Kahramanmaraş'ın en etkin haber sitesi Kanal Maraş Köşe Yazarı Mustafa Karaaslan bugünkü yazısında ''Tıp Fakültesi Hastanesinde hala hastane enfeksiyonundan ölen mi oluyor?'' diye yazdı.


OĞLUMU kaybedeli tam 11 yıl oldu…

Tıp Fakültesinde ameliyat olmuş ve hastane enfeksiyonu kapmıştı…

''Acinetobacter Baumannii'' demişlerdi enfeksiyonun adına…

Bir saat içinde Kolistin isimli iğneyi getirtmiş ama maalesef kurtaramamıştım…

*

Ve dün sosyal medyadan Ak Parti Dulkadiroğlu Kadın kolları eski başkanı Serdar Sarıçiçek, Tıp fakültesi hastanesi Ortopedi ve Travmaloji bölümüne ayağında kırık oluşan yeğeninin ameliyat olduğunu ve enfeksiyon kaparak vefat ettiği paylaşınca…
 

 
 

Kahramanmaraş Tıp Fakültesi Hastanesinde hala hastane enfeksiyonundan ölen mi oluyor? Demekten kendimi alamadım…

*

Sahi Tıp Fakültesinde neler oluyor?

Hastanenin ameliyathanesinde bir sorun mu var?

Ameliyathanede temizlik, kurallarına uyulmuyor mu?

Yoksa ameliyatı yapan Ortopedi ve Travmaloji hekimlerinin mi bir eksikliği, bir insanın hayatına mal oluyor?

*

Yine geçtiğimiz günlerde bir hasta yakını ameliyat sonrası hastasını servise götürecek kimsenin olmadığı için sedyedeki hastasını kendi imkânları ile servise götürmek zorunda kaldığını paylaşmış ve ''personelin yapması gerekeni ben yaptım. Anneannemi ameliyathanede 2 saat unutmamış olsaydınız daha iyi olurdu. Ameliyathanenin ordan ben aldım servise kadar sedyede götürdüm. Sanırım normali böyle olmuyor'' diye veryansın etmişti.

Böyle olmuyor tabi ki Beril Hanım…

Hani ''balık baştan kokar'' diye bir atasözümüz var ya…

Tıp Fakültesi demek ki tam denetlenmiyor veya sağlık konusu pek ciddiye alınmıyor…

İktidar cenahı, mağlubiyete yelken açıyor İktidar cenahı, mağlubiyete yelken açıyor

*

KSÜ Tıp fakültesinin daha ileri ve yeni bir vizyon içerisine girmesi bizlerinde en büyük isteğidir.

Lakin kısır döngü içerisinde çabalayan bir yönetim ile karşı karşıyayız demekten kendimizi alamıyoruz…

Kardiyoloji bölümünün başarısı ile hepimiz övünüyoruz ama KSÜ Tıp Fakültesi sadece Kardiyoloji kalp damardan ibaret değil, yeni başarılar olması gerek, hasta ve hekim memnuniyeti olması gerek, sözde değil özde olmak kaydıyla.

*

Geçtiğimiz günlerde sorular ile üniversitemize bir yazı kaleme almıştık hala bu sorulara cevap verilmedi belki de araştırmayı iyi yapamadılar.

Veya korku dağları tüm yönetimi sarmış durumda…

Buradan biraz tiyo vermek istiyorum…

KSÜ Tıp Fakültesi diyaliz ihalesi FMC firmasına ait…

Anlaşma Protokolünde bir madde var ki oda diyalizör ve su sistemi başka bir firma ihaleye girse bile yine eli havada kalacak türden…

FMC’nin teknik şartlarına göre ihaleyi düzenleyen hocalar, hastaların yönlendirilmesinde de rol oynadığı iddia ediliyor…

Mesela şöyle bir soru sorabiliriz:

İhalenin düzenlenmesinden sonra FMC diyaliz merkezine kaç hasta yönlendirilmiştir?

