Bireysellikten erdemli ümmete giden yol

Kahramanmaraş İl Müftülüğü Eğitim Uzmanı Mustafa Saylak, "Bireysellikten erdemli ümmete giden yol" konusunu yazıyor. İşte o yazı:

Bireysellikten erdemli ümmete giden yol
banner150

 

Bireyselik, toplumun inşası için bir hazırlık aşamasıdır. Zira erdemli bir toplumun inşası ancak bireylerin; :iman, ibadet, bilgi, hikmet, takva, adalet, ihsan, fikir ve zikir gibi Kur’anî kavramlarla toplumsal sorumluluklarının farkında olacakları şekilde inşa edilmeleridir.

 

Bu bağlamda bireysellik; İnanç ekseninde,  hak, adalet, ahlaki ve insani değerlerle ferdin zihin ve kalp duvarlarını inşa etmek ve fikir yönünden desteklemektir. Bu bireyin şekil ve endamıyla değil, onun düşüncesinin ve amelinin niteliği ve kalitesi ile ilgilidir.

 

Hz. Peygamber, “Allah, şekil ve endamınıza bakmaz. Sizin kalbinize ve amelinize bakar” hadisinde bunu ifade etmektedir (Müslim, Fedailü Yusuf, 2379). Buna göre insanların kalitesi ve değeri; fiziki ve şekli yapılarına, itibarlı bir aileye, belli bir kavme, kabileye, coğrafyaya, kurum ve kuruluşa mensup olması değildir. Çünkü İslam’da asıl olan, düşüncenin kalitesi, üretilen değer ve gerçekleştirilen iş ile ilgilidir. Zira Kur’an, insanları değerlendirirken onların ırk ve neseplerini değil, takvayı ölçü almaktadır.

 

Buna göre değerli ve kaliteli olmak belli bir ırk ve kabileye mensup olmayı gerektirmez. Önemli olan kişinin kalp ve zihin dünyasını Kur’an ve sahih sünnet ekseninde, aklıselim ölçülerine göre inşa ederek, kalbiselim den zevki selime, ulaşması, Allah ile gönül bağını artırarak, kendisi ile barışık,  içinde yaşadığı toplumla iyi geçimli, Allah, insan ve toplumla ilişkisini buna göre düzenlemesidir. Hülasa, değerli olmak ırk ve kabile eksenli değil, takva eksenlidir.

 

Toplumsal yönüyle İslam; Müslüman bireylerin, Kur’an, sünnet ve aklıselimin öngördüğü çerçevede kaliteli ve erdemli bir toplumun inşası ile ilgili bir kavramdır.

 

Kuran'da "Muhammed, Allah'ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidir. Onların, rükû ve secde halinde, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır. Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için oları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip Salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir" (Fetih, 29).

 

“Allah, adil davranmayı, yaptığı işi en iyi şekilde yapmayı ve yakınlara katkıda bulunmayı emreder. Çirkin davranışları, İslam’a ve akla göre uymayan durumları ve başkalarına haksızlık etmeyi yasaklar. Allah, İslam’ın bu temel prensiplerini hatırlayıp yaşamanız için size öğüt verir” (Nahl, 16/90).

 

Ayetlerde yer alan unsurlar, müminin duruşunu, erdemli ümmete giden yolun ilkelerini belirtir.

 

Kur'an'5n ilk ayeti okumayı peygamberimizin şahsında bütün Müslümanlara emretmektedir. Rabbimiz "Yaratan Rabbinin adıyla oku! O,insanı 'alak'dan yarattı. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir"(Alak, 96/1.2.3.4.5).

 

Bu ayetler vahyin geldiği zaman kadar, kul Muhammet olan Hz. Resulü, bundan sonra Resul Muhammet olarak tanımlamaktadır. O bireysel ve toplumsal hayatı içsellendirme de anlamlandırmada ve kuşanmada en güzel Müslüman modelidir. Özde iman ekseninde; adalet, ihsan, yakınlara katkıda bulunmak, başkalarının hakkına saldırıda bulunmamak, kardeşlik, iyiliği emretmek, kötülüğü nefyetmek, muvahhit, Müslüman mümin olma rolünü üstlenmiştir.

 

Hz. Resulün Mekke'de iman ekseninde: gençlerden, yaşlılardan zenginlerden, fakirlerden, kölelerden, hürlerden yerli ve yabancılardan, farklı ırk ve coğrafyalardan bireylerin oluştuğu ümmet modeli,. Bedevi bir toplumdan medeni bir toplum meydana getirmesidir. Bu süreç Hira'da başlayıp, Mekke-i Mükerreme'de hane-i saadette ilk desteğini bulmuş, Kabe’de "Lailehe illallah" sedalarıyla duyurulmuş, Darül Erkam'da cemaat olmuş, zulüm ve işkenceleri sabırla karşılanmış, Taif’te çıkış yolu aramış, Habeşistan’da himaye görmüş, Akabe biatları ile hicret yolu açılmış, Sevr’de gizliliğini korumuş, Mescidi Kuba’da takvaya ulaşmış, Ranu’da cemaatleşmiş, Bedir'de Uhut’da Hendek’te cihadı yaşamış,  Mescidi Nebevi'de evrenselleşmiş, Medine’de medeniyetler ittifakına ulaşmış, birlikte yaşama tecrübesini ortaya koymuştur.     

 

İslam dini erdemli toplumun inşası için ferdin uyumlu, güvenilir ve hoşgörülü olmasını sağlamaya yönelik düzenlemeler getirdiği gibi onun yaratıcı ile olan bağlantısını daha derinden hissetmesine, devam ettirmesine ve geliştirmesine hizmet edecek düzenlemeler de getirmiştir. Hukuka riayet bakımından halkı ve hakkı birbirinden ayırmak isabetli olmadığı gibi, halk ile ilişkilerin Hakk’ı ilgilendirdiğini göz ardı etmekte mümkün değildir.

 

Peygamberimizin "İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmez" (Ebu Davud, Edep,11), "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz" (Buhari, Edep,18 Müslim, Fezail, 65) ve "Hakkında üç komşusunun olumlu tanıklıkta bulunduğu kişiyi Allah af etmiştir" (Tirmizi, Cenaiz, 63 )ifadeler bu bağlantıyı işaretlemektedir.

 

Yunus da her halde "Yaratılanı sevdik Yaratan'dan ötürü" derken vurguyu aynı noktaya yapıyordu.

 

Bu itibarla İslam, kişinin yaratanı ile gönül bağına, kendisiyle barışık olmasına önem verdiği gibi insanlarla "iyi geçim"ine de aynı önemi vermiştir.

 

Netice itibarıyla bireysellik erdemli ümmetin hazırlık aşamasıdır. Her ikisi beraber gerçekleştiğinde düşünen, üreten, sadece kendini değil başkalarının da faydasını düşünen ve insanlara rehberlik yapabilecek şahsiyetler inşa edilebilir.

 

Aynı şekilde güveni, erdemi, hakkı, adaleti, insanî ve ahlaki değerleri önceleyen bir toplumun varlığı da bireyselliğin ve toplumsallığın beraber gerçekleşmesiyle var olabilir. İslam dünyasındaki zihinsel ve düşünsel çöküş, değer üretememe ve güvenli bir ortamın oluşturulamamasının, sıkıntısı bireyselliğin toplumsal boyutunun göz ardı edilmesinden kaynaklandığı söylenebilir.

 

Zira tefekkürden yoksun ve bireyselleşen ümmet, Kur’an coğrafyasında gereken etkiyi yapamaz.

 

İslam'da; bireysellik hakkın emrine riayet olduğu gibi, sonuç itibariyle, halkın hakkına riayeti de içerir. Bu sebeple de Hakk’ın ve halkın hukukuna riayet birlikte gerçekleşir.

 

 

Mustafa SAYLAK

Kahramanmaraş İl Müftülüğü

Eğitim Uzmanı

Güncelleme Tarihi: 16 Şubat 2015, 09:52
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

Adblock Tespit Edildi

Reklamların web sitemize yüklenmesini devre dışı bırakmak için bir adblock tarayıcı eklentisi kullandığınızı tespit ettik.

×

Reklamlardan elde edilen gelir, bu web sitesinde ulaşmaya çalıştığınız kaliteli içeriği sunmamızı sağlar.

Bu sayfayı görüntülemek için, adblock eklenti ayarlarını devre dışı bırakmanızı rica ediyoruz.