İYİ Parti Lideri Meral Akşener, partisinin grup toplantısında gündeme yönelik açıklamalarda bulundu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında milletvekillerine ve partililere hitap etti.

Açıklamadan öne çıkan başlıklar şöyle:

''25 Mart Türk siyasetinin yiğit ve dürüst evladı Muhsin Yazıcıoğlu'nun şehadete yürüyüşünün yıl dönümü. Muhsin Yazıcıoğlu'nun ruhu şad mekanı cennet olsun.

HEPİNİZE YAZIKLAR OLSUN

Her ne hikmetse milli günlerimize denk gelen cuma namazlarımızın hutbelerinde Diyanet yönetiminin aklına Atatürk gelmiyor. Kuranı Kerim'in tefsirini yaptıran, sadece 1923'te 126 caminin bakımını yaptıran Gazi Mustafa Kemal'in adı, bizzat kendisinin kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı'nın aklına gelmiyor. Hatta hutbelerde onun adını anmamak için adeta özel çaba harcanıyor. Vefasızlığa bakar mısınız? Hepinize yazıklar olsun.

BAY KRİZ KENDİNİ YALANLADI

Biz projeye değil ranta karşıyız. Bay kriz Çanakkale Köprüsü'nün açılışında kendini yalanladı. Allah ıslah etsin. Geçiş ücretini 200 'liracık' olarak açıkladı. Üzerini biz tamamlayacağız dedi. Gerçeği kendi sesinden itiraf etti. Törene katılan arkadaşlarımız pahalı dese de, zamanında emeklilerimize seyyanen zam yaparken 200 lira diyerek büyüttüğü rakamı köprü geçişinde 200 liracık ilan etti.

HAZİNENİN MÜTEAHHİTLERE NEDEN PEŞKEŞ ÇEKİLDİĞİNİ SORGULUYORUZ

Değerli dava arkadaşlarım. Ben neden köprü yaptınız demiyorum. Sizler de neden köprü yapıldı demiyorsunuz. Ben neden yol yaptınız da demiyorum. Bizler milletimizin alın teriyle fedakarlıklarla doldurduğu hazinenin neden müteahhitlere peşkeş çekildiğini sorguluyoruz.

Sayın Erdoğan, bu insanlar çare arıyor, bu insanlar çile çekiyor. Üretim maliyetleri sürekli olarak artarken destekler adeta sadaka niyetinde veriliyor ve bu durum çiftçilerimizi kahrediyor. Biz milletin sesi oldukça, onlar tiyatro diyor. Varsın olsun. Yalan mıymış, gerçek miymiş, çok yakında zaten görecekler. O sandık gelecek, bu arkadaşlar da, neyin tiyatro, neyin gerçek olduğunu acı bir şekilde görecek. Hiç merak etmeyin, az kaldı.

Haber Trabzon'dan geldi: Berat Albayrak dönüş için kolları sıvadı! Haber Trabzon'dan geldi: Berat Albayrak dönüş için kolları sıvadı!

DESTEKLER SADAKA NİYETİNDE

AK Parti iktidarı sizlerin çabasına, emeğine nankörlük ediyor. Ama biz, çalışmaktan nasırlanan ellerinizin hak ettiği değeri görmediğini biliyoruz. Biz herkesin bitti dediği anda küllerinden doğan büyük bir milletiz. Biz cesur bir milletiz.

TÜRKİYE BÖYLE BİR REZALET GÖRMEDİ!

Aziz milletim; Cumhuriyetle birlikte oluşan, devlet kurumsallığımızı, değerli bilim insanı, Şerif Mardin Hocamız; “Kişi otoritesine dayalı onur anlayışından, Yasa ve kurallara dayalı onur anlayışına geçiş” olarak tanımlar. Peki bugün geldiğimiz noktada, Ak Parti iktidarı, sizce hangi onur anlayışına sahip?

Bu sorunun cevabını, daha geçtiğimiz hafta, ekonomideki uzmanlığından ziyade, sitkom repliklerini andıran, abuk sabuk demeçleriyle öne çıkan, Nebati Bakan’ın bizzat kendisi verdi. Bu arkadaşımız ne dedi? Kulaklarıma inanamadım! 'Bir problem mi yaşadınız? Rahat olun. Bize hemen ulaşırsınız. Bürokrasiyi alaşağı ederiz. Arkamızda Cumhurbaşkanımız var. Mevzuatı da değiştiririz.' Üstelik bunu kime dedi? Yabancı yatırımcılara dedi. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, böyle bir rezalet görmedi. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, böyle bir cıvıklık görmedi. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, böyle laubali bir yönetim anlayışına hiç rast gelmedi.

YAZIKLAR OLSUN!

Bu açıklama; Ülkemizde bir devlet krizi olduğunun itirafıdır. Aslında Nebati Bakan diyor ki; “Biz, kanun, yasa, yönetmelik tanımıyoruz. Sizler de, Türkiye’ye yatırım yaptığınız takdirde; Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunlarıyla veya kurumlarıyla, bir sorun yaşarsanız, bize gelin. Biz sizin adınıza, bütün yasal şartları ortadan kaldıralım. Yani, Türkiye’de kurumsal bir devletle muhatap olmayın, gelin doğrudan, kişilerle muhatap olun.” diyor. Neresinden bakarsanız bakın, içinde yaşadığımız bu ucube sistemin, ucubeliğinin, bundan daha net bir ifadesi ve tarifi olamaz.

DEVLETE KARŞI ALINMIŞ, BİR TAVIRLA MÜCADELE EDİYORUZ

Değerli dava arkadaşlarım; biz bugün, sadece bir siyasi partiyle değil, Devlete karşı alınmış, bir tavırla mücadele ediyoruz. devletin soyut kişiliğini öldürüp, Onun yerine, Sayın Erdoğan’ın biyolojik bedenini koyan, bir tavırla mücadele ediyoruz. Bürokrasiden, medyaya, hatta iş dünyasına kadar her alanı, Erdoğancıkların istila ettiği, Cumhuriyet kanunlarının yerini de, Sayın Erdoğan’a sadakatin aldığı, bir tavırla mücadele ediyoruz.

TÜRKİYE'DE EŞİT VATANDAŞLIKTAN SÖZ EDİLEMEZ

Maalesef artık bugün, Türkiye’de, ne modern bir devletten, ne de eşit vatandaşlıktan bahsedemeyiz. Bunun çok acı bir örneğine, geçtiğimiz günlerde Adana’da şahit olduk. Biliyorsunuz Sayın Erdoğan, başörtülü bacıları konusunda çok hassastır. Her fırsatta, başörtülü kadınlarımızın hakkından hukukundan bahseder. Biz sanıyorduk ki; Sayın Erdoğan için bu ülkenin tüm dindar kadınları birer kız kardeştir. Başı açık kadınlarımız için ne düşündüğü zaten İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasıyla ortadadır. Meğerse işin aslı öyle değilmiş…

DİNDAR OLMAK ERDOĞAN İÇİN YETERLİ DEĞİLMİŞ

Meğerse, başörtülü olmak, dindar olmak, Müslüman olmak, Sayın Erdoğan’ın bacısı olmak için, yeterli bir kriter değilmiş. İşte biz Adana’da, tüm çarpıcılığıyla aslında bu gerçeği gördük. Adana’da yaşananlar, bize gösterdi ki; Sayın Erdoğan’ın bacısı olmak için, başörtülü olmaktan önce, kendisine tabi olmak gerekliymiş. Yani asıl mesele, dindar olmak değil, yandaş olmakmış. Başörtülü kadınlarımızın hukuku, Ak Parti’ye oy verdikleri sürece kutsalmış… Yani; “Oyunu basarsan baş tacısın, itiraz edersen copu yersin”miş… Hey gidi hey… Yunus ne güzel söylemiş: "Zulm ile abad olanın, ahiri berbad olur." Bu ülkenin dindar kadınlarının omuzlarında iktidara gelip, o kadınları, coplatarak iktidardan çekip gitmek… Şu ironiye bakar mısınız? Geçekten ibretlik. Hani bağırıyor ya boğazından ses çıkara çıkara 'Kimler kimlerle berabermiş... İşte burada görüyoruz. Demek ki ettiğini görmeden ahirete görmek yokmuş.

ÜLKEMİZDE, CİDDİ BİR GÖÇ POLİTİKASI SORUNU VAR

Devletin kurumsal yolundan, bir kere ayrılınca, gerisi de, çorap söküğü gibi gelir… Sizden hesap soracak kimse olmadığı zaman, ülkeyi, babanızdan miras kalan, bir dükkân gibi görürsünüz. Vatandaşınızı köleleştirmeye çalışır, ülkenizi de, pazarlanacak bir kupon arazi olarak görmeye başlarsınız. İşte Sayın Erdoğan ve arkadaşlarının düştüğü durum da, tam olarak budur. Bugün geldiğimiz noktada, ekonomiden, tarıma, eğitimden, sağlığa kadar, ülkemiz için kritik öneme sahip, her alanda, bu çarpık bakış açısının, memleketimize verdiği zararları, tüm gerçekliğiyle yaşıyoruz.

Elbette ki, göç politikasını da, bu kirli anlayıştan ayrı düşünemeyiz. Bugün ülkemizde, ciddi bir göç politikası sorunu var. Sakın ola, mevcut durumun, gelişi güzel, ve kontrolsüz bir şekilde, ortaya çıktığını düşünmeyin. Hatalar üzerine rastgele oluşmuş bir problem olduğunu sakın düşünmeyin. Tabloyu, bizzat Sayın Erdoğan istedi ve bizzat kendisi tasarladı. Her zaman olduğu gibi, yine, devletin, bütün kurumsal değerlerini ve hafızasını hiçe sayarak, bilerek ve isteyerek; Türkiye’nin göç politikasındaki felsefeyi, Türk Milleti dışındaki herkesi, memnun etmek üzerine kurdu.

HATAY BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI LÜTFÜ SAVAŞ HAKKINDA SORUŞTURMA AÇACAK KADAR KANTARIZ TOPUZUNU KAÇIRDILAR

Bu politika, öncelikli olarak, ülkemizin kaynakları ile okuyan, başarılı ve nitelikli insanlarımızın, batı ülkelerine gönderilmesini hedefliyor. Milletimizin senelerdir, dişinden tırnağından arttırarak kurduğu, okullardan mezun olan, pırıl pırıl doktorlarımız, mühendislerimiz ve akademisyenlerimiz, bilinçli bir şekilde, yurt dışına gitmeye zorlanıyor. Bu muazzam insan kaynağından da, Batılı ülkeler ziyadesiyle faydalanıyor. Yetişmesi için, tek kuruş ödemedikleri, doktorlarımızı, mühendislerimizi, yetişmiş gençlerimizi, kendi vatandaşlarının ve ekonomilerinin, hizmetine sunuyorlar.

Diğer taraftan da; nitelikli insan kaynağımız, ülkemizi terk ederken, olabildiğince vasıfsız bir iş gücü de, ülkemize akın ediyor, ve Bay Kriz’in kurduğu, kölelik sistemine dahil oluyor. Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş hakkında soruşturma açacak kadar kantarın topuzunu kaçırdılar. Sığınmacıların bu ülkeye gelmesinin tek sorumlusu sayın Recep Tayyip Erdoğan'dır.

Biz, sığınmacılara vicdansızlık edilmesini istemiyoruz. Sığınmacılara karşı kullanılan, ayrıştırıcı ve düşmanca dilin karşısındayız. Düşmanca söylemler, ırkçı eylemler, sorun çözmekten acizlerin yöntemidir. Böyle yaklaşımlar, sorunun çözümünü değil, iktidarın vicdan perdesinin arkasına gizlenmesini kolaylaştır.

Sayın Erdoğan sen ve arkadaşların istediğiniz kadar yıkmaya çalışın biz ve arkadaşlarımız el ele vererek ülkemizi ayağa kaldıracağız.

İktidarı şimdiden uyarıyorum. Vaziyet alın biz geliyoruz. Siz tüm çirkinliklerinizle tıpış tıpış gideceksiniz. Biz güçlü zengin ve mutlu bir Türkiye için geliyoruz