Osmanlı sömürgeci değil diyenler olaya bir de bu açıdan bakmalı

Tarih hep yanlı olmuştur. Nasıl olmasın ki, zira herkes olayı kendi penceresinden görüyor ve ona göre yorumluyor. Özellikle de bizim gibi duygusal toplumlarda objektiflik veya eleştiri kültürü gelişmediği için daha başka bir sorun oluyor. Onlarca, yüzlerce yıl önce yaşanan olayları sanki biz yaşamışız gibi tartışıyoruz veya olumsuz bir durumda atalarımızı kötülemiş gibi hissediyoruz. ‘Tamam, atalarımız iyi, hoş güzel insanlar ama bu hatayı da yapmışlar’ deme olgunluğunu gösteremiyoruz. Bu sebepledir ki tarihteki her olay bir tartışma konusu oluyor. bu tartışma konularından biri de Osmanlı ve sömürgeciliktir. Osmanlıyı sevmeyenler Osmanlı, Anadolu’daki Türk halkını sömürmüş, paraları ve yatırımları Balkanlara yapmıştır tezini savunup Osmanlı da bir emperyalisti bu nedenle sömürgeciydi demektedir. Ancak bu itham (bize göre atalarımıza yapılan ağır bir itham) yenilir yutulur bir şey değil. Zira emperyalist olmak kötü bir şey ve sömürgeci demektir. Haksız yere başkalarının toprağını işgal etmek ve orada yaşayan halkın kaynaklarını kendi ülken için kullanmak demektir. Bu nedenle de Osmanlı hayranları veya Osmanlı savunucuları da; bizim atalarımız sömürgeci değil, sömürge işini Avrupalılar yapmaktadır demekte. Çünkü Avrupalılar sömürge işinin piri. Özellikle de dünya imparatorluğu kuran Birleşik Krallık (Büyük Britanya) bu işte başı çekmektedir. Fethettiği (bize göre işgal) yerlere sadece asker ve vergi memurlarını götürmekle kalmamış, bazı bilim insanları ve mühendisleri de götürmüştür. Örneğin yeraltı kaynakları için Jeoloji ve diğer yer mühendislerini, tarım için Klimatoloji uzmanlarını ve tarım ürünlerinde uzman ziraat mühendislerini ve daha nice sayamadığımız mühendis ve bilim insanını gittiği yerlere götürerek oradaki doğal varlıklardan ve doğadan en iyi nasıl faydalanacağını hesaplamış ve tüm hesaplarını bu çıkar üzerine yapmıştır. Oradaki katliamları ve köleleştirme faaliyetlerini de saymıyorum. Bugünkü konu doğal kaynakların kullanılması, kölelik ve köleleştirme ayrı bir yazı konusu olacaktır.

İşte bu nedenledir ki bu itham (sömürgeci) bize göre çok ağır ve böyle ağır bir ithamı atalarımız için kabul edemeyiz. Atalarımız fethettiği topraklara adaleti getirmek için gitti.

Adalet götürmeye giden bir devlet sömürge olabilir mi?

Böyle bir devlet bulunduğu yerin doğal kaynaklarını kendisi için tüketebilir mi? diye soranlara:

Peki, kendi toprağına kattığı yerler kendi toprağı oluyorsa oradaki kaynakları kullanmak da sömürgecilik oluyor mu? Fethettiği topraklar kendinin oluyor ise oradaki kaynakları kullanmamak enayilik veya başka bir şey olur mu? Kendi toprakların değil ise orada ne işin var? Veya Dünyada adaleti sağlamak için tüm dünyayı ele geçirmek mecburiyetinde miyiz? Gibi soruları sormak geliyor.

Karıştırdığımız nokta da işte tam burası oluyor. Öncelikle atalarımızın adil olması onların başka ülkeleri aldığı gerçeğini değiştirmez. Bir de fethettiği topraklar kendisinin oluyorsa oradaki doğal kaynakları kullanma hakkı kime ait oluyor, kendine ait olmuyor mu? Kendine ait ise onları neden kullanmıyor?

Ya da kendi sınırları içindeki doğal kaynakları kullanmak nasıl sömürge olarak yorumlanıyor. Orası senin toprakların veya ülke sınırına dahil değil mi?

Şimdi bazı HDP’lilerin ‘güneydoğunun yeraltı kaynakları batı için kullanılıyor’ dediği gibi mi diyeceksiniz ya da orası da, burası da bizim olduğuna göre tüm ülkedeki yer altı kaynaklarını tüm ülke için kullanırız mı diyeceksiniz? Bu bizim en doğal hakkımız değil mi diye sormayacak mısınız?

Bana göre Osmanlı’nın fethettiği topraklardaki doğal kaynakları kullanmamasının iki nedeni vardı. Yani sömürmeme düşüncesi değil.

Birincisi sanayisi yoktu, ikincisi ise doğal kaynakları kullanacak onların varlığını tespit edecek yeterli imkan ve bilim insanı yoktu.

Öncelikle sanayileşme olmadığı için çıkardığı kaynaklar kendisine fazlasıyla yetiyordu ve daha fazlasına da ihtiyacı yoktu. O nedenle topraklarındaki yeraltı kaynaklarını az çıkarttığı için dikkat çekmedi. İkinci olarak da hammadde önem kazandığında Osmanlı çok zayıftı bırakın sömürgecilik mücadelesini, kendisini sömürtmemek veya topraklarını kaybetmemek için mücadele veriyordu. Yani anlayacağınız toprağının üstüne sahip çıkamazken altına nasıl sahip çıkacaktı. Topraklar bir bir elimizden kayıyordu. Toprağı vermeme mücadelesi verdiğimiz için sıra toprağın altına gelmiyordu. Yoksa Osmanlı da elindeki tüm toprakların altını da üstünü de kullanırdı. Neden mi? Zira son dönemlerinde petrolün keşfi ve önem kazanması ile Osmanlı petrol bölgesi için Avrupa bilhassa da İngiltere ile mücadeleye girmiştir. Yoksa ben mi yanılıyorum. Sultan Abdülhamit keşfedilen petrol bölgelerini kaptırmamak için bu bölgeleri kendi şahsi mülküne geçirmeye çalışmış ve bazılarını da geçirmeyi başarmıştır. Demek ki varlığından haberimiz ve ihtiyacımız olması halinde biz de yeraltı kaynaklarını kullanmayı düşünmüşüz. Böyle yapmakla da iyi yapmışız zira yapmamak hata hatta enayilik olurdu.

Zaten Avrupa devletleri de sanayileşme faaliyetlerinden sonra sömürge işini hızlandırmıştır. Bırakın fakir Afrika, Amerika ve Asya ülkelerini, Osmanlı topraklarına dahi göz dikmiştir. Zira sanayileşme ile hammadde ihtiyacı artmış ve daha fazla kaynağa ihtiyaç duyulmuştur. Bu da berberinde sömürgeciliği ve sömürge yarışını getirmiştir.

Fakat kendi ülkesinde çeşitli tarım ürünlerini dahi yetiştiremeyen bir devlet ne yapabilir. Osmanlı, bırakın madenleri ve yer altı kaynaklarını en büyük maddi gücü olan tarım ve tarım ürünlerini bile çeşitlendirip arttırmayı başaramamıştır (tabi bunun birçok bahane ve sebebi olacaktır).

Osmanlı’yı savunmak adına Osmanlı bir sömürge devleti değil diyenler, bence Osmanlı’yı enayi ya da işgalci yapıyor ve bunun farkında değil. Zira elindeki topraklar kendi toprakları ise oradaki kaynakları kullanmak en doğal hakkıdır. Fakat kendi toprağı değil ise oradaki kaynakları kullanamaz ve kullanırsa sömürgeci olur. Yalnız madem orası kendi toprağı değil, o halde Osmanlı orada ne geziyor, başkasının toprağını almak işgalcilik değil mi?

Yani her iki durumda da Osmanlı kötü devlet oluyor. Onlara göre ya enayi oluyor ya da işgalci. Kendi topraklarındaki doğal kaynakları kullanmadı diye Osmanlı ile övünmek ise ya cahillik ya ezberciliktir. Başka açıklaması var mı bilemiyorum.

Hem kendi toprağımız diyeceksin ve o toprakları kazanmak ve kaybetmemek için yüzlerce binlerce askerini feda edeceksin. Sonrada o topraklardaki kaynakları kullanmak hakkımız değil diyeceksin? O toprakları hak etmek için daha ne kadar asker feda etmemiz gerekiyordu?

YORUM EKLE
YORUMLAR
sukuti
sukuti - 2 hafta Önce

MORİSKOLAR
İspanyol hâkimiyeti altında yaşayan zorla hıristiyanlaştırılmış eski müslümanlara verilen ad.
XVI-XVII. yüzyıl İspanya tarihinde özel bir yere sahip bulunan bu yeni topluluğun temel hususiyeti biri açık, diğeri gizli çift kimlikli oluşuydu. Bunlardan ilki ancak evlerde ve gözden uzak mekânlarda ortaya çıkarılabilen müslüman kimliği, diğeri toplum içinde gösterilen hıristiyan kimliğiydi. İspanya yönetimi, Moriskolar’ın dinlerinden tamamen vazgeçirilip hıristiyan toplumunun içinde özümsenebilmesi için bir dizi yasağı devreye soktu. Öncelikle İslâmî usullere göre kesimlerin yapıldığı mezbahalar ve kasap dükkânları kapatıldı. Arap isim ve unvanlarının kullanılması, Arapça konuşulması, Arapça kitap bulundurulması, çocukların sünnet ettirilmesi, kadınların tesettüre uygun giyinmesi yasaklandı. Altı yaşından küçük çocukların hıristiyan terbiyesiyle yetiştirilmesi için manastırlara yerleştirilmesi kararlaştırıldı. Bu kararlara uyulup uyulmadığını kontrol etmek ve ihlâllere karşı cezaî müeyyideleri uygulamak amacıyla başta Gırnata (Granada) ve Belensiye (Valencia) olmak üzere Moriskolar’ın topluca bulundukları yerlerde engizisyon mahkemeleri kuruldu. Bir Morisko’nun ramazan ayında gündüz vakti kendisine sunulan yemeği yahut herhangi bir günde domuz etini yememesi, cuma günü temizlik yapması veya evini kilitlemesi, çocuklarına müslüman kültürüne ait isim vermesi, Arapça konuşması, ağzından “Allah”, “Muhammed” lafızlarından birinin çıkması ve yatak odasında haç bulundurmaması gibi sebepler engizisyon mahkemesine sevki için yeterliydi. Mahkemelerde kendilerine yüklenilen suçu itiraf eden sanıklar para cezası, mal müsaderesi, kürek mahkûmluğu veya yakılarak öldürülme gibi cezalara çarptırılmaktaydı.
Mehmet Özdemir,TDV islam Ansiklopedisi c.30.s.288
Beyefendi Sömürge öyle değil böyle olur.

Adblock Tespit Edildi

Reklamların web sitemize yüklenmesini devre dışı bırakmak için bir adblock tarayıcı eklentisi kullandığınızı tespit ettik.

×

Reklamlardan elde edilen gelir, bu web sitesinde ulaşmaya çalıştığınız kaliteli içeriği sunmamızı sağlar.

Bu sayfayı görüntülemek için, adblock eklenti ayarlarını devre dışı bırakmanızı rica ediyoruz.