Eski siyasetçilerle ilgili anlatılan bazı hatıralar vardır.
İnsanı güldürür…
Ama güldürürken de siyasetin aslında ne olması gerektiğini hatırlatır.
Merhum Mustafa Rüştü Taşar hakkında anlatılan o meşhur hatıra da bunlardan biridir.
★
Mustafa Taşar, Ankara’da küçük bir operasyon geçirecektir.
Üzerine yeşil ameliyat kıyafetleri giydirilir, tekerlekli sandalyeye oturtulur ve ameliyathaneye götürülmek üzere odasından çıkarılır.
Tam kapıda Gaziantep’ten gelen bir hemşehrisiyle karşılaşır.
Adam, Taşar’ı ameliyat kıyafetleri içerisinde görür.
Ama belli ki derdi büyüktür.
— Mıstaabey, bizim çocuğun işi için geldim, der.
Mustafa Taşar üzerindeki ameliyat kıyafetini göstererek:
— Ameliyattan çıkınca hallederiz, diye cevap verir.
Hemşehrisi bir an durur.
Taşar’a baştan aşağı bakar.
Herhâlde içinden, “Ya ameliyattan çıkamazsa?” diye geçirir ki o unutulmaz cümleyi söyler:
— Mıstaabey, ne olur ne olmaz; sen iyisi mi bi kart yaz da ameliyata öyle git!
★
Yanlış anlaşılmasın.
Burada özlediğimiz şey, bir siyasetçinin kartıyla iş gördürmek ya da torpil aramak değil.
Hikâyenin bugüne taşıdığı asıl mesele başka:
Vatandaşın siyasetçisine ulaşabilmesi…
Derdini doğrudan anlatabilmesi…
Siyasetçinin de karşısındaki insanı dinlemesi, tanıması ve cevap vermesi…
Kısacası vatandaşla siyasetçi arasındaki o doğrudan temas.
Öyle koruma ordularının, ulaşılamayan telefonların, danışmandan danışmana aktarılan görüşme taleplerinin arkasında kalan bir siyaset değil…
Vatandaşla göz göze, omuz omuza yapılan bir siyaset.
★
Şimdi gelelim Kahramanmaraş’a…
Bizim de milletvekillerimiz var.
Hem de sekiz tane.
TBMM’nin güncel kayıtlarına göre Kahramanmaraş’ı Ali Öztunç, İrfan Karatutlu, Mehmet Şahin, Mevlüt Kurt, Ömer Oruç Bilal Debgici, Tuba Köksal, Vahit Kirişci ve Zuhal Karakoç temsil ediyor.
İktidarı var.
Muhalefeti var.
İsimleri tek tek sayabiliyoruz.
Ama mesele zaten isimleri sayabilmek değil.
Mesele, bu sekiz ismin Kahramanmaraş adına ortaya koyduğu siyasi ağırlık.
★
Bugün Kahramanmaraşlı bir vatandaşın başı dara düşse milletvekiline doğrudan ulaşabiliyor mu?
Bir köyün yolu için…
Bir mahallenin altyapısı için…
Bir esnafın derdi için…
Bir çiftçinin sıkıntısı için…
Depremin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ çözüm bekleyen bir mesele için kapısını çaldığında karşısında muhatap bulabiliyor mu?
Bence asıl sorulması gereken sorular bunlar.
Çünkü milletvekilliği yalnızca seçimden seçime şehre gelmek, protokolde görünmek ya da sosyal medyada fotoğraf paylaşmak değildir.
Milletvekilliği, o şehrin Ankara’daki sesi ve ağırlığı olabilmektir.
★
Mustafa Taşar’ın hikâyesindeki “kart” aslında küçücük bir kâğıt parçasından ibaret değildi.
O kart, vatandaşın siyasetçisine ulaşabileceğine duyduğu güvenin simgesiydi.
Hemşehrisi biliyordu ki Taşar o karta iki satır yazarsa birileri o vatandaşı dinleyecek.
Aradan yıllar geçti.
Teknoloji değişti.
Kartvizitin yerini WhatsApp aldı.
Cep telefonu var.
Sosyal medya var.
Danışmanlar var.
Meclis ofisleri var.
İletişim imkânları hiç olmadığı kadar arttı.
Ama garip olan şu:
İletişim araçları çoğaldıkça vatandaşla siyasetçi arasındaki mesafe bazen daha da büyüdü.
★
Bana katılırsınız veya katılmazsınız…
Kahramanmaraşlı bugün milletvekilinden kart istemiyor.
İş takipçisi de aramıyor.
Vatandaş çok daha temel şeyler istiyor.
Şehrinin meselesinin Ankara’da unutulmamasını istiyor.
Depremden sonra verilen sözlerin takip edilmesini istiyor.
Sanayicinin, esnafın, çiftçinin, emeklinin ve öğrencinin yaşadığı sıkıntıların Ankara’nın gündemine taşınmasını istiyor.
Ulaşımdan ekonomiye…
Eğitimden sağlığa…
Altyapıdan kültürel mirasa kadar Kahramanmaraş’ı ilgilendiren meselelerde milletvekillerini yan yana görmek istiyor.
İktidar milletvekillerinin hükümet nezdinde şehrin taleplerini takip etmesi…
Muhalefet milletvekillerinin sorunları Meclis gündemine taşıması…
Ve bütün milletvekillerinin parti rozetlerinin ötesinde, Kahramanmaraş'ın ortak paydasında buluşabilmesini istiyor.
Çünkü bazı meselelerin partisi olmaz.
Depremin partisi olmaz.
Yolun partisi olmaz.
Suyun partisi olmaz.
Hastanenin, okulun, fabrikanın, çiftçinin derdinin partisi olmaz.
Bunların ortak adı Kahramanmaraş’tır.
★
Sekiz milletvekilimiz olabilir.
On sekiz milletvekilimiz de olabilir.
Eğer şehir adına ortak meselelerde aynı masanın etrafında oturamıyor, gerektiğinde aynı cümleyi kuramıyor ve Ankara’nın kapısını aynı dosyayla çalamıyorsanız sayının fazla olmasının tek başına büyük bir anlamı kalmaz.
Asıl mesele milletvekili sayısı değil, milletvekilinin şehre kattığı siyasi ağırlıktır.
Kahramanmaraş’ın ihtiyacı da tam olarak budur.
Daha fazla fotoğrafa değil…
Daha fazla protokol konuşmasına değil…
Daha fazla “ilgileniyoruz” cümlesine değil…
“Bu meseleyi birlikte takip ettik ve sonuç aldık” diyebileceğimiz işlere ihtiyacımız var.
Çünkü vatandaş artık açıklama değil, sonuç görmek istiyor.
★
O nedenle…
Mustafa Taşar’ın hemşehrisi yıllar önce ameliyathane kapısında:
— Mıstaabey, ne olur ne olmaz; bi kart yaz… demişti ya…
Bugün Kahramanmaraş’ın ihtiyacı o karttan da farklı.
Kart yazmanıza gerek yok.
Türkülere eşlik etmenize de gerek yok.
Çibidik çalmanıza hiç gerek yok.
Bize, bu şehrin Ankara’da yalnız olmadığını göstermeniz yeter.
Sinoplu Diyojen’in Büyük İskender’e söylediği rivayet edilen meşhur söz vardır:
“Gölge etme, başka ihsan istemem.”
Biz de o sözü Kahramanmaraş için biraz değiştirelim:
Bu şehrin önünü açın.
Sorunlarını Ankara’ya taşıyın.
Sonuç alın.
Gerisini zaten Kahramanmaraşlı görür.
★
“Senin söyleyecek bir sözün yok mu?” dediğinizi duyar gibiyim.
Var…
Kendi adıma açıkça söylüyorum:
Vahit’i, Ömer’i, Mevlüt’ü, Tugba’yı, Şahin’i listelerde görmek istemiyorummm.