17 Ağustos…
Takvimde sıradan bir gün gibi durur.
Ama benim için değildir.
17 Ağustos, anamın ölüm yıldönümüdür.
Benim çilekeş anamın…
Şerife Sultan’ın bugün birinci ölüm yıldönümü…
İnsan annesini kaybedince anlıyor; bazı insanlar ölmezmiş aslında. Sadece evin içindeki sesi kesilir, ayak sesleri duyulmaz olur, kapıda bekleyen gözleri görünmez olur.
★
Ama hatıraları…
Hatıraları insanın peşini hiç bırakmaz.
Bazen bir sofrada gelir oturur karşınıza.
Bazen bir soğanın kokusunda…
Bazen bir tabak bulgur pilavında…
Bazen de gecenin en sessiz vaktinde, hiç beklemediğiniz anda kulağınıza bir ses fısıldar:
“Oğlum…”
İşte o zaman anlarsınız.
Ananız hâlâ sizinledir.
Ben anamın hangi hatırasını anlatayım?
Bizi sırtında taşıdığı günleri mi?
Kendi yemeyip önümüze koyduğu lokmaları mı?
Kendisi giymeyip evlatlarına giydirdiği elbiseleri mi?
Uykusundan vazgeçip başımızda beklediği geceleri mi?
Yokluğu bize hissettirmemek için içine akıttığı gözyaşlarını mı?
Yoksa tam 20 yıl kocasının mahpus yolunu gözleyen, sabrını taşın üstüne koysan taşı çatlatacak o kadının bekleyişini mi?
Benim anam öyle bir kadındı işte.
Bir ulu çınardı.
Fırtına vururdu, eğilirdi ama kırılmazdı.
Kar yağardı, dalları ağırlaşırdı ama gövdesi dimdik dururdu.
Hayat üstüne üstüne gelirdi, o yine evlatlarının karşısına gözyaşlarını silip çıkardı.
Çünkü anneydi.
Çünkü Şerife Sultan’dı.
★
Babam yıllar sonra bir gün annemle evliliklerinin ilk zamanlarını anlatmıştı.
Dedi ki:
“Annenle yeni evlenmiştik. Evde doğru dürüst yiyecek hiçbir şey yoktu.”
Akşam olmuş.
Babam eve gelmiş.
Anam sofrayı kurmuş.
Önüne bir tabak bulgur pilavı koymuş.
Ne yağı var…
Ne doğru dürüst tuzu…
Yanında da bir kuru soğan.
Hepsi bu.
Babam pilavdan birkaç kaşık yemiş.
Sonra anlamış ki mesele pilavın tatsızlığı değilmiş.
Asıl mesele, karşısındaki kadının yokluk karşısında ne yapacağıymış.
Anam ne söylenmiş…
Ne “Beni nasıl bir eve getirdin?” demiş…
Ne kapıyı çarpıp gitmiş…
Ne de elindeki yokluğu kocasının başına kakmış.
Evde ne varsa onu pişirmiş.
Soğanı kırmış.
Sofrayı kurmuş.
Oturmuş.
Sabretmiş.
Babam bana yıllar sonra:
“Anladım ki annen yoklukta sabredecek bir kadın. Hemen kalktım, çarşıya gittim. Ne lazımsa aldım getirdim.” demişti.
Ben de dayanamadım.
“Baba,” dedim, “sen de çok vicdansızmışsın. Evde hiçbir şey olmadığını biliyorsun. Neden elin boş geldin?”
Verdiği cevap hâlâ kulağımdadır:
“Anneni sınadım oğlum…”
Ne garip bir sınav değil mi?
Bugün düşününce insan hem gülümsüyor hem hüzünleniyor.
Şimdi bir erkek böyle bir sınav yapmaya kalksa, herhâlde kadın valizini hazırlayıp doğru anasının evinde soluğu alır.
Haklı da olur!
Ama o yıllar başka yıllardı.
Yokluğun çok, imkânın az olduğu yıllardı.
Bir kilogram yağın, bir çuval unun, eve giren birkaç kuruşun kıymetinin bilindiği zamanlardı.
İnsanların mutluluğu eşyalarda değil, birbirine tutunmakta aradığı yıllardı.
Ve benim anam o sofrada sadece yağsız, tuzsuz bulgur pilavı pişirmedi.
Aslında o gün ailemizin harcını kardı.
Sabır koydu içine.
Vefa koydu.
Sadakat koydu.
Kanaat koydu.
Ve bir ömür o harcın üzerine evlatlarını büyüttü.
★
Anne olmak belki de budur.
Herkes doyduktan sonra tencerenin dibinde kalanla doymaktır.
Çocuğuna yeni ayakkabı alabilmek için kendi ayakkabısının yırtığını görmezden gelmektir.
Üşürken “Ben üşümüyorum.” demektir.
Canı isterken “Ben sevmiyorum, sen ye.” diyebilmektir.
Evlat üzülmesin diye kendi derdini gecenin karanlığına anlatmaktır.
Annem de öyleydi.
Biz onun fedakârlıklarını çocukken anlayamadık.
Çünkü çocuklar annelerinin hiç yorulmadığını zanneder.
Hiç acıkmadığını…
Hiç üşümediğini…
Hiç korkmadığını…
Hiç ağlamadığını…
Analar sanki hep güçlü olmak zorundaymış gibi gelir bize.
Meğer bizim güçlü sandığımız kadınlar, biz görmeyelim diye gizli gizli ağlarmış.
Biz doyalım diye aç yatarmış.
Biz rahat uyuyalım diye onlar sabaha kadar düşünürmüş.
Biz büyüyelim diye onlar yavaş yavaş yaşlanırmış.
Ve bir gün…
Biz büyürüz.
Onlar gider.
Sonra insanın elinde bir avuç fotoğraf, birkaç eşya, yüzlerce hatıra ve boğazına düğümlenen tek bir kelime kalır:
Ana…
Anam…
Doyamadım be Anam sana…
Topraklar incitmesin seni…
Nurlar içinde uyu.
★
Tüm ahirete intikal etmiş analarımızın ruhu şad olsun.