Türkoğlu 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan eski Nurdağı Belediye Başkanı Ökkeş Kavak, kamuoyuna yönelik "Deprem Davaları ve Yargılama Süreçleri" başlıklı bir yazı yayımladı. Depremde ailesinden ve yakın akrabalarından 30’dan fazla kişiyi kaybettiğini ve dahili olmadığını belirttiği bir bina yıkılmasından dolayı 3,5 yıldır cezaevinde olduğunu ifade eden Kavak, yargılama süreçlerindeki tutukluluk kararlarını ve hukuki uygulamaları değerlendirdi.
"AMACIM GERÇEK SORUMLULARIN ORTAYA ÇIKARILMASIDIR"
Gerçek sorumluların ceza çekmesi gerektiğini vurgulayan Kavak, "Yazılarımın hiçbir cümlesi gerçek sorumluları korumak veya suç işlemiş kişileri savunma amacı taşımıyor. Tam tersine isteğim çok basit: Gerçek sorumlu kimse onlar bulunsun, gerçek kusur neyse ortaya çıkartılsın, suçu olan cezasını çeksin. Ama suçu olmayan da toplumun acısını dindirmek adına suçlu ilan edilmesin. Hukuk, öfkenin değil, maddi gerçeğin peşinden gitmek zorundadır" ifadelerini kullandı.
"BENZER HUKUKİ DURUMLARDA FARKLI UYGULAMALAR VAR"
Türkiye genelinde açılan deprem davalarındaki tutukluluk oranlarına ilişkin verilere değinen Kavak, bölgedeki birçok il ve ilçede benzer hukuki durumdaki kişilerin tutuksuz yargılandığını savunarak, "Eşitlik, herkes hakkında aynı kararın verilmesi anlamına gelmez. Ancak benzer durumda bulunan insanlar arasında farklı uygulama yapılacaksa bunun makul, nesnel ve somut delillere dayalı gerekçesinin şüpheye mahal bırakmaması gerekir. Tutukluluk esas değil, istisnadır. Toplum için deprem kadar tehlikeli olan başka bir şey daha vardır: Maddi gerçeğin enkaz altında kalmasıdır" değerlendirmesinde bulundu.
DEVAM YAZISININ KONUSUNU DUYURDU
Yazısını adalete güven vurgusuyla tamamlayan Ökkeş Kavak, bir sonraki kaleme alacağı metnin ana başlığının "Bilirkişi raporları: Adaletin pusulası mı, hükmün kendisi mi?" olacağını açıkladı.
Eski Nurdağı Belediye Başkanı Ökkeş Kavak'ın, sosyal medya hesabından paylaştığı yazının tamamı:
"DEPREM DAVALARI VE YARGILAMA SÜREÇLERİ
Daha önce “Deprem Gerçeği” başlıklı yazımı paylaşmıştım. 6 Şubat deprem yargılamalarına dair edindiğim bilgi, belge ve yaşadıklarımın ışığında görüşlerimi somut gerçeklere dayanarak üç ayrı bölüm halinde paylaşmak istiyorum.
Bu depremlerde ailesinden ve yakın akrabalarından 30'dan fazla kişiyi kaybeden hem bir deprem mağduru, hem de dahili olmadığı bir aile binasının yıkılmasından dolayı sorumlu olduğu iddiasıyla haksız ve hukuksuz bir yargılama neticesinde üç buçuk yıldır cezaevinde bulunan bir kişi olarak bu bilgi ve görüşlerimi ilgililerin ve kamuoyunun vicdanına sunuyorum.
Depremde binalar yıkıldı. Adalet yıkılmasın, diyorum.
6 Şubat 2023…
Takvim yapraklarında sıradan bir tarih değil artık…
53.000'den fazla insanımızı kaybettiğimiz, şehirlerimizin enkaza dönüştüğü, yüzbinlerce ailenin hayatının geri dönülmez biçimde değiştiği bir gün…
Bu felakette yakınlarını kaybeden insanların acısını tarif edecek bir kelime olduğunu düşünmüyorum…
Bu yazılarımın hiçbir cümlesi gerçek sorumluları korumak veya suç işlemiş kişileri savunma amacı taşımıyor.
Tam tersine, benim isteğim çok basit:
Gerçek sorumlu kimse onlar bulunsun, gerçek kusur neyse ortaya çıkartılsın, suçu olan cezasını çeksin. Ama suçu olmayan da toplumun acısını dindirmek adına suçlu ilan edilmesin.
Çünkü hukuk, öfkenin değil, maddi gerçeğin peşinden gitmek zorundadır.
İşte, Türkiye tarihinin en yıkıcı felaketlerinden biri olarak hafızalara kazınan bu depremlerde, meydana gelen can kayıplarından hemen sonra başlatılan adli soruşturmalarda bugüne kadar 4000 civarında ceza davası açılmıştır.
5000'den fazla kişi sanık olarak yargılanmakta olup, 800 den fazla kişinin soruşturma ve yargılama süreçlerinde tutuklanmıştır, fakat büyük çoğunluğunun süreç içerisinde adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakılmıştır.
Bu kadar çok sayıda sanığın yargılandığı deprem davalarından dolayı cezaevlerinde sadece 80-90 civarında tutuklu ve hüküm özlü sanık bulunmaktadır.
