Soruşturmanın selameti....

Yazarımız Fahri Kurt, son dönemlerde oldukça tartışılan 'soruşturma' konusunu kaleme alıyor ve örnekler veriyor. İşte o yazı:

Soruşturmanın selameti....

İdari, adli, mali…  soruşturmalarda hakkında soruşturma açılanlar, açığa alınır. Soruşturma sağlıklı yürüsün, deliller karartılmasın, şahitlere baskı uygulanmasın, etkileme, yönlendirme olmasın diye. Bütün bunlar adalet tecelli etsin diye yapılır.

 

Adalet duygusunu, soruşturmanın selameti belirler. Adalet duygusunu, müfettişin dürüst, tutarlı, namuslu olması ve hukuka uygun hareket etmesi belirler. Kanaat ve inisiyatifini de vicdanını çiğnemeden, aklını yemeden haktan, hukuktan yana kullanması beklenir.

 

Ne yazık ki hep bekliyoruz. Adalet bekleyenler beklemeye devam etsin. Atlı alan Üsküdar’ı geçti. “Hak geldi batıl zail oldu” derdik, yanlış işler müfettişten, savcıdan, polisten geri dönerdi. Aksakallılar devreye girer, nizaları kadıya götürmeden hallederlerdi. Bir bilene sorulur, “nasihat haktır” denilirdi. Yanlış yapana, “kendine gel, yanlıştan dönmek erdemdir, fazilettir, şereftir” denirdi. “Yanlış işler Bağdat’tan geri döner” derdik. Şimdi Bağdat yıkıldı, yanlış işler, dosdoğru yol almaya başladı. “Bir yanlış görürseniz, elinle, dilinle düzelt. Buna gücün yetmiyorsa kalbinle buğzeyle, bu da imanın en düşüğü” denilirdi.

 

Bütün bunlar adalet duygusunu yaşatmak içindi. Halkın adaleti temsil edenlere güvenini sağlamak içindi. “Kırmıza ışıkta dur” demek içindi.

 

Şimdi yanlışı onaylayan, suç işleyeni saklayan, harama helal diyen bir toplumsal anlayış ve “Levanten Müslüman” zümre türedi. Bu anlayışın filizlenmesinde, müfettiş, savcı, polis gibi suç ve suçluyu kovalayan yetkililerin davranışlarının önemli bir etkisi vardır.

 

Müfettiş; suçu araştırırken, ahbap yaren ilişkisi ile hareket ederse, savcı; suçu işleyenin hangi partiden, cemaatten, tarikattan, hangi nüfuzlu adamın yakını olduğuna bakarsa, polis;kendisine gelen telefonlara göre işlem yaparsa, tabiî ki de dayısı olan dayılanır.Haklı olan değil, güçlü olan haklı olur.Hakka karşı da hukuka karşı da zalimlik olur.Hukuk cinayetleri revaç bulur.

 

Konfiçyus'un dediği gibi; “Kanunlar bir ağdır. Küçük sinekler takılır kalır. Büyükler ise deler geçer.”

Bazı kurumlarda, soruşturmanın selameti açısından memur görevden uzaklaştırılıyor. Ancak müdür efendi kurumunu sallasa da, çalışanlara, şahitlere mobbing uygulasa da, delilleri karartma şüphesi güçlü olsa da soruşturma selametle yürütülmektedir, ne hikmetse.(!)

 

Müfettişin peşine müfettiş, polisin peşine polis, savcının peşine savcı, öğretmenin peşine müdür, müdürün peşine valiyi takmak mecburiyeti hâsıl olmaya başladı.

 

Peki, amirin amiri kim? Onu kim nasıl denetleyecek? En büyük amir vicdandır. Vicdanı besleyen de damarlarımızdaki asil kanı besleyen helal ekmektir. Evrenin hakiminin hakemliğine imandır. Allah’tan korkmayan, kuldan utanmaz. Utanmazsa bir insan her şeyi yapmayı helal sayar. Ar damarı yırtılanın aort damarı yırtılmıştır.

 

Adaletin aort damarı olan soruşturmacılar, büyük mahkemeye inanmıyorsa adalet Kral Faruk’un koynundan çıkmaz. Mısır, Nil’e kıyamete kadar kavuşamaz. Mursi, Sisi’den kurtulamaz.

 

“Şehbalini adalet isteyenelerin yurduna seren”;  “kızım Fatma da olsa hırsızlık yapan elini keserim” , “şeriatın(hukukun)kestiği parmak acımaz” diyen Şahı Resul unutulursa, adalet nasıl tecelli eder? Adalet tuz gibidir. Bozulmayı engeller, kokuşmayı önler.Ya tuz kokarsa…

 

Kaleminin mürekkebini, mazlumun kanıyla, gözyaşı ile dolduranlar için “yaşasın cehennem!” diyen mazlumların niyazına “amin” demek teselli veriyor insana.

 

Soruşturma selamette olmazsa, adalet selamette olmaz. Allah’a yeminlerini bozanlar, Hipokrat yeminini mi tutacaklar?

Güncelleme Tarihi: 00 0000, 00:00
YORUM EKLE