Geçenlerde hocanın birine sormuşlar:
— Hocam, yazılanı anlamayan birine ne derler?
Hoca bir an durmuş.
Gözlüğünü çıkarmış, mendiliyle güzelce silmiş. Yeniden takmış, karşısındakilere bakmış.
— Evladım, demiş, eskiden buna “anlamıyor” derdik.
Millet merakla hocanın ağzına bakmış.
Hoca devam etmiş:
— Şimdi de çok değişen bir şey yok. Yalnız eskiden anlamayan susardı, şimdi anlamayan önce yorum yapıyor!
★
Masada bir kahkaha kopmuş.
İçlerinden biri dayanamayıp sormuş:
— Peki hocam, adam yazılanı anlamıyor ama yine de cevap veriyorsa?
★
Hoca çayından bir yudum almış, bardağı usulca tabağa bırakmış.
— Evladım, demiş, adam yazılanı anlamıyor ama yine de cevap veriyorsa ona artık “anlamayan” demeyiz…
★
Masadakiler biraz daha yaklaşmış:
— Ne deriz hocam?
Hoca gülümsemiş:
— “Kendini ele veren” deriz. Çünkü insan bazen neyi anlamadığını, verdiği cevaptan daha güzel anlatamaz!
★
Masada yine kahkaha kopmuş.
Bir başkası söze girecekken hoca son noktayı koyuvermiş:
— Eskiden cehalet sessizdi evladım… Şimdi klavyesi var.
★
Bu kez kahkahalar azalmış, herkesi bir düşünce almış.
Çünkü mesele yavaş yavaş fıkradan çıkıp gerçeğe dönüşmeye başlamış.
Bugün çevremize baktığımızda garip bir iletişim çağında yaşadığımızı görüyoruz.
Herkes konuşuyor.
Herkes yazıyor.
Herkes yorum yapıyor.
Ama iş anlamaya gelince ortalık bir anda tenhalaşıyor.
★
Bir haber yazıyorsunuz; adam haberi okumadan başlığa kızıyor.
Bir açıklama yapıyorsunuz; daha cümleniz bitmeden cevabı hazır.
Bir meseleyi anlatıyorsunuz; ne söylediğinizi değil, kendi duymak istediğini anlıyor.
Sonra da büyük bir özgüvenle:
“Ben seni anladım!” diyor.
Asıl korkulacak cümle de bazen tam olarak bu oluyor.
Çünkü insanın bilmediğini bilmesi büyük bir meziyettir.
Tehlikeli olan, anlamadığı hâlde anlamış gibi davranmaktır.
★
Hocaya son bir soru daha sormuşlar:
— Peki hocam, anlamayan, anlamış gibi yapıyorsa ona ne derler?
Hoca bu kez cevap vermeden önce uzun uzun düşünmüş.
Sonra önündeki çayı bitirmiş.
— Evladım, ona bir şey demeyin.
— Neden hocam?
Hoca gülümsemiş:
— Çünkü ne deseniz yine anlamayacak!
★
İşte bütün mesele bu.
Bazen anlatmak yetmiyor.
Yazmak da…
Çünkü anlamak, yalnızca gözün harfleri görmesi ya da kulağın sesi duyması değildir.
Anlamak biraz dikkat ister.
Biraz sabır, biraz da susup karşıdakini gerçekten dinleme cesareti…
Çünkü okumak başka, okuduğunu anlamak başka.
Duymak başka, dinlemek başka.
Belki de hocanın bütün o sözlerle anlatmaya çalıştığı şey buydu:
Anlamaya ayıracak vaktimiz yok ama cevap vermeye her zaman hazırız.