Zıvanadan çıkmak ve insanın yalnızlığı!

Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi köşe yazarı Mustafa Önyurt bugünkü yazısında ''Zıvanadan çıkmak ve insanın yalnızlığı!'' diye yazdı

Abone Ol

Günümüz dünyasına uyan şu iki kavram hakkında biraz sohbet edelim.

Zıvanadan çıkmak ve insanın yalnızlığı!

Gerek hayat şartları, gerekse dünyanın gidişatı, insanların sabrını zorlamaya başladı, öfkesine yenilmesi ve kendini kontrol edemez hale gelmesi, kısacası” zıvanadan Çıkması”na sebep oldu.

Öfke anlık olarak, insanı güçlü hissettirse de sonucu ağır olabilir! Maraş ağzında söylenen şu sözde sık kullanılır;“Öfkenin ipine sarılan, kendi ayağına dolanır.” “Tepesi atanın, aklı kapıda kalır.”“Kızgınlık bir ateştir; önce tutanın elini yakar.”Ama biraz daha Maraşlı yaşlılarımızın, kahve köşesinde söylediği şu söz, daha hoşuma gidiyor:“Hele bir tepesi atmaya görsün, insanın aklı da zıvanadan çıkar.”

Gelelim birde insanın yalnızlığına; bana göre günümüz dünyasının en büyük sıkıntısı insanın insana yabancılaşmasıdır. Eskiden imkânlar azdı ama insanlar birbirine daha çok muhtaçtı. Bir kapı çalınır, hâl hatır sorulur, bir tas yemek paylaşılırdı. Şimdi iletişim araçları çoğaldı; fakat gönülden gönül e mesafe arttı.

Bunun birkaç yüzü var;

Hız: “Her şeyi hemen elde etmek istiyoruz; sabır azaldı!”

Tüketim; “Sahip olduklarımızdan çok, sahip olamadıklarımıza bakıyoruz.”

Yalnızlık: “Kalabalıkların içinde bile, insan kendini yalnız hissediyor!”

Güven kaybı: ”Bu karmaşa içinde, İnsanlar birbirinin niyetinden şüphe eder hâle geldi.!”

Merhamet yorgunluğu: “Başkasının acısına eskisi kadar, uzun süre ilgilenemiyoruz!”

Anlam kaybı: Çok şey biliyoruz ama “niçin yaşıyorum” sorusunun cevabını bile bilemiyoruz! Kendimizi sorgulamıyoruz!”

Aslında yalnız değiliz; Çünkü aynı derdi hisseden, komşuluğu, vefayı, samimiyeti ve insan sıcaklığını özleyen çok insan var. Belki sesleri eskisi kadar yüksek çıkmıyor; belki kalabalığın içinde sessiz kalıyorlar. Ama gönlünde hâlâ eski dünyanın güzelliklerini taşıyan insanlar var.

Her şeye rağmen, bence umut; tam da burada başlıyor. Belki dünyayı bir anda değiştiremeyiz ama bir gönül e dokunabiliriz. Bir güzel söz, bir hatıra, bir şiir, bir selam… Bazen küçücük şeyler büyük bir yalnızlığı dağıtır, yani kısacası “hayatlara dokunmak tır” işin özü.

Sonuç olarak; Dünyayı değiştirecek kadar güçlendik, fakat birbirimizi anlayacak kadar yakınlaşamadık. İnsan, dünyaya bağlanırken yanındaki insandan kopuyor.

Teknoloji ilerledi, şehirler büyüdü, iletişim saniyelere indi, ama bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey hâlâ çok basit: bir selam, bir hâl hatır, samimi bir dost eli!

“Hoşça kalın!”