Bazı fotoğraflar vardır, uzun uzun açıklama istemez.
Bir tarafta fabrikanın önünde bekleyen işçiler…
Diğer tarafta dolaplarda sıra sıra dizilmiş purolar.
Bir tarafta “Maaşımızı, tazminatımızı ne zaman alacağız?” diye soran insanlar…
Diğer tarafta hayatın keyifli taraflarını sergileyen bir görüntü.
Şirikçioğlu Grubu bünyesinde çalışırken işten çıkarıldıklarını söyleyen 200’e yakın işçi, yaklaşık iki aydır maaş ve tazminat alacaklarının ödenmediğini öne sürüyor. İşçiler adına konuşan Mustafa Köse’nin anlattıkları daha da düşündürücü. İddiaya göre ortada net bir ödeme tarihi yok. Hatta işçilere şirket yetkilileri tarafından “Yasal yollara başvurun” denildiği ileri sürülüyor.
★
Şimdi gelelim işin benim dikkatimi çeken tarafına…
Üst taraftaki fotograflarda da görüldüğü gibi Şirikçioğlu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Atıf Şirikçi’nin sosyal medya hesabındaki puro paylaşımlarına denk geldim.
Baktım…
Bir daha baktım…
Sonra kendi kendime, “Vay be!” dedim.
Yanlış anlaşılmasın.
Kimsenin purosuyla, arabasıyla, saatiyle, yediğiyle, içtiğiyle derdim yok.
Parası olan puro da içer, koleksiyon da yapar, isterse puroyu özel kutusunda saklar, isterse karşısına geçip seyreder.
Beni ilgilendirmez.
Ama aynı şirketin kapısında insanlar “Alacağımızı ne zaman vereceksiniz?” diye bekliyorsa, işte orada puro artık sadece puro olmaktan çıkar.
Bir sembole dönüşür.
Çünkü mesele bir puronun kaç lira olduğu değildir.
Mesele öncelik meselesidir.
★
İşçi evinin kirasını düşünürken patronun keyfini konuşuyorsak, ortada ekonomik tablodan önce vicdani bir tablo vardır.
Düşünün…
İşçi yıllarca o fabrikanın kapısından içeri girmiş.
Makinenin başında durmuş.
Vardiyaya kalmış.
Yazın sıcağında, kışın ayazında üretmiş.
Şirket büyürken çalışmış.
Sipariş yetişirken çalışmış.
İhracat yapılırken çalışmış.
Başarı hikâyeleri anlatılırken o hikâyenin görünmeyen satırlarını alın teriyle o yazmış.
Sonra gün geliyor, yollar ayrılıyor.
İşçinin söylediğine göre maaşı içeride, tazminatı içeride.
Kapıya gidiyor:
“Param ne zaman ödenecek?”
İddiaya göre aldığı cevap:
“Yasal yollara başvurun.”
★
İşte benim aklım burada karışıyor.
Bir şirket çalışanından üretim isterken “Yasal hakkın kadar çalış” demiyor.
Mesai gerektiğinde işçi orada.
Sipariş yetişecekse işçi orada.
Makine durmayacaksa işçi orada.
Peki sıra işçinin alın terinin karşılığını almaya geldiğinde neden adres bir anda hukuk bürosu oluyor?
★
İşçiye, “Git yasal yollara başvur” demek kolay.
İşçinin zaten parası olsa fabrika kapısında parasını istemek için bekler mi?
Avukat tutmak para.
İcra takibi para.
Dava beklemek zaman.
Ev sahibi beklemiyor.
Banka beklemiyor.
Elektrik faturası beklemiyor.
Çocuğun okul ihtiyacı beklemiyor.
Market kasası hiç beklemiyor.
Ama işçiye deniyor ki:
“Bekle.”
Sonra sosyal medyada puroyu görünce insan ister istemez soruyor:
İşçinin alacağı bekliyor da keyif neden beklemiyor?
Şimdi bazıları çıkıp diyecek ki:
“Canım, o purolar satılsa 200 işçinin parası mı ödenecek?”
Ben de zaten muhasebe hesabı yapmıyorum.
Elime hesap makinesini alıp “Şu kadar puro, şu kadar tazminat eder” demiyorum.
Meseleyi oraya çekmek işin özünü kaçırmaktır.
Mesele puro değil.
Mesele görüntünün verdiği mesajdır.
Bir tarafta ekonomik sıkıntı yaşadığını söyleyen çalışanlar, diğer tarafta lüks ve keyif çağrışımı yapan paylaşımlar…
Bazen kamuoyunda algıyı bilançolar değil, böyle fotoğraflar oluşturur.
Hatta insanın aklına mizahi bir soru da geliyor:
Acaba şirket muhasebesinde yeni bir ödeme planı mı var?
Maaş 12 taksit, tazminat belirsiz; puro peşin mi?
★
Şaka bir yana…
Bu insanların istediği sadaka değil.
Bağış değil.
Lütuf hiç değil.
İddiaları doğruysa istedikleri şey, zaten çalışarak hak ettikleri para.
Bir işçinin maaşını ödemek iyilik değildir.
Tazminatını vermek hayır işi değildir.
Çalışanın hakkını teslim etmek, işveren olmanın en temel sorumluluklarından biridir.
Şirikçioğlu Grubu büyük bir sanayi kuruluşu.
Büyük şirket olmak yalnızca üretim rakamıyla, ihracatla, fabrikayla, yatırımla olmaz.
Büyüklük biraz da zor zamanda belli olur.
Çalışan kapının önüne çıktığında değil, kapının önüne çıkmak zorunda kalmadan sorununu çözebiliyorsanız büyüksünüz.
İşçiniz hakkını istemek için kameraların karşısına geçmek zorunda kalmıyorsa büyüksünüz.
“Git hakkını mahkemede ara” demek yerine masaya oturup açık, net ve uygulanabilir bir ödeme takvimi ortaya koyabiliyorsanız büyüksünüz.
★
Ben Atıf Şirikçi’ye purosunu bırak demiyorum.
Purosunu içsin.
Koleksiyonu varsa koleksiyonunu da yapsın.
Ama önce şu fabrikanın önündeki insanların iddialarına açık bir cevap verilsin.
Gerçekten maaş ve tazminat alacakları var mı?
Varsa neden ödenmedi?
Ne zaman ödenecek?
Bir ödeme takvimi var mı?
İşçilere gerçekten “Yasal yollara başvurun” denildi mi?
Kamuoyunun bilmek istediği bunlar.
Çünkü puro dumanı birkaç dakika sonra dağılır.
Ama ödenmediği iddia edilen alın terinin oluşturduğu burukluk kolay kolay dağılmaz.
Hele ki o alın teri 200’den fazla işçiye, yani yüzlerce aileye aitse…
O zaman mesele artık yalnızca şirketle çalışan arasındaki bir hesap meselesi olmaktan çıkar.
Vicdan meselesine dönüşür.
Ve insan ister istemez son kez sorar:
Puroyu yakmadan önce işçinin ocağını düşünmek gerekmez mi Sayın Atıf Şirikçi?