Dört direk yıkılırsa!

Kanal Maraş köşe yazarı Fahri Kurt bugünkü yazısında " Dört direk yıkılırsa" diye yazdı.

Dört direk yıkılırsa!

 

Devletler de bir insan gibi organik bağlarla, kurum ve kuruluşları ile birbirine bağlıdır.

 

Devletin de başı var, eli ayağı var, yüreği var, namusu şerefi var.

 

Devleti kuran irade, toplum da devlet teşkilatından farksızdır. Bileşik kaplar gibi birbirine bağlıdır ve akar durur.

 

Millet olmamıza, devleti ayakta tutabilmemize yardımcı olan dört temel unsurdan söz edebiliriz.

 

Bunlardan birincisi güvenliktir. Güvenliği ayakta tutan ise caydırıcı ceza kanunlarıdır. İslam hukukundaki “kısas” hükmü bunu sağlamak için mükemmel bir  hukuk normudur. Bu norm, can, mal, namus, vatan, millet ve devlet güvenliğini ayakta tutar. ”Kısasta hayat vardır” ayeti bunu açıklar.

 

Kısas yani adam öldüreni öldürmezseniz, yani idam kalkarsa bütün suç örgütleri şımarır. Hırsızlık, tecavüz, adam kaçırma, kavga, adam öldürme gibi olayların önüne geçilemez. Çünkü  caydırıcı ceza kanunu yoktur veya zayıflatılmıştır. Son yıllar kadın cinayetleri ve yıkıcı terör olaylarının artması, örgüt üyelerinin şımarması,( İstanbul Gazi Mahallesi olaylarında olduğu gibi) bu yüzdendir.

 

Toplum ve devleti sarsan ikinci unsur ise zinanın suç olmaktan çıkarılmasıdır. “Zinada zillet, rezillik vardır”  ilkesi yok olursa, toplumda ahlaki dejenerasyon ortaya çıkar ki toplumun temeli olan aile sarsılır ve yıkılır. Son yıllar boşanmalardaki artışın sebebini burada aramak gerekir. Aile Bakanlığının kurulmasına ihtiyaç duyulması bu nedenledir. “Ahlaken yükselemeyen milletler hiçbir alanda yükselemezler.”  Bilim, teknoloji, ekonomi, alt yapı, sanayileşme gibi kalkınma hamleleri ve planları yapıldığı gibi ahlaki yapımızı da güçlendirici her türlü çalışmanın yapılması lazımdır.

 

Üçüncü unsur ise ekonomidir. Kazan kazan formülü ile herkes çalıştığının karşılığını almalı, kimse hak etmediğini almamalı, alın terini en helal ekmek bilmelidir. Son yıllar çalışmadan, bedava, lüks yaşam, anı yaşa felsefesi revaç bulmaya başladı. “Bal tutan parmağını yalar” diyen haramiler, miras yediler, geçimi devlete yıkan tembel kesimler türedi.

 

Ekonomiyi ayakta tutan çalışmak, üretmek ve helal kazançtır. Milli gelirin eşit ve hakça dağılımıdır. Faiz ise ekonominin ve çalışanların emeklerinin sömürülümesindir. Faiz, buğday ambarına fare girmesi, ekin tarlasına domuz girmesi, koyun sürüsüne kurt girmesi, bala sirke, süte zehir katmak gibi bir şeydir.

 

İnsanlar ve devletler faiz çarkında üç kazanır, beş kaybeder. Borç yükü, kayıplar her geçen gün artar ve altından kalkılamaz hale gelir.

 

Faiz, karşılıksız borç bulma yani “karzı hasen” olmadığı zaman ortaya çıkar ki günümüzde kimse kimseye güvenip borç vermek istemiyor. Darda kalan ise faizde soyuluyor. Alışverişte dürüst olmak, sözümüzde durmak, borcumuzu zamanında ödemek, emaneti korumak, sözleşmelerimize sadık kalmak çok önemlidir, güveni sağlamak için. Ticari ahlakın bozulması güvensizliği doğurmaktadır. Bu da çevremizden borç bulmayı ortan kaldırmaktadır. Borç bulamayan insan da faizciye-tefeciye gitmektedir. Yani “denize düşen yılana sarılmaktadır.”

 

Hz. Peygamber,” faiz yiyen mezarından şaşkın, ”elektrik çarpmış gibi kalkar, faiz yiyen Kabe’de günah işlemiş gibidir” şeklindeki şiddetli uyarıları dikkate alınmazsa faizcinin ağında çırpınır dururuz.

 

Dördüncü unsur ise gıda-tarımdır. Can boğazdan geldiği gibi can boğazdan çıkmaktadır. Yediğimize içtiğimize dikkat edilmesi gerekir. Haram olanları yemek ve içmek sağlığımızı ve biyolojik-genetik yapımızı tehdit etmektedir. Son yıllar genetiği değiştirilmiş meyve- sebze, tahıl, bakliyat ve et ürünleri her yeri kanser gibi sardı. Domuz üretimi ve ürünlerine serbestlik geldi. Türk usulü beslenme şeklimiz değişmeye başladı. Yahudi tohumu yiyerek Türk ve Müslüman kalmak mümkün mü?

 

Genetiği bozulmuş gıdalar, sadece biyolojimizi, sağlığımızı bozmuyor. Milli seciye ve karakterimizi de yok ediyor. Örneğin bizi agresif-depresif-şizofrenik  ve saldırgan hale getiriyor. Psikopat ve kavgacı bir toplum ortaya çıkarıyor. Bu da aile içi ve toplumsal çatışmaları doğuruyor. Yine savaşçı, ordu millet özelliğimizi yok ediyor, tavuklaştırıyor, erkeklik genlerini zayıflatarak.

 

Sonuç, güvenliğimizi sağlamak için idam cezasını, toplumsal çözülmeyi ve ahlaki çürümeyi önlemek için zina yasağını, ekonomik gücümüzü korumak için faiz alıp vermeyi, sağlığımızı ve genetik özelliklerimizi, milli karakterimizi korumak için de gıda terörünü önlemek mecburiyeti vardır.

 

Yoksa bu dört direk yıkılırsa,  yok oluşa doğru gidiyoruz demektir.

 

Güncelleme Tarihi: 00 0000, 00:00
YORUM EKLE