Yerel mahkemelerde 300 den fazla dosyada sanıklara 3 yıl ile 22 yıl arasında değişen süreli hapis cezaları verildiği,
Karar verilen dosyaların büyük bir kısmı itiraz üzerine istinaf ve yargıtay'da olduğu,
Yargıtayın bugüne kadar sadece 3 dosyada bozma yönünden karar verdiği, henüz yargıtayda hükmü kesinleşen bir dosyanın olmadığı, bilinmektedir.
Yukarıda verdiğim rakamlar açık kaynaklardan elde edilen bilgilerdir.
Yargılama süreçlerindeki uygulamalara bakacak olursak,
Büyük yıkımların yaşandığı ve 10.000'den fazla insanımızın hayatını kaybettiği Elbistan, Göksu, Pazarcık, Gölbaşı, Türkoğlu, İslahiye, Kırıkhan ve İskenderun gibi ilçelerimizde yargılanan ve bilirkişi raporlarına göre asli kusurlu olanlardan bir tane tutuklu sanık var mıdır? Yoktur.
Fay hattının geçtiği bu ilçelerde bir tane tutuklu sanık olmadığı halde, sadece Nurdağı ilçesinde benimle beraber 3 kişinin tutuklu yargılanıyor olması sizce tesadüf mü? Tabiki değil, onu da siyaset mühendisliği yapanlara sorun.
200 den fazla fazla insanın hayatını kaybettiği Antakya ve İskenderun Devlet Hastanelerinin yıkılmasında sorumluluğu olanlardan bir tane tutuklu sanık var mıdır? Yoktur…
Nurdağı İlçe Jandarma binası ve İlçe Emniyet Müdürlüğü lojmanlarının depremde yıkılmasından dolayı onlarca askerimiz ve polisimiz aileleriyle birlikte hayatını kaybetti.
Peki bu yıkımlarda sorumluluğu bulunan özel ve kamu görevlilerinden tutuklanan bir tane sanık var mıdır? Yoktur.
Yine, Osmaniye'de 21 yıl hapis cezası alan sanık,
Gaziantep'te 19,5 yıl, 17,5 yıl, 16,5 yıl hapis cezası alan sanıklar,
Kahramanmaraş’ta 13,5 yıl, 12,5 yıl, 11 yıl gibi hapis cezası alan sanıklar,
İslahye’de 13,5 yıl, 12,5 yıl, 11 yıl, birden fazla dosyalarından dolayı 30 yıl, 40 yıl gibi hapis cezası alan sanıklardan şu an cezaevinde yatan bir kişi var mıdır? Yoktur.
Tutuklu ve tutuksuz yargılanan sanıkların büyük çoğunluğunun hukuki durumları, dosya içerikleri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı ve sanıkların asli kusurlu olma hali birbirinin çok benzeri olmasına rağmen, bu kadar çok sayıda insan tutuksuz yargılanırken cezaevinde bulunan 80-90 kişinin özellikle bir kısmı hakkında tutuklama tedbirinin uygulanması dosyadaki delillere göre değil de, bir takım algılara, baskılara, sosyal statülerine ve kimliklerine göre değerlendirildiği yönünde toplumda ciddi bir kanaatin var olduğu bilinmektedir.
Bu kuşku ve güvensizlik adaletin gerçekleşeceğine olan inancı zedelemez mi?
Kimse yanlış anlamasın “Onlar neden tutuklu değildir” i savunmuyorum. “Tutukluluk” yargı sistemimize göre güya istisnadır. Esas olan tutuksuz yargılamadır.
Yargılama süreçlerindeki bu tabloya bakıldığında, “Kanun önünde hepimiz gerçekten eşit miyiz?” diye sormak istiyorum gerçi, Anayasamız herkesin kanunun önünde eşit olduğunu söyler, tabiki bu eşitlik, herkes hakkında aynı kararın verilmesi anlamına gelmez. Ancak benzer durumda bulunan insanlar arasında farklı uygulama yapılacaksa bunun makul, nesnel ve somut delillere dayalı gerekçesinin hiçbir şek ve şüpheye mahal bırak maması gerekmez mi?
Oysa sahadaki uygulama farklıdır. Bunu da yaşayarak görüyoruz.
Binlerce insanın hayatı bir daha eski haline dönemeyecek şekilde parçalandı.
Bu felaketin ardından enkazdan bir şeyi ayakta tutmak zorundayız:
Adaleti.
Adalet, suçlu ile suçsuzu ayırabilmektir.
Adalet, herkese eşit uygulanabilmektir.
Adalet, insanları toplumdaki algılara, medyadaki baskılara, siyasi kimliklerine, ticari veya sosyal sıfatlarına göre değil; somut eylemine göre yargılamaktır.
Çünkü toplum için deprem kadar tehlikeli olan başka bir şey daha vardır:
Maddi gerçeğin enkaz altında kalması.
Binaların enkazını kaldırabiliriz.
Şehirlerimizi yeniden inşa edebiliriz.
Ama adalete duyulan güven bir kez yıkılırsa, onu yeniden inşa etmek çok zordur.
Benim derdim yalnızca; hukuka, bilime, vicdana ve eşit adalete çağrıdır.
Depremde binalar yıkıldı.
Ne olur, adalet yıkılmasın.
Ökkeş KAVAK
Nurdağı Belediye Eski Başkanı
Türkoğlu 1. Nolu L Tipi Kapalı
Ceza İnfaz Kurumu D-1 Koğuşu
Not: Bir sonraki yazımın ana başlığı,
Bilirkişi raporları: “Adaletin pusulası mı, hükmün kendisi mi?”