Yine FMC firmasına ait araç şoförleri mevcut hasta paslaşmasında en etken rolü oynamışlar mıdır?

*

Gelelim eski FMC çalışanlarına…

Eskiden FMC diyaliz merkezinde bir fiil çalışan en az 3 hemşire de KSÜ diyaliz bölümünde çalışmakta olduğu ifade ediliyor…

Diğer bir konu ise diyaliz sertifikası alan hekimler, eskiden FMC firmasın da çalışıp sonrasında KSÜ Tıp Fakültesi Nefroloji bölümünden sertifika alıp, Necip fazıl devlet hastanesi Diyaliz kliniğinde çalışan hekim arkadaş ve Türkoğlu Devlet hastanesi Diyaliz bölümünde çalışan hekim arkadaş olduğu belirtiliyor.

Üstelik FMC firmasın da çalışıp ve çalışmak için monte edilen diyaliz teknikeri veya hemşireleri de üstüne eklersek epey bir kişi eder.

KSÜ Tıp Fakültesi yönetim ve idaresinin bu konulara vakıf olmaması diye bir durum yok ama Rektör Bey bunları iyi araştırmalı, incelemeli veya inceletmeli ki şifa dağıtan bir kurumdan şehrimize zarar veren bir kurum haline gelmemesi gerekir…

Hastane içerisinde uçan kuştan haberi olması gereken başhekim ne var ki kendi bölümü üzerinden dönen olaylara bile dahil olamamakta, başka hastanelere yönlendirilen hastalar mı desek, ameliyathanede ameliyat edilen hastanın enfeksiyon kapıp vefat etmesi mi desek, üstüne ameliyat sonrası servise vatandaşların kendi hastasını kendi götürmesini mi desek, ne desek artık bu iş self servismiş gibi önümüze çıkıyor…

Şu hastane enfeksiyonu için kafa yorulmuyor ama diyaliz hastalarının bir şekilde başka yerlere yönlendirilmesi için kafa yorulunuyor…

*

Ne diyelim:

Bu şehrin siyasetçileri, bürokratları, yetkilileri, ''aman banane yahu'' demekten ne zaman sıyrılıp bu şehir insanları için sorumluluk üstlenecekler…

O günleri görürmüyüz bilmiyorum ama Allah sonumuzu hayır etsin demekten başka elimizden bir şey gelmiyor…

Velhasıl herkes çarkını nasıl döndüreceğini düşünüyor…

İnsanlar ölmüş, bu şehir geri kalmış, kimsenin umurunda mı ki…

Donkişot gibi bir benle de olmuyor, olunmuyor…
 

***
 

AK PARTİ’DE BİR HOŞNUTSUZLUK OLDUĞU BELLİ
 

İNCE bir detay olarak gelebilir…

Üzerinde durulmayacak ciddi bir konu değil denilebilir…

Ama her şey o ince detay da gizlidir…

*

Dün Sevgili Ahmet Özdemir ile Mehmet Cihat Sezal’ın Twitter’den bir paylaşımını gördüm…

Önsen Kurtlar bölgesindeki Toki konutları incelemelerine gidilmiş…

Ve o inceleme ile ilgili paylaşılan yazıda sarf edilen cümleler dikkatimi çekti:

İl BAŞKANIMIZ Fırat Görgel deniliyor…

İlçe BAŞKANIMIZ Mücahit Kara deniliyor…

Kadın Kolları BAŞKANIMIZ Gül Çitil Okur deniliyor…

Yönetim Kurulu ÜYELERİMİZ deniliyor…

Hayrettin Bey’e gelince…

Kısaca BÜYÜKŞEHİR BEL.BŞK deniliyor…

*

Sahi Hayrettin Bey’e; Siz vekil olarak, Büyükşehir BAŞKANIMIZ demiyorsanız…

He Vallahi he Billahi bu şehir halkı da (asiller) zaten demiyor…

*

Ne diyorlar biliyor musunuz?
 

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...