18 Mart Çanakkale Zaferi şiirleri! En güzel, anlamlı kısa ve uzun 2,3,4,5 kıtalık 18 Mart Çanakkale Zaferi şiirleri

18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü şiirlerini haberimizden görebilirsiniz. En güzel, anlamlı, kısa ve uzun 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü şiirlerini sayfamızda sizlerle paylaşıyoruz. Özellikle öğrencilerin okullarda okuyacağı 18 Mart Çanakkale Zaferi şiirlerin 2,3,4 ve 5 kıtalık olanlarını yazımızdan bulabilirsiniz. İşte en güzel 15 Temmuz şiirlerini kanalmaras.com'dan sizlere aktarıyoruz.

18 Mart Çanakkale Zaferi şiirleri! En güzel, anlamlı kısa ve uzun 2,3,4,5 kıtalık 18 Mart Çanakkale Zaferi şiirleri

Türk tarihinin en büyük zaferlerinden biri olan 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü tüm yurtta kutlanıyor. 

Kısıtlı imkanlarla dünyanın en büyük güçlerine karşı koyan Türk ordusu, ‘Çanakkale Geçilmez’ dedi ve düşmanları topraklarından kovmayı başardı. 

İşte 18 Mart Çanakkale için yazılmış en güzel, kısa, dört kıta şiirler ve sözleri;

Dur Yolcu

Dur yolcu, bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir!.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğün bu tümsek Anadolu'nda
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed'in yattığı yerdir!

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed'in düşmanı boğduğu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir!...

Düşün ki haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir!...

Necmettin Halil Onan

Zafer Türküsü

Yaşamaz ölümü göze almayan,
Zafer, göz yummadan koşana gider.
Bayrağa kanının alı çalmayan,
Gözyaşı boşana boşana gider!
Kazanmak istersen sen de zaferi,
Gürleyen sesinle doldur gökleri,
Zafer dedikleri kahraman peri,
Susandan kaçar da coşana gider.
Bu yolda herkes bir, ey delikanlı,
Diriler şerefli, ölüler şanlı!
Yurt için dövüşen başı dumanlı,
Her zaman bu şandan, o şana gider.

Faruk Nafiz Çamlıbel

Zindandan Mehmed'e Mektup

Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.

Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'!
Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!

Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!

Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allaha açık.

Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.

Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Necip Fazıl Kısakürek

Çanakkale

Savaşmak için değil koşmaları
Şehit olmaya koşuyor her biri
Boşuna değil coşmaları
Onları coşturan aziz milleti

Askerler neredeyse kucaklaşacak
Siperler o kadar yakın ki kendilerine
Mermiler geçecek delik bulacak
Çarpmamak için birbirine

Atam çelik gibi bakıyor düşmana
Sıkıysa gelin alın toprağımızı
Arkası sağlam, bakmıyor arkasına
Dalgalatarak geliyor yiğitler bayrağımızı

Haykırışlar, feryatlar, nidalara karışmış
Kurşun yarası bile hissetmezler
Kader, Mehmed’ime ölmek yazılmış
Bu koca yürekler asla pesetmezler

Saçılmış tohum gibi ölü bedenler
Birbiri üstüne yatıyor mehmetler
Sulanmış kanlarla topraklar, tepeler
Çıkacak, yeşerecek ağaçlar, verecek meyveler

Muhterem Aslan

18 Mart Çanakkale

Bu vatan uğruna binlerce mehmet
Çanakkalede bircan olduğu gündür
Anafartalarda conk bayırında
Binlerce çiçegin solduğu gündür

Ne silah ne bomba kar etti bize
Mehmetcik önünde çöktüler dize
Düşman ordusunu döktük denize
Derelerin kanla dolduğu gündür

Pınarlar kan akar damla içilmez
Yiğidin şanına kıymet biçilmez
Dünya duysun çanakale geçilmez
Zafer türküsünün çaldığı gündür

İki yüzelli bin şehit kanı var burda
Aziz ecdadımın canı var burda
Yüce milletimin şanı var burda
Dünyaya namını saldığı gündür

Medeniyet diyen batı güçleri
Hile aldatmaca asıl işleri
Birkezdaha boşa çıktı düşleri
Aslan pençesinde kaldığı gündür

Koca seyit mehmet çavuşumuz var
Cihanı düşmana eylediler dar
Coşkunoğlu bize tek vatandır yar
Düşmanın dersini aldığı gündür

Ozan Erol Coşkunoğlu

Mehmedim Devleşiyor Çanakkale'de

Bir karabulut sarmış Çanakkale'yi,
Kiniyle, nefretiyle düşman Çanakkale'de.
Sığınmış da topunun, tüfeğinin ardına,
Lâkin yüreksiz gelmiş, titrer Çanakkale'de.

Yıkar mı sandın güllelerin Mehmetçiği?
Mehmedim şahlanıyor Çanakkale'de.
Battıkça zırhlıları boğazın serin sularında,
Düşman çare arıyor Çanakkale'de.

Sular azgın, toprak gürlüyor,
Patlayan güllelerle kıyametler kopuyor.
Bir vatan evladı topraktan çıkıyor,
Koca Seyit haykırıyor, Çanakkale'de.

Tümenlerle geliyorlar, binlerle.
Seddülbahir kan ağlıyor hem denizlerde.
Her şey tamam denilen yerde,
Yahya Çavuşlar kükrüyor siperlerinde.

Hiç zincir vurulur mu bu yüce millete?
Sanır mısın ki alırsın sen onu esarete.
Hayâsızca atılırken düşman ileriye,
Süngüsü çarpıyor bir aslan Mehmet'e.

Bir zamanlar gelinciklerin açtığı sarp yamaçlarda,
Kızıla boyanmış toprak var şimdi oralarda.
Gökyüzüne uçuşan kollar, bacaklar ve parmaklarla,
Mehmedim devleşiyor Çanakkale'de.

Son bir ümitle saldırırken hayâsızca düşman,
Ele geçirerek tepeleri,
İnmek için Marmara'ya.
"Siper al asker!" diye bir ses gürlüyor,
Mustafa Kemaller yükseliyor Çanakkale'de.

Ne cesaret geldiniz ey gafiller siz Anadolu'ya,
Siz ki güvendiniz onca makinanıza, topunuza.
Lâkin almakta geç kalmadınız cevabınızı,
Anladınız bu vatan kanla alındı.
Binlerce Mehmetçiğin kanı vatan demek,
Ebedi bağımsızlık demek,
Haydi size uğurlar ola...

Metin Korkmaz

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

Adblock Tespit Edildi

Reklamların web sitemize yüklenmesini devre dışı bırakmak için bir adblock tarayıcı eklentisi kullandığınızı tespit ettik.

×

Reklamlardan elde edilen gelir, bu web sitesinde ulaşmaya çalıştığınız kaliteli içeriği sunmamızı sağlar.

Bu sayfayı görüntülemek için, adblock eklenti ayarlarını devre dışı bırakmanızı rica ediyoruz.