Benim de bir zamanlar nenem vardı...

Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi köşe yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Benim de bir zamanlar nenem vardı...'' diye yazdı.

Abone Ol

Nefes Gazetesi yazarı sevgili Deniz Zeyrek, hep anılarını yazacak değil ya!

***
Yusuflar Mahallesi nam-ı diğer Tekke'de neneme ait toprak bir evde dünyaya gelmişim...

Ben doğmadan 3 ay önce rahmetli babam hapse düşmüş. Nenemi yanına çağırmış. Anamla beni önce Allah'a sonra kendisine emanet etmiş.

Rahmetli anamın doğum sancısı tuttuğunda nenem, doğum esnasında bana bir şey yapar korkusuyla ebe teyzemin yerine başka mahalleden Ayşe ebeyi çağırmış...

***

Yıllar sonra bu konuyu anlatan neneme; "Niye böyle bir şey yaptın?" diye sorduğumda; "Oğlum baban hapisteydi. Seni dünyaya getirirken olur ki teyzen sana bir kötülük yapar, doğum esnasında boğar. Ölü doğdu der. Bundan korktuğum için böyle bir tedbir uyguladım. Hatta sen dünyaya geldikten sonra teyzen eve geldi. Çocuğu cami kapısına koy. Yıllarca hapis yolumu bekleyeceksin. Doğru baba evine dediğinde, ne kadar isabetli bir karar aldığımı anladım" demişti...

Rahmetli anamın; "Bu benim alın yazım bacı, kaç yıl olursa olsun kocamı bekleyeceğim" demesiyle ebe teyzemi evden kovma şeklini neneme, döner döner anlattırırdım...

***

Çocukluk işte...

Nenem anlattıkça gözlerim dolar. Gözümdeki yaşları görmesin diye dizine başımı koyar, saçlarımı okşayıp sevmesine hiç bir serveti değişmezdim...

***

Bir hususu belirtmekte fayda görüyorum dostlar...

Nenem diyorum. Babamın öz anası değildi. Dedemin ilk 2 eşi vefat ettiği için evlendiği 3. eşiydi...

Öz nenem olsa onun yaptığını yapmaz, yapamazdı...

Çocuğu olmamış, Malatyalı çiftçi bir ailenin kızıydı. Her Malatya'ya gidip gelişinde anamla beni yanında götürür getirirdi...

Gözünden bile sakınırdı...

***

3 yaşına bastığımda babam hapisten firar etmiş, o yıl dedemi kaybetmişim. Babam yakalanıp tekrar hapse konulunca firar çocuğu kız kardeşim Cemile dünyaya gelmişti...

Nenemin adıydı Cemile, nam-ı diğer Cemo nenem...

***

Yıllar yılları kovalarken baba ekmeği yemeden büyüyen iki kardeştik...

Kız kardeşim Cemile akşamları anamla uyurken, ben nenemin koynunda uyur, onunla uyanırdım...

Şefkat dolu bir yüreği vardı Cemo nenemin. Sanki çocuklarıydık. Yemez yedirir, giymez giydirirdi...

Gözü hep üstümüzdeydi...

Mahallede oyun oynarken bile birisi bana dokunacak olsa vay halineydi...

***

İlkokul çağına gelmiştim. Siyah önlük, beyaz yaka, pantolon ve ayakkabı alınmış, Dumlupınar İlkokulu'na kaydım yapılmıştı. Rahmetliler komşumuz Çerkez Sefer amcayla Cemile ablanın kızı bacım dediğim Fatma ve kardeşi Ahmet ile aynı sınıfta okumaya başlamıştım. Nenem ve anam okuma ve yazma bilmedikleri halde her akşam yanıma otururlar benim deftere yazdığım yazılara bakarlardı...

Eğri yazacak olsam oklava yanlarındaydı...

***

Hiç unutmuyorum;

İlkokul 3. sınıfa gidiyordum. Son ders zili kazara 10 dakika önce çalmış, okul kapısından kim önce çıkacak yarışı nedeniyle koşarak eve gelmiş, nenem ve anam; "Hani Fatma, hani Ahmet, sen okuldan mı kaçtın?" demelerine karşı "Yok vallahi zil çaldı ben koşarak geldim" dememe rağmen bir güzel her ikisinden oklavayla dayak yemiştim.

İşin aslı Fatma ile Ahmet eve geldiğinde öğrenilmiş, ben yediğim oklavanın acısıyla bir yandan ağlarken bir yandan da nenem ve anama; "Sizi babama şikayet edeceğim görürsünüz" diyerek ilk görüş gününde, oklavanın değdiği yerleri çocuk aklımla babama göstermeye çalışmıştım...

Babamın göstermelik de olsa neneme ve anama kızmasından mutlu olmuştum. O an babamı karlı bir dağ, sığındığım bir liman olarak görmüştüm. Beni koruyan, kollayan...

Yol boyu eve gelene kadar anamla neneme bakarak ohh çekip durdum...

***

İlkokul 4. sınıfa geçtiğimde futbola yatkınlığım ve uzun boylu oluşum hemen fark ediliyordu. Okulun bahçesinde her teneffüs devamlı maç yapıyorduk. Kan ter içinde kaldığımıza aldırmadan...

Mahallede ise nenemin evinin önünde meşhur sağır Mahmud Stadı'nda maç yaparken ayağımdan kimse topu alamazdı. İpe dizer gibi herkese çalımı atar hele bir de bacak arası topu geçirdiğimde Palta Metin sert girmeye başlardı...

Vahap, Haşim, İhsan, Cafer, İlhan, Puşa Mustafa, Bayram, Palta Metin, halamın oğlu Ali, Muhtarın Memmedi, Cemil, mahallemdeki akranlarımdı.

***

Mahallemin sokakları topraktı...

Yağmur yağdığında çamur deryasına dönerdi. O zaman küsküç ve gülle oynamak eğlenceliydi. Halamın oğlu Ali bu konuda maharetliydi. Sokakların belediye tarafından kara taşlarla döşetilmesi ile çamur deryasından kurtulmuştuk ancak küsküç ve gülle oynamak zora girmişti.

Hava karardıktan sonra rahmetli Bozu Durdu (Yaşça bizden büyük) etrafında toplanır çıngılım çıktı oyununu oynardık.

***

Yavaş yavaş büyümeye başlasak da çocuktuk hala hepimiz çocuktuk.

***

Yaz günleri komşularla örgütleşir istasyona pikniğe giderdik...

Kızlı erkekli yakan top, paslaşmalar veya futbol maçı yapardık...

***

İlkokul bitmiş Gazi Ortaokulu'na kaydım yapılmıştı...

Orta 1, orta 2 derken aklım futboldaydı...

12 Şubat Stadı'na okulun penceresinden bakar hayale dalardım...

İşte o yıllarda beni top oynarken gören Maraşspor Yöneticisi Veli Zabun Kanlıdere'deki fotoğrafçıya gönderip vesikalık fotoğraf çekilmemi istemiş ve akabinde Maraşspor'da lisanslı futbolcu olmuştum.

Kimler yoktu ki; Ejder Orak hoca, Selami ve Şükrü Parslıoğlu, Fethi Çokkeser, Nihat, Küp Ahmet, Yaşar Tütüncü, Kralın oğlu Emrullah, Ercan, Reşit hoca, Ali Kılavuz, Suat hoca, Hacımaz, Şenol Hoca, Ahmet Alabacak, gençlerden ben, Metin, Alirıza, Kasap Necati (aklıma gelen isimleri yazdım unuttuklarım affetsinler)

Ejder Orak hocanın bende emeği çoktu. Her antrenmanda beni Fethi Çokkeser'le eşleştirirdi. Fethi abim inanılmaz stoperdi. Kafaya çıktığında ondan başka kafa topuna vuran olamazdı...

Top peşinde koştuğumu gören nenem, "bu oğlan haylazlığa alışacak" deyip Sarayaltı'ndaki Hamza dayımın yanına okul çıkışı gitmemi istedi...

El mahkum neneme karşı gelemezdim...

Yarım gün okul yarım gün iş...

Aklım futbolda, dayım antrenmana izin vermez, Sarayaltı Camisi'ne gidiyorum diyerek koşarak Batıpark Stadı'na gider, takımla antrenmana katılır, tekrar koşarak iş yerine dönerdim.

Dayım; "Neredesin sen?" dediğinde "Cami tuvaleti kalabalıktı" der hemen işe dalardım.

Dayımın ortağı Hüseyin Yücel ustam "karışma çocuğa" der bana arka çıkardı...

Hafta sonları haftalık almak için dükkanın dışında bekler, sırayla; Zekeriya, Muzaffer, Yunus, Emin, Galip, Osman, Duran, ismi çağrılan tam 15 kişi içeri girer haftalığı alırken bakmazdık bile.

Elimize uzatılan parayı alır "bereket versin usta" diyerek dışarı çıkardık...

Saymaya bile çekinir utanırdık...

Cumartesi akşamı Huzur Hamam'a gider, Pazar günü için hangi sinemaya gideceğimizi planlar, Pazar günü kalkar öğle yemeğini Kireci Sokağı'ndaki Kebabçı'dan kebabı yer, filmin saatine kadar postanenin duvarında Teksas, Tommiks, Zagor, Kızılmaske kitaplarını okur, ondan sonra Çiçek Sineması'na giderdik.

Haftalığımdan anama harçlık vermeyi bir görev bilir, onun duasını almak, bir başka güzellikti...

***

Derken televizyon dönemi geldi çattı...

Her akşam Hacı emmimlerin evine kız kardeşim Cemile ile gidip geliyorduk...

Bir akşam kapı açılmadı...

Cemile kız kardeşimle ağlayarak eve geldik...

Nenem hemen ertesi gün Kıbrıs Meydanı'ndaki Arçelik Bayisi'ne Hamza dayımla giderek 4.500 liraya Nordmende marka televizyonu 500 Lira taksitle aldı...

Kız kardeşimle sevincimizi anlatamaz, anlatamazdık...

Mahallemizdeki komşularımız evimize dolmaya başladı...

Kimseye kapımızı açmamazlık etmedik..

***

Benim de bir zamanlar nenem vardı...

Ruhu şad olsun...

Nenelerinizin kıymetini bilin...

DİP NOT: Okul, iş, askerlik, evlenmem, hepsinde nenem vardı. Bu yazı dizisine devam edeceğim.

Yorumlarınızla bana katılırsanız sevinirim.