Ağlamak çare değil

Yazarımız Fahri Kurt, bugünkü yazısında son zamanlardaki cinayetleri gündemine alarak "Ağlamak çare değil" diyor. İşte o yazı:

Ağlamak çare değil

 

Lise öğrencisi Münevver Karabulut 3 Mart 2009 tarihinde Cem Garipoğlu tarafından testere ile kesilerek öldürüldü. Cinayet duyulduktan sonra Türkiye’de büyük bir toplumsal infial oluştu. Siyasal, sosyal tepki doğdu. Katil zanlısı Cem Gariboğlu cinayetten 197 gün sonra teslim oldu.  18 Kasım 2011 tarihinde mahkûmiyet kararının verildi. Cem Gariboğlu 10 Ekim 2014 tarihinde Silivri’de cezasını çektiği 5 No'lu L Tipi Kapalı Cezaevi'nde kendini asarak intihar etti.

 

 Kayseri’de 2009 yılında Ramazan Bayramı’nın ikinci günü 21 Eylül günü şeker toplamaya çıkan üç çocuk birden kayboldu. Uzun Uğraşlar sonunda, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de özel gayreti ile Olaydan 1.5 yıl sonra katil Uğur Veli Gülışık, yakalandı. Ankara F Tipi Cezaevi’ne nakledildi.

 

Uğur Veli Gülışık suçunu itiraf etti. Öldürülen Dilruba ve Ahmet Tuna Tekin kardeşler ile Türkan Ay’ın cesedi, Yozgat’ın Çayıralan İlçesi yakınlarındaki gölet kenarında üst üste gömüldükleri çukurda bulundu.

 

 29 Ekim 2014’te Van’ın Gürpınar İlçesinde akşam saatlerinde kaybolan dört yaşındaki Nehir Aslan’ın ulusal basına yansıyan haberleri yaktı yürekleri.4 yaşındaki Nehir Aslan için arama çalışmaları Kar ve soğuk havaya rağmen her yerde devam etti. Ancak minik kızın izine rastlanmadı. Anne Hatice Aslan, Nehir’den geriye kalan okul çantası ile teselli bulmaya çalıştı: “Artık kızımın cenazesine bile razıyım. Her gün gider mezarında ağlarım” dedi.

 

En son Tarsus’ta öldürülen Özgecan Aslan'ın, bir dolmuşçu tarafından tecavüze uğraması, ellerinin kesilmesi ve yakılarak bir dereye atılması milletimizi iyice germiştir.

 

 Bu örnekleri Antep, İzmir, Ankara, Bursa, Diyarbakır’daki diğer olaylarla çoğaltabiliriz.

 

Müslüman bir ülkede; 21.yüzyılda, her yıl binlerce insanın hacı-hoca olduğu bir ülkede yaşanan bu vahşetler, sıradan adli vakalar değildir. Tarihin en büyük dramı olan, Kerbela katliamanından daha vahşi, daha gaddar, daha zalim cinayetlerdir. Bu vahşet, karşısında imanı ve insanlığı tepki vermeyecek, isyan etmeyecek bir canlı olamaz. Ölenimize üzülelim. Ancak ağlamak, sıknamak, hıçkırmak, haykırmak sosyal siyasal sorumluluğumuzu kara çarşaf gibi kapatmaz. Zinanın suç olmaktan çıkarıldığı bir devlette toplumsal ahlaksızlıkların, idamın kaldırıldığı bir ülkede can ve mala karşı işlenen cinayetlerin önüne geçilmez.

 

 “Kısasta hayat vardır” fermenını hukuktan çıkarmak, yukarıda saydığım olaylara yardım ve yataklık yapmaktan başka bir şey değildir. Allah’ın sosyal ve siyasal hayata koyduğu kanunlar evin direkleri gibidir. Direkleri söküp atanlar, evlerinin başlarına yıkılacağını hesaplamalıdırlar. Kimse Allahtan daha iyi hüküm koyucu, kanun yapıcı, yaratıcı ve yürütücü olamaza. İlahi hükümleri hükümsüz kılan, hukuki düzenlemeler, böyle şeytani olaylara neden olmaktadır.

 

 Kanun çıkarmakta yetmez. Kanunları anlayacak, uygulayacak olgunlukta insanları da yetiştirmek gerekir. Yoksa kanunlar hava da kalır.

 

İdamı kaldırdık, teröristler, caniler, eşkıyalar azdı, kudurdu. Zinayı suç olmaktan çıkardık, toplumsal ahlakımız çökmeye başladı. Çare;

 

Toplumu iyi eğitmek, ahlaki kalkınmayı gerçekleştirmek. Maddi refahı geliştirmek. Kanunlarımızı ilahi nizama ve Türk töresine uygun hale getirmek.

 

Ağlamak çare değil. Ağlayanların haline çare bulmak lazım. Kadınlar ağlar erkekler iş yapar.

 

**

 

 Haçlılar Endülüs’ü yakıp yıkarken, Gırnata’nın son sultanı Ebu Abdullah (Abdullahis Sağir) yüksek bir tepe üzerinde hazin hazin ağlarken annesi bağırıyordu: “Kadınlar gibi ağlayacağına kalk da erkekler gibi savaş.” Ardından Ebu Abdullah, Memlukler ve Osmanlıdan yardım istemiş ve bu amaçla Endülüs’ün son meşhur şairlerinden Ebu’l Bekâ Sâlih b. Şerif’i de heyetle birlikte 1486’da Bâyezid-i Velî’ye göndermişti. II. Bâyezid bir yandan Memlukler diğer yandan kardeşi Cem gaileleri yüzünden çok üzüldüğü halde savaş açamadı ve Kemal Reisi göndererek Katolikler dışında ölüme mahkûm edilenleri kurtarıp aylarca Akdeniz sahillerine ve İstanbul’a taşıdı.

 

Ağlamak çare değil,Hep birlikte bir şeyler yapmalıyız. “Çaresizseniz çare yine sizsiniz.”

Güncelleme Tarihi: 00 0000, 00:00
YORUM EKLE

banner50