İki gündür yazıyorum.
Kuzey Çevre Yolu’nu yazıyorum.
Binaların yan taraflarının profillerle kapatılmasını…
Ortak alanların, yan boşlukların apar topar işyerine dönüştürülmesini…
“Burası kimin malı?”
“Kim izin verdi?”
“İmar mevzuatına uygun mu?”
“Belediye görüyor mu?”
Diye soruyorum…
★
Ne oldu dersiniz?
Telefonlar çalmaya başladı.
Tehditler…
Uyarılar…
Araya girenler…
“Kardeşim, aman yazma…”
“Boş ver…”
“Büyütme…”
“Başına iş alma…”
Koca koca adamlar devreye giriyor.
Niye?
Ben suç mu işliyorum?
Hırsızlık mı yapıyorum?
Milletin malına mı çöküyorum?
Kaçak yapı mı dikiyorum?
Hayır!
Sadece soru soruyorum.
★
Demek ki soru sormak bazılarını rahatsız ediyor.
Demek ki kalemin ucu birilerinin rantına dokununca telefonların sesi yükseliyor.
İyi de…
Gazeteci susacaksa kim konuşacak?
Vatandaş korkacaksa kim hesap soracak?
Yetkili görmezden gelecekse bu şehrin hakkını kim koruyacak?
★
Buradan açıkça söylüyorum:
Ben susmayacağım.
Çünkü mesele Mustafa Karaaslan meselesi değil.
Mesele bir dükkân meselesi de değil.
Mesele bu şehrin geleceği.
Bugün bir binanın yan boşluğunu kapatırsınız…
Yarın ötekinin kaldırımı gider…
Sonra otoparkı gider…
Yeşil alanı gider…
Kamusal alanı gider…
Bir bakmışsınız şehir, üç-beş kişinin kişisel menfaatine göre şekillenen kocaman bir beton yığınına dönmüş.
Sonra da hep birlikte sorarız:
“Bu şehir nasıl bu hale geldi?”
İşte böyle geldi!
Biz sustukça geldi.
Gören görmezden geldikçe geldi.
Denetlemekle görevli olanlar denetlemedikçe geldi.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” denildikçe geldi.
★
Şimdi tekrar soruyorum:
Kuzey Çevre Yolu’ndaki bu kapatmaların ruhsatı var mı?
Projeye uygun mu?
Binaların çekme mesafelerine müdahale edildi mi?
Ortak kullanım alanları ticari alana dönüştürüldü mü?
İtfaiye geçişi, otopark düzeni, yaya güvenliği, şehir estetiği dikkate alındı mı?
Bunların tamamı mevzuata uygunsa çıkın açıklayın.
Belgesini koyun.
Ruhsatını gösterin.
Millete deyin ki:
“Her şey yasal.”
Biz de yazalım.
Ama mevzuata aykırı bir durum varsa…
Ve buna rağmen kimse sesini çıkarmıyorsa…
İşte asıl mesele orada başlıyor.
★
Bir kez daha söylüyorum:
Rant peşinde koşanlara da, hukuksuzluk iddialarına gözünü kapatanlara da bu şehir teslim edilemez.
Kimse makamına güvenmesin.
Kimse parasına güvenmesin.
Kimse çevresine güvenmesin.
Kimse “Bir telefon açtırırım, sustururum” hesabı yapmasın.
Gazeteciyi telefonla korkutmak kolay olabilir.
Ama kamuoyunun vicdanını susturamazsınız.
★
Şimdi yetkililere sesleniyorum…
Onikişubat Belediyesi’ne…
İmar birimlerine…
Zabıta ekiplerine…
Kaçak yapılaşmayı denetlemekle görevli kim varsa hepsine…
Gidin.
Bakın.
Ölçün.
Projeleri çıkarın.
Ruhsatları inceleyin.
Mevzuata aykırı tek bir metrekare varsa gereğini yapın.
Çünkü sizin göreviniz gazetecinin susmasını beklemek değil…
Şehrin hakkını korumaktır.
★
Ve beni arayıp;
“Aman yazma…”
“Boş ver…”
“Bunun peşine düşme…”
Diyenlere de tek bir cevabım var:
Asıl bugün yazmayacaksak ne zaman yazacağız?
Bugün konuşmayacaksak ne zaman konuşacağız?
Sen susarsan…
Ben susarsam…
Esnaf susarsa…
Vatandaş susarsa…
Gazeteci susarsa…
Herkes korkup köşesine çekilirse…
Bu şehir karanlıktan nasıl çıkacak?
★
Kimsenin şahsi düşmanı değilim.
Kimsenin ekmeğiyle de uğraşmıyorum.
Ama bu şehrin hakkıyla oynanıyorsa…
Kamunun alanı üzerinden birilerine ayrıcalık sağlandığı yönünde ciddi soru işaretleri oluşuyorsa…
Denetim mekanizmasının çalışıp çalışmadığı tartışılıyorsa…
Orada susmam.
Bugün de susmam.
Yarın da susmam.
★
Tehdit telefonlarıyla kalem bırakacak olsaydık…
Bu mesleğe hiç başlamazdık.
★
Şimdi herkes duysun:
Bu şehir sahipsiz değildir.
Kahramanmaraş kimsenin babasının çiftliği değildir.
Şehir hepimizindir.
Sokağı da…
Kaldırımı da…
Otoparkı da…
Yeşil alanı da…
Geleceği de…
Ve o geleceğe sahip çıkmak suç değil;
VATANDAŞLIK GÖREVİDİR.