremediğimiz suçlanmasıyla, günah keçisi ilan edilmemizdir...

Bu yüzden aylardır tutukluyuz. Kaç kişi tutuklu diye soracak olursanız, kala kala 35 kişi kaldık...

Depremi öngörememek!

İşte suçlandığımız bütün mesele bu…

Depremi, bir vatandaş olarak nasıl öngöreceğiz?

Hurafelerle mi?

Büyücülerle mi?

Yoksa istiare rüyasına yatıp uyanmakla mı?

30 yıl önce ruhsatını alıp yaptığımız, yapı kullanma izni alıp insanların dairelerinde oturduğu binanın depremde yıkılacağını öngörmek; Bizlerin mi, yoksa Devletimizin ilgili kurumlarının mı bilmesi gerekiyor?

Tabi ki Devletimizin ilgili kurumlarının…

Bu kurumlar, elindeki tüm imkanlarla depremi bilecek ve öngörecek, halkını olası bir felaket öncesi uyaracak, gerekli önlemi alması gerekecektir...

Bunu yapmayan Kamu Kurumları yüzünden, Devler kalkmış 30 sene önce eski yönetmeliğe (1975) göre yapılmış ve depremde yıkılmış binalardan dolayı bizleri günah keçisi ilan edip cezaevlerine tıkıyor...

Bu; vebal almaktır!

Bu; Görevini yapmayan kurumların hatalarını, kabahatlarını sade vatandaşların üzerine yıkmaktır...

Ancak güneş balçıkla sıvanmıyor...

Depremden sonra 2020 Afad Raporu ortaya çıkıyor...

Bu raporun 41’inci sayfasında; “Bölgenin çok uzun sayılabilecek bir duygunluk dönemi geçirmekte oluşu nedeniyle halk, olası bir deprem tehlikesinden habersizdir …” diye başlayıp, “Tehlikeli zonlardaki yapıların tahliyesi zaruridir…” yazması ve 43’üncü sayfasında ise; “Yıkılacak bölgeler bire bir” belirtiliyor.

İşte sözün bittiği yer bu raporda yer alan hususlardır...

Deprem olacağını ve tehlikeli bölgelerde yer alan yapıların tahliyesinin zaruri olduğunu rapor eden Devletin ilgili kurumu Afad Genel Müdürlüğüdür...

Afad, bu raporu ilgili kurumlarla paylaşmasına rağmen, paylaşılan kurumlar (Valilik, Kaymakamlık, Büyükşehir Belediyesi, İlçe Belediyeleri ve DSi) neden halkla paylaşmıyor?

Neden önlem alma yoluna gidilmiyor?

Neden o bölgelerdeki yapılar boşaltılmıyor?

Bu raporu sümen altı edenler kimler?

İnsanların bile bile ölesine göz mü yumuldu?

Bizler suçlu değiliz…

Esas suçlu; Deprem yönetmeliklerini değiştirip eski yönetmeliklere göre yapılmış binaları yeni yönetmeliklere uygun hale getirilmesi için gerekli yasal mevzuatı hazırlamayanlardır…

Esas suçlu; İmara açılmaması gereken zemini alüvyon olan arazileri imara açanlardır…

Esas suçlu; Bu arazilerde yüksek katlı yapılaşmaya izin verenlerdir…

Esas suçlu; 2020 Afad raporunu sümen altı edip saklayanlardır…

Belki sizde dinlemişinizdir...

Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı Mehmet Özhaseki 03.05.2024 Tarih Cuma akşamı TV100 canlı yayınında aynen şöyle dedi;

“6 şubat depreminden sonra  Rezerv alanı alarak ayırdığımız yerlerdeki binalar, zeminde sıvılaşma (Alüvyon) olduğu için yıkılmış, yani zemini kaygan olduğu için yıkılmış. Bu yerlere fore kazık çaktık. Zemini güçlendirdik. Buralara yapacağımız binaları yine daha önce burada yaşayan vatandaşlarımıza vereceğiz. 2000 yılından önce yapılmış yapılar büyük risk taşımaktadır. Bu yapılar o dönemin yönetmeliğine göre yapılmış olsalar bile 7,5-8 şiddetinde bir depreme dayanamaz… Dolayısıyla Kentsel dönüşüme öncelik vermeliyiz…”

Devletimizin hem de yetkili bir Bakanı, Rezerv alanı ilan edilen bölgelerdeki yıkılan binaların yıkıma sebebinin; Zeminin sıvılaşmaya (Alüvyon) olduğunu söylüyorsa, Kentsel dönüşümün bir an önce yapılmasının öncelik olarak ele almalıyız diyorsa, bu rezerv alanı ilan edilen bölgelerdeki yıkılan binalardan dolayı neden tutukluyuz?

Bu vebale kim dur diyecek?

Vebal almak, ah almak, iyi değil demiş atalarımız...

Bu yüzden bu mektubu size yazıp hiç olmazsa sesimizi duyurmanız ümidi taşıyor, tutuklu bulunan tüm arkadaşların sevgi selamlarını iletiyorum”

Elçiye zeval olmaz…

Mektubu olduğu gibi yayınladım…

Takdir Kamuoyunun